Bozcaada yaz boyunca tatilciler için bir eğlence ve dinlenme alanına dönüşürken, adanın turizm işletmelerinde çalışanlar için sezon aynı anlama gelmedi. Butik otellerde tek başına kahvaltı hazırlayan, odaları temizleyen, çamaşırları yıkayan; restoranlarda 13-14 saate varan mesailer yapan işçiler, sezon boyunca adanın turizm ekonomisini sırtladı. Patronlar kazançlarına kazanç katarken işçiler uzun çalışma saatleri, düşük ücret ve izin hakkını kullanamamakla karşı karşıya kaldı.
Şimdi Bozcaada sezonun son yoğunluğuna, 4 Eylül’de başlayacak Caz Festivali’ne hazırlanıyor. Ancak sezon işçisi Bengü İlke Çiçek, 1 Eylül’de bir günlük iş bırakma eylemine hazırlanıyor.
Yaklaşık dört aydır izin kullanmadan çalıştığını söyleyen Çiçek, kendi yaşadıklarının adadaki turizm işçilerinin genel çalışma düzeninden bağımsız olmadığını belirterek “İnsani koşullarda çalışmıyoruz. Adadaki tüm işçileri 1 Eylül’de benimle birlikte iş bırakmaya çağırıyorum” dedi.
Üniversite yıllarından bu yana yaz aylarında Bozcaada’da çalışan Bengü İlke Çiçek, adadaki çalışma koşullarını İlke TV’ye anlattı.

(Bengü İlke Çiçek)
İlk yerde 17 gün dayanabildim’
Çanakkale’de üniversite okurken yazları harçlık kazanmak için Bozcaada’da çalışmaya başladığını belirten Çiçek, sezonluk çalışmanın temel nedenlerinden birinin kış aylarında geçinebilmek olduğunu söyledi:
“Koşullar ağırdı ama Çanakkale öğrenci şehri olduğu için orada da ucuz işçisiniz ve bir asgari ücret etmeyen maaşınız, sigortasız işinizle kira ödemeye çalışıyorsunuz.”
Bengü İlke Çiçek, Bozcaada’da ilk çalıştığı yerdeki barınma koşullarını şöyle anlattı:
“Sezonluk çalışmanın benim için en iyi tarafı kira ödemeden para biriktirip kışın geçinebilecek bir miktar kazanabilmek. Ama bunun karşılığında nasıl koşullarda çalıştığımız da önemli. 2019 senesinde girdiğim ilk iş yeri meyhaneydi. Patronun evinin bodrum katında, kadın personel için üç yatak konulmuş, başka hiçbir alanı ve eşyası olmayan, hatta kapısı bile bulunmayan bir yerde konaklamaya başladım. Sabah 8’de mesaim olmasına rağmen sabaha karşı 2’de patronun arkadaşları sarhoş bir şekilde eve geliyor, ‘Abi bura nere ya?’ diyerek kaldığımız yere kafalarını uzatıyordu. Uyurken tanımadığınız adamlarla göz göze geliyorduk. Bu koşullarda 17 gün dayanabildim ve ayrıldım.”
Aynı iş yerinde Özbekistanlı bir bulaşıkçının çalışmaya devam ettiğini, sezon sonunda ücretlerini alabilmek için defalarca iş yerine gitmek zorunda kaldıklarını söyleyen Çiçek, paralarını ancak araya başka insanların girmesiyle zorlukla alabildiklerini belirtti.
