• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Casusluk Davası | İmamoğlu’ndan ‘fon krizi’ tepkisi: ‘İşin içinde olan herkes bu iktidarın fertleri’

Casusluk Davası | İmamoğlu’ndan ‘fon krizi’ tepkisi: ‘İşin içinde olan herkes bu iktidarın fertleri’

Tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve görevinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “siyasi casusluk” davasındaki savunmasında fon krizine değinerek “Bu işin içinde olan herkes bu iktidarın fertlerinin insanları. Eşi, dostu, akrabası; hepsi bu işin içinde. Üst düzey bürokrasi ve saray siyasetinin parmakları bu fonların içinde” diye konuştu. Duruşmada savcı Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ile Hüseyin Gün’ün tutukluluk halinin devamını talep etti.

Casusluk Davası | İmamoğlu’ndan ‘fon krizi’ tepkisi: ‘İşin içinde olan herkes bu iktidarın fertleri’
Casusluk Davası | İmamoğlu’ndan ‘fon krizi’ tepkisi: ‘İşin içinde olan herkes bu iktidarın fertleri’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 29 Eylül 2026 12:29
  • Güncellenme: 29 Eylül 2026 13:18

Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu’nun siyasi danışmanı Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün’ün “siyasal casusluk” iddiasıyla tutuklu yargılandığı davanın yargılamasına devam ediliyor. Davanın üçüncü duruşması, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 4 No’lu duruşma salonunda başladı.

Duruşmada savunma yapan İmamoğlu, şunları söyledi:

“İki yılda şahsıma 20’ye yakın dava ile muhatap edildiğim bir süreci yaşattılar. Mevcutta 13 tane ceza davası ile mücadele etmekteyim. Bu mahkemelerin de 23’e yakın hâkim değişikliği yapılarak adil yargılanmamın tümüyle engellendiği bir ortamı yaşamaktayım. Artık ben sayamıyorum. Kaç kişi değişti, kim geldi, kim gitti, kim kimdir? Bir mahkemeden öbür mahkemeye hakimleri bile tanıyamaz duruma geldik. Tarifi gerçekten imkansız, anlatması gerçekten çok zor. Türkiye Cumhuriyeti devletinde bin yıllık geleneğimize yakışmayan utanç verici, herkesin eve gidip gerçekten ellerin arasına kafasını alıp düşünmesi gereken bir dönemi yaşıyoruz. Biz bu duruma nasıl geldik? Bu ülke nasıl kuruldu? Yani bu ülkenin evlerinde insan kalmadı. Sadece 103 yıl önce benim evimde bile şehitler, gaziler vardı. Her insanın evinden insanlar kalmadı evlerde.”

‘Bu devlet adına utanç verici bir durum’

19 Mart’tan bu yana yürütülen yargı süreçlerinin her birinde farklı bir suçlamayla karşı karşıya bulunduğunu vurgulayan İmamoğlu, şöyle devam etti:

“Bugün de aynı günde 2 duruşmayla yine tarihe not düşmeye devam ediyoruz. Casusluk… Yani arkaya dönüp baktığımda çok yakinen tanıdığım, dostluk, yoldaşlık yaptığım Necati Özkan’dan casus çıkartmak, yani bu ülkenin silahlı kuvvetlerinde görev yapmış bir insandan, kendini memleketine adamış bir insandan casus çıkarmak… Uzaktan izlediğim, okuduğum, takip ettiğim, fikirlerine hayranlıkla baktığım Merdan Yanardağ’dan casus çıkarmak ya da televizyonuna çökmek, adı her neyse. Şimdi burada tanıdığım yani kimdir, nedir bilmediğim, hiç tanışmadığım, bir defa fotoğraf çekildiğim… Görüyorum ki yani gerçekten artık biz zaten mahkemede buna çok şaşırır olduk. Bazen arkadaşlarım bir mahkemede diyor ki ‘Ya ben masumum diye haykırasım geliyor, sonra biriniz çıkıyor, dinliyorum. Ondan sonra diyorum bu benden daha masum’ deyip ona üzülmeye başladım, ben de Hüseyin Gün’ü dinlemeye başladım bu mahkemede. Gerçekten o insandan da casus çıkarmak, bu devlet adına utanç verici bir durum.”

‘Saray siyasetinin parmakları bu fonların içinde’

Gündemdeki fon krizine ilişkin de konuşan İmamoğlu, şunları söyledi:

“Fon vurguncuları hakkında daha önce gerekli yerlere de uyarı yapılmış. Hatta bu uyarıyı yapan insanları hemen gözaltına atmışlar. Hatta utanmadan gözaltına aldıktan sonra bir kısım bu işin, bu vurgunun önde giden insanları ‘İyi ki tutuklatmadım’ diye de laf etmişler. Yani tutuklatma yetkisini bile kendinde gören insanlar bunlar. Çünkü niye? Bu işin içinde olan herkes bu iktidarın fertlerinin insanları. Eşi, dostu, akrabası; hepsi bu işin içinde. Üst düzey bürokrasi ve saray siyasetinin parmakları bu fonların içinde. Bu kadar ayan beyan. Düzenlenecek olanlar da onlar, denetleyecek olanlar da onlar, düzenleyecek düzenleyen de onlar. Eşler, dostlar, akrabalar, nepotizm böyle yani zirve yapmış. Ben akrabamı olduğum yere sokmadım. Kural getirdik. Bir yönetici varsa onun akrabası yönetici olamaz. Bir yöneticinin akrabası işe alınamaz. Bu kadar ileri taşıdık meseleleri, arkadaşlarım şahittir. Biz bu kurallarla devlette görev yaptık 11-12 senedir. Niye? Milletin evlatlarına burs verilsin diye.

Fatma Betül Sayan tepkisi

Genç bir kadına 110 bin dolar İBB burs vermiş. Ekrem İmamoğlu ne yapmış? 5,5-6 senede, bugünün parasıyla 12,5 milyar lirayı 600 bin çocuğa dağıtmış. Onun için ben buradayım. ‘Milletin parası millete verilecek’ dedik biz, onun için ama bir kadın 110 bin dolar… Aynı kadını defalarca ‘Hadi burs aldın gittin yurt dışına, yaptın mı yapmadın mı o da belli değil, hadi geri dön hizmetini yap’ diye kuruma çağrılıyor, cevap bile vermiyor. Kuruma bile gelip kuruma hizmet bile etmiyor. Kayıtlı, tespitli. Bunu yaşattılar bize. Bu mektuplar kendisine yazılırken sayın cumhurbaşkanı o zaman başbakan, aynı anda başbakana da danışmanlık yapıyor. Benim yanımda öyle biri gezecek, kovarım onu. Bedelini ödettiririm ona. Onun için şimdi bunu kim tespit ediyor? Ana muhalefetin sözcüsü açıklıyor. Yahu Allah aşkına, ‘Kim yaptıysa ortaya çıksın’. Neymiş, AK Parti’nin sözcüleri acayip laflar ediyormuş, ‘Kim yaptıysa ortaya çıksın. Kim yaptıysa kendini ihbar etsin. Gitsin teslim olsun’. Vay anasını ya. Devleti düşürdükleri duruma bakar mısınız?

‘İnsan kendini öldürüyor bu ülkede’

Bu ülkede adalet terazisinin bir kefesinde iktidar vardır, orası dokunulmazdır. Orada hesap yapmak yoktur, orada denetim yoktur. Öbür kefesinde ise üzerine itiraz edenler vardır. Orada yargılanmak, susturulmak, gözaltına alınmak, taciz, işkence her şey vardır. İşte bütün bunların bedeli çok ağır. Bütün bunların bedeli emeklilerin aç kaldığı bir Türkiye’dir. Bütün bunların bedeli asgari ücretlilerin açlık içinde olduğu bir Türkiye’dir. Bir ömür çalışan, devletine güven duyan bu insanlar sefalete mahkûm edilmiştir. İşte bunun sonucu Anayasa Mahkemesi önünde, 2 çocuk babası emekli bir yurttaşımız Ali Şekeroğlu, ‘para için değil, onurumuz için’ diyerek canına kıymıştır. Bunların hepsinin sebebi işte bu casusluk davası gibi davalardır. İddia makamı, duyun bu sesi. Sorumlusunuz, sonuna kadar. 5 günde 7 emniyet mensubumuzun intihar ettiğinden bahsedildi geçen hafta. Kimse bunları duymadı. Seçmen analizi yapanı casus ilan ediyorlar. Tersine çevrilen bu düzende söylem ile gerçeklik arasındaki uçurum artık ölüm büyüklüğüne ulaştı. İnsan kendini öldürüyor bu ülkede. Bunun ağırlığını hissedin. Hissetmek zorundayız ey milletim, aziz milletim, kıymetli halkım.”

Savunmasına devam eden İmamoğlu, şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanı’nın ülkeye verdiği en büyük zararlardan biri, hukuk devletinin üzerine katran dökmüş olmasıdır. İktidarda kalabilmek için yargıyı siyasi bir aparat hâline getirmiştir. Siyaset üzerinde yargı eliyle vesayet kurmaya çalışmıştır. Birleşmiş Milletler kürsüsünden dünyaya adil düzen çağrısı yapıyor beyefendi. New York’ta ‘güçlü olanın değil, haklı olanın sözünün geçmesini istiyor.’ Ne kadar ilginç. ‘Güçlünün hukuku olmaz’ diyor. Vay anasını ama Türkiye’de rakibini cezaevine yolluyor. Dünyadan adalet istiyor, kendi ülkesinin cumhurbaşkanı adayı casusluk suçlamasıyla yargılanıyor. Rakibine ‘ahmak’ kelimesi üzerinden siyasi yasak vermeye çalışıyor. Düşünebiliyor musunuz? Ben defalarca karşısında seçim kazandım. Buradan kendisine sesleniyorum. Siyasi mücadelemiz devam edecek ama devletin kurumları, hiçbir siyasetçinin kişisel hesaplaşmasının aracı olmamalıdır. Kurumların tarafsızlığına duyulan güven hepimizin ortak meselesidir. Çünkü kurumlar, devlet, adalet bu ülkenin temeli. Bunu yok etmeyin, sarsmayın.