Daha sonra temizlik işini öğrendiğini ve otellerde çalışmaya başladığını anlatan Çiçek, birkaç sezon aynı otelde çalıştığını söyledi. Çalışma koşullarının zaman içerisinde ağırlaştığını belirten Çiçek, bu sezonun başında tek personel olarak kahvaltı, temizlik ve çamaşır dahil otelin bütün işlerini üstlendiğini aktardı:
“Birkaç kere konuştum ama ‘İstersen gidebilirsin, zaten suratın beş karış çalışıyorsun, suratsızsın’ gibi cevaplarla karşılaştım. Oysa ben suratsız değildim, artık yorgunluktan tükenmiştim. Suratımın asık olmasının sebebi iki kişinin yapması gereken işi tek başıma yapıyor olmam, yeterince yardım edilmemesi ve ekstradan patronumun diğer işlerini yapmak zorunda kalmamdı. Bir işçinin bu kadar yükü tek başına taşımasının normalleştirilmesini kabul etmedim. Daha sonra zaten bu iş yerinden ayrılma kararı aldım.”
‘Otelin tüm işini yine tek başıma yapmaya başladım’
Çiçek, buradan sonraki iş yerinde ise işe başlamadan önce iş tanımı dışında çalıştırılmak istemediğini açıkça söylediğini ancak bunun da çalışma koşullarını değiştirmediğini ifade etti.
“Sonraki iş yerine başlamadan önce açıkça, sırf yapabiliyorum diye bana işim olmayan şeyleri yaptırmayın diye söyledim. O da bana ‘sıkı para politikası’ uyguladığını, iki personelin fazla, bir personelin az olduğunu söyleyerek kendisinin joker eleman olarak benimle birlikte çalışacağını söyledi. Ben de bu şekilde iş yükünün paylaşılacağını düşündüm. Ama bu ada patronlarının en klasik yalanı.”
İlk hafta patronun bazı işlere yardım ettiğini ancak daha sonra bütün işlerin yeniden kendisine kaldığını anlatan Çiçek, şöyle dedi:
“İlk hafta odalardaki yatakların kirli çarşaflarını ve havluları makineye atarak yardım etti. Ancak ben talep etmedikçe, ‘Şunu yapar mısınız?’ diye özellikle istemedikçe işlerden elini çekti ve kısa süre içinde bütün otelin işlerini yine tek başıma yapmaya başladım. Bir iş yerinde patronunuzdan işin paylaşılmasını istemek bile kolay değil, üzerinizde sürekli bir baskı hissediyorsunuz. Benim patronumun iki işletmesi var. Buradaki işler bittiğinde diğer taraf yoğunsa oraya da yardıma gitmem bekleniyor. Bazen reddediyorum ama diğer çalışanın zor durumda kaldığını bildiğim için gitmek zorunda hissediyorum. Yani işe başladığımda konuştuğumuz görev tanımı zamanla ortadan kalktı; ihtiyaç olan her iş, yapılabilecek kişi olarak benim üzerime kaldı.”
Çiçek, son tartışmasının da bu nedenle çıktığını ve ardından 1 Eylül’de bir günlük iş bırakma eylemi yapma kararı aldığını belirtti.
‘Yaklaşık 4 aydır izinsiz çalışıyorum’
İş bırakma kararının ardından adadaki diğer işçilerle konuştuğunu belirten Çiçek, “Biz insani koşullarda çalışmıyoruz. Mesai saatlerimiz yok, izin yok, yaklaşık 4 aydır izinsiz çalışıyorum” dedi.
Günün erken saatlerinde başlayan çalışmanın müşterilerin giriş saatine kadar yoğun biçimde devam ettiğini anlatan Çiçek, temizlik, çamaşır, bulaşık ve kahvaltı işlerinin aynı anda yürütüldüğünü belirtti:
“Sabah 7 gibi kahvaltı hazırlıkları başlıyor, 11.00’de bitiyor ama 11.00’de aynı zamanda müşteriler çıkıyor. Saat 14.00’te yeni girişler olacağı için o saate kadar bütün odaların temizlenmiş olması bekleniyor. Yani bir işi bitirip diğerine geçme şansınız yok. Her şeyi aynı anda yetiştirmeye çalışıyorsunuz. Bir yandan bulaşık makinesini çalıştırıp bir yandan odalara başlıyor, bir yandan da çamaşır yıkamaya başlıyorsunuz. Temizlik zaten başlı başına ağır bir işçilik. Kimyasallar bir tarafta, merdivenlerde aşağı yukarı koşturup süpürge, yastık, yorgan taşımak bir tarafta, kapıda bekleyip ‘Odamıza girebilir miyiz artık?’ diye soran müşteriler bir yanda. Bütün bunları birkaç saat içinde tek başınıza yetiştirmeniz bekleniyor.”
Saat 14.00’e kadar odaların tamamlanmasının ardından da mesainin bitmediğini belirten Çiçek, otelde çalışanların gün boyunca sürekli ulaşılabilir durumda tutulduğunu söyledi:
“14.00’e kadar ancak bitirebildiğiniz bu işlerden sonra da mesai bitmiyor. Ortak alanların temizliği, bahçeler, kahve isteyen müşteriler, giriş yapacak yeni müşteriler, kuruyan çarşaflar, yeni asılacak çarşaflar derken yapılacak iş hiç bitmiyor. Yani 14.00’ten sonra sadece koşmayı bırakıyorsunuz, mesai bitmiyor. Otelde kaldığınız için çalışma saatleriniz de belirsizleşiyor; sizden her an bir iş yapmanız bekleniyor. İş yerinde olduğunuz her an çalışmaya hazır olmanız gerektiği düşünülüyor.”
Resepsiyonda beklemenin patronlar tarafından ‘çalışma’ olarak görülmediğini belirten Çiçek, bunun uzun mesaileri daha da görünmez hale getirdiğini söyleyerek “Ben son günlerde bu yüzden iş yerini terk ediyorum ama resepsiyonda oturmak, giriş yapacak müşteriyi beklemek patronların gözünde iş bile sayılmadığı için birçok arkadaşım her gün 13-14 saati aşan mesailer yapıyor. Zaten restoran, meyhane çalışanlarının normal mesaileri günde 13-14 saat” ifadelerini kullandı.
‘Saatlik ek mesai hesapladığımızda çoğumuz asgari ücretin altında çalışıyoruz’
Sezonluk işlerin, özellikle kira ödememek ve kışın geçinebilecek para biriktirmek için tercih edildiğini ancak uzun çalışma saatleri hesaba katıldığında ücretlerin düşük kaldığını belirten Çiçek, şunları söyledi:
“İşin kötü tarafı, asgari ücretle çalışmayayım, kira ödemeyeyim diye geldiğiniz sezonluk işlerde haftanın yedi günü, günde 14 saate varan mesailer yapıyorsunuz. Buna rağmen aldığımız ücret, yaptığımız işin ve harcadığımız zamanın karşılığı olmuyor. Benim maaşım 45 bin lira, diğer çoğu otel çalışanı da benzer ücretler alıyor. İş görüşmelerinde 35 bin lira teklif edenler oluyordu ve genellikle yabancı uyruklu kişileri bu ücretlere çalıştırıyorlar. Fazla mesaileri de hesaba kattığınızda aldığımız ücretin ne kadar düşük kaldığını görüyorsunuz.”
‘İzinsiz çalışmak o kadar normalleştirilmiş ki’
Bozcaada ve turizm sektöründeki birçok çalışanın ağır koşullarda çalıştığını ifade eden Çiçek, “Ben kendi koşullarımın insani olmadığından bahsederken Bozcaada’daki ya da turizm sektöründeki birçok işçinin benden çok daha kötü koşullarda çalıştığının farkında olarak bunu söylüyorum” diye konuştu.
İzinsiz çalışmanın sektörde olağanlaştırıldığını söyleyen Çiçek, “O kadar normalleştirilmiş ki birine bundan bahsettiğinizde size gülüyor. Yasal çalışma saatleri günde 11 saati aşamaz, burada bir sürü insan 14 saatlik mesailer yapıyor. Ben bunu normalleştirmeyi kabul etmiyorum” dedi.