 ‘Siz diyorsanız ki ‘devlet gitsin, ben kalayım’

İktidarlar değişir, partiler değişir, bakanlar değişir, milletvekilleri değişir, cumhurbaşkanı değişir ama devlet kalır. Siz diyorsanız ki ‘devlet gitsin, ben kalayım.’ Bu olmaz. Onun için siyasi mücadelemiz devam edecek. Geçenlerde durmuş saatin bir kez doğru zamanı gösterdiği gibi Adalet Bakanı’nın bir sözü var. ‘Hukuku istismar ederek hukuksuzluk yapan hiç kimsenin yanına kâr kalmayacak’ demiş. Bugün başkalarına hesap soranlar, yarın verdikleri talimatın, hukuksuzlukların ve ülkeye ödettikleri bedelin hesabını adil mahkemelerde milletin huzurunda tek tek verecektir. İki gün sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi, yeni yasama dönemine girecek. Yani aziz milletimize ait olan bu gazi Meclis’in varlığını koruması gerekiyor. Kurtuluş Savaşı’nı vermiş olan bu yüce Meclis’in bitirilmemesi gerekiyor. Bunun da tek yolu, siyasi rakiplerinizi davalarla, soruşturmalarla, tutuklamalarla siyaset alanının dışına itmek değil; tam aksine demokrat bir ortam yaratmaktır.

‘Büyümesine göz yumduğunuz yapılar için bugün çetelere operasyon diyerek milleti kandıramazsınız’

Böyle bir ülkede yatırım fonlarında yaşanan kriz yüzünden 131 fonun tasfiyesine karar verilmişken bunu hangi yatırımcıya anlatıyorsunuz Allah aşkına? Soruyorum size. Ne hukuk güvenliği ne güvenilirlik ne öngörülebilirlik? Bu ülkenin asrın soygunu olan fon vurgununun, iddiaların hesabı henüz sorulmamışken vatandaşın birikiminin güvende olduğuna onu nasıl inandıracaksınız? Muhalif bir gazeteciyseniz, gözaltına alınıyorsanız, muhalif bir gazeteciyseniz tutuklanıyorsanız, bu nasıl bir öngörülebilirlik olur? Cumhurbaşkanı adayına, siz diplomasını iptal edip peş peşe davalar açıp casus ilan ediyorsanız bu nasıl bir hukuk güvenliği? Bu düzenin ne yapacağı artık öngörülebiliyor. Gücün karşısında duran için soruşturma, iktidarın işine gelen için koruma, Bu kadar net. Bu ülkede artık 100 kişiden 85’i adalete güvenmiyor. Neymiş efendim? Kendi iktidarınız dönemindeki işlenen faili meçhul cinayetleri aydınlatıyorlarmış ve bu bir başarı hikâyesiymiş. Olacak iş değil. Hangi hükümetin döneminde oldu bunlar? Tabii ki aydınlatılacak, aydınlatılmak zorundadır. FETÖ terör örgütünü devletin tüm kurumlarının yargı dahil mahkemelere dahil kim soktu? ‘Ergenekon’un, Balyoz’un davalarının savcısıyım’ diyen kimdi Allah aşkına? Şehirler çetelerin, sokak mafyasının eline bırakılırken neredeydiniz? Yıllarca büyümesine göz yumduğunuz yapılar için bugün çetelere operasyon diyerek milleti kandıramazsınız.”

‘MİT 4 aydır cevap vermiyor’

“Mahkemeleri, son derece keyfi biçimde casuslukla suçlanan ve daha da keyfi biçimde tutuklanan bizler üzerinden hiçbir gerekçe olmadan tutukluluğu sürdürülen ve bu zalimliği yaşatılan insanlar hâline dönüştürdünüz” değerlendirmesini yapan İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Casusluk faaliyeti var mı, yok mu? Bunu doğrudan Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) bu mahkeme sordu. Bir değil, iki kez sordu. Mayıs ayından bu yana 4 aydır MİT’in çok basit ik soruya yanıt vermesini bekliyoruz. Benim ve diğer yargılanan arkadaşlarımın casusluk faaliyetinde bulunduğumuza ilişkin MİT’in elinde bir rapor veya tespit var mıdır? Sorunun bir tanesi bu.