“Zaten işsizlik, kendi mesleğini yapamamak gibi sorunlarla boğuşuyoruz, bir de yaşayacak alan bırakmıyorlar. Hayal bile edemeyeceğim miktarlardaki paraları patronlarıma kazandırmak için yılın üçte birini izinsiz çalışarak geçirdim.”
‘1 Eylül’de grevde olduğumu söyledim’
Çalışma koşullarının iyileştirilmesi için daha fazla personel ve izin talep ettiğini belirten Çiçek, buna rağmen patronların kazancına katkı sağlayan emeğin karşılığının alınamadığını ifade etti:
“Haftada iki gün izin kullanarak, günde 8-9 saat çalışarak ve bir kişi daha ekibe dahil olsa bile patronların servetine servet katacağımın farkındayım. Buna rağmen şu an iki kişinin yapması gereken işi tek başıma yapıyor, izin kullanmadan ve uzun saatler çalışıyorum. Bu koşullarda çalışmaya devam etmek zoruma gidiyor.
Bu yüzden kovulmayı da göze alarak patronuma 1 Eylül’de iş bırakacağımı söyledim. ‘Kovmazsanız ertesi gün devam edeceğim’ dedim. Kendisi solcu olduğunu söylediği için ayıp olmasın diye beni kovmayacağını düşünüyorum. Bir de 4 Eylül’de Bozcaada Caz Festivali başlıyor. Birçok iş yeri personelini festivalin sonuna kadar çalıştırmayı düşünüyor. Yani ayın 7’sine ya da 15’ine kadar yoğunlukta çalıştırıp ardından işime son verebilir. Ben de bunun farkında olarak bu kararı aldım.”
Sezonun sonuna yaklaşılması ve birçok çalışanın adadan ayrılmaya başlaması nedeniyle işverenlerin kısa süreliğine yeni çalışan bulmasının zorlaşacağını belirten Çiçek, işçilerin birlikte hareket etmesi halinde iş bırakma eyleminin daha etkili olabileceğini söyledi.
‘Biz durursak senin işin durur’
Bengü İlke Çiçek’in çağrısı sadece otel çalışanlarını değil, adadaki farklı sektörlerde çalışanları da kapsıyor. Restoran, otel, dükkan, feribot ve belediye işçilerinin birlikte iş bırakması halinde çalışma hayatının patronlar açısından da duracağını söyleyen Çiçek, amaçlarının üretimi ve hizmeti kimin var ettiğini göstermek olduğunu belirtti:
“Patronların eli kolu bağlanır. Bu işi kimin döndürdüğünü, asıl emeği ortaya kimin koyduğunu gösterebiliriz. Hayal gibi gözüküyor ama bizim onlara mecbur olduğumuzdan daha çok onlar bize mecbur. Yani bu bir günlük iş bırakma eylemiyle biz durursak senin işin durur, bana reva görmediğin 3 kuruş için yüz binlerce lira kaybedebilirsin ve bizi bu koşullarda çalıştırırsanız hep beraber işi bırakabileceğimizi göstermek gerekiyor diye düşünüyorum.”
Çiçek, çalışma hayatındaki sınıfsal ayrımın yalnızca beyaz yaka ve mavi yaka üzerinden okunamayacağını belirterek sözlerini işçilerin yaşam ve çalışma koşullarına ilişkin talepleriyle tamamladı:
“Artık beyaz yakalı, mavi yakalı da fark etmiyor. Para kazandırdığımız kişiler değil, biz çalışıyoruz ve hakkımızı almıyoruz. Patronlar ve zenginler benden daha iyi bir hayat yaşamayı ne diye hak ediyor? Hakkım olan yaşamı, insani çalışma koşullarını istiyorum. 1 Eylül’de iş bırakarak en azından bir günlüğüne bu düzenin nasıl işlediğini birlikte gösterebiliriz. Ada çalışanlarına çağrım, kimsenin tek başına olmadığını görmesi ve hakkı için birlikte hareket etmesi.”