Sayın Hüseyin Gün’e ait olduğu söylenen veriler ve ibb.gov.tr’ye ait olduğu söylenen veriler, TCK’nın 328’e 1 maddesi kapsamında devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerden midir? Bu soruyu ben sordum. Sayın Hüseyin Gün’le fotoğraf çektiren İbrahim Kalın bizi yabancı casuslardan korumakla görevli MİT’in başına getirilirken ben Hüseyin Bey’le fotoğraf çektirdiğim için nasıl casus ilan ediliyorum diye sordum. MİT’in Başkanı’na bunu sordum. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı adına Sayın Fuat Oktay tarafından kendisine verilen yetkilendirme yazısını gündeme getirdim ve bunun anlamını sordum. Dört soru soruldu, sıfır yanıt. MİT, 4 aydır bu sorulara cevap vermiyor. MİT’in bunlara cevapları vermesi bir gün bile değil. Kutsal, hepimizin kıymetli teşkilatı MİT’in bunlara cevabı bir gün bile değil, sıfır yanıt.

‘MİT’in elinde bir rapor veya tespit var mıdır?’

MİT yıllarca cevap vermezse siz olmayan şeyin olmadığını beklemeye mi devam edeceksiniz? Bizi yıllarca tutsak etmeye mi devam edeceksiniz? Gücünüz mü yok doğru karar almaya yoksa kişisel bir kininiz mi var? Biz ne yorum yapalım? Ne yapalım biz yani, nasıl bir yorum yapalım, bize yol gösterin. Bu ülkenin kanununa, maddi gerçeğe uygun yargılama yapıp yapmadığınızı ben nasıl değerlendireceğim? O yüzden sizden benim şahsi bir talebim yok ama buradan herkese, kamuoyuna seslenmek istiyorum. Özellikle özgür iradesiyle bu ülkeye kutsal hizmet veren gazeteciler vasıtasıyla seslenmek istiyorum. Casusluk suçlaması ağır bir iftiradır. Burada yargılanan üç dava arkadaşımın da bu mahkemede tanıştığım Hüseyin Gün dahil öyle düşündüğünü kendi seslerinden duyacaksınız. Benim ve diğer yargılananların casusluk faaliyetinde bulunduğumuza ilişkin MİT’in elinde bir rapor veya tespit var mıdır? Dört aydır cevap vermeyen MİT’e, başındaki İbrahim Kalın’a tekrar soruyorum.

‘Mücadeleyle her gün ümidini yükselten Ekrem İmamoğlu’yum’

Böyle bir yargı düzeninde ne ekonominin ne de toplumsal hayatın sağlıklı işlemeyeceğini hepimiz biliyoruz. Bugün ülkemizde yaşanan bu sefil krizin, manevi yozlaşmanın asıl müsebbibi de yargının içinde bulunduğu bu içler acısı durumdur. Onun için sorumluluk sadece bu absürt davada bizi ‘tutsak tutmayın’ meselesi değildir. Siz yere düşen Türk yargısına tekme mi atacaksınız yoksa yere düşen Türk yargısını ayağa kaldıran insanlardan mı olacaksınız? Bunu ispat edeceksiniz.

İddia makamını yargılayıcı sözler söylemeyi kendime hak görüyorum. Artık iktidarın her türlü adaletsiz talimatını görev sayan bir kısım muhterisle karşı karşıyayız. Bu durum hazindir. Milletime, ülkemizin haysiyetine sahip çıkan gençlerimize buradan seslenmek istiyorum: Bu iftira, bu yalan dolan düzenini hep birlikte tarihin çöplüğüne bizler atacağız. Sorumlularından bu aziz milletin adil mahkemeler huzurunda hesap soracağı günler yakındır. Bu mücadele azmimizi, bu mücadele kararlılığımızı asla ve asla kaybetmeyeceğiz. En zor anlarda kar altında deniz düşü kuranlara selam olsun diyorum ve ben asla ve asla ümidini kaybeden değil, burada verdiği mücadeleyle her gün ümidini yükselten Ekrem İmamoğlu’yum.”

Tutukluluğun devamı istendi

Merdan Yanardağ da suçlamaları reddederek davanın gazetecilik faaliyetleriyle ilişkilendirildiğini savundu. Yanardağ, TELE1’in yayın politikası ve İmamoğlu’nun siyasi faaliyetleri nedeniyle hedef alındığını vurguladı. Hüseyin Gün ise önceki duruşmada yaptığı savunmada kendisinin casus olmadığını belirterek suçlamaları kabul etmedi.

Duruşma savcısı, Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ile Hüseyin Gün’ün tutukluluk halinin devamını talep etti.

(ANKA)

Fon soruşturmasında 5 kişi daha tutuklandı