KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Kürt meselesinin demokratik çözümüne ilişkin ANF’ye değerlendirmelerde bulundu. Sürecin mevcut durumundan çerçeve yasaya, Abdullah Öcalan’ın rolünden Kürt sorununun çözümünde Meclis ve siyaset kurumunun sorumluluğuna kadar çeşitli başlıkları değerlendiren Bayık, sürecin yalnızca silahsızlanma üzerinden ele alınmaması gerektiğini söyledi. Bayık, kalıcı bir çözüm için demokratikleşme adımlarının atılması ve Kürtlerin dil, kültür ve siyasal haklarının güvence altına alınması gerektiğini savundu.
Değerlendirmelerine son dönemde farklı kentlerde gerçekleştirilen taziye ve anmalarla başlayan Bayık, bu buluşmalara katılımın Kürt halkının sürece verdiği desteği gösterdiğini söyledi.
Bayık, son yıllardaki çatışmalı süreçte yaşamını yitiren ve kamuoyuna açıklanmayan PKK’liler için düzenlenen taziye ve anmaların, sürecin ilerleyen aşamalarında yaşanabilecek tartışmaların önüne geçmek amacıyla gerçekleştirildiğini ifade etti.
Anmalara on binlerce kişinin katıldığını belirten Bayık, bu katılımın Kürt toplumunun yaşamını yitirenlerin mücadelesine verdiği değeri gösterdiğini vurguladı. Bayık, Kürt meselesinin “idam sehpalarından masaya taşınmasını” yaşamını yitirenlerin mücadelesinin sonucu olarak değerlendirdi.
‘Çerçeve yasa eksik ve yetersiz ancak sürecin başlangıcı’
Cemil Bayık, süreç kapsamında kabul edilen çerçeve yasaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yasanın ağırlıklı olarak silahsızlanmayı düzenlediğini belirten Bayık, düzenlemeyi “eksik, yetersiz ve hatalı” bulduklarını ancak reddetmediklerini söyledi.
Yasanın, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin bir sonucu olduğunu belirten Bayık, sürecin İmralı, Meclis komisyonu ve Meclis Genel Kurulu’ndaki görüşmelerinde yalnızca silahsızlanmanın ele alınmadığını belirtti. Bayık, bu nedenle yasayı sürecin “başlangıç yasası” olarak değerlendirdiklerini ifade etti.
Bayık, yasanın tek taraflı biçimde uygulanamayacağını belirterek, düzenlemenin devlet, İmralı ve Kürt hareketi arasındaki tartışma ve müzakerelerle hayata geçirilebileceğini söyledi. Silahsızlanma ve demokratik siyasal yaşama katılma konusunda iradelerinin net olduğunu belirten Bayık, uygulamanın nasıl gerçekleştirileceğinin de önemli olduğunu vurguladı.
‘Silahsızlanmayla birlikte demokratikleşme adımları atılmalı’
Sürecin yalnızca silahsızlanmadan ibaret olmadığını belirten Bayık, silahsızlanmanın demokratik siyasal yaşama geçişi sağlayacak adımlarla birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.
Bayık, demokratikleşme adımlarının yasada açık biçimde yer almamasını eksiklik olarak değerlendirdi. Silahsızlanmanın gerekçesinin de açık biçimde ortaya konulması gerektiğini belirten Bayık, yalnızca silahlı çatışmanın sona ermesine yapılan vurgunun yasanın amacını zayıflattığını ifade etti.
Yasanın dilini de eleştiren Bayık, barış ve sorunların çözümünü amaçlayan bir düzenlemede kullanılan dilin farklı olması gerektiğini söyledi.
‘Sürecin tıkanmasının sorumluluğu iktidarda olur’
Çerçeve yasayla birlikte iktidarın 50 yılı aşkın süredir devam eden bir sorunun çözümüne ilişkin taahhüt altına girdiğini vurgulayan Bayık, bunun demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü anlamına geldiğini söyledi.
İktidarın süreci sonuna kadar götürme ve toplumsal birlikteliği güçlendirme yönündeki açıklamalarına değinen Bayık, “İktidar sık sık bu süreci sonuna kadar götüreceğiz, kardeşliği ve iç cepheyi güçlendireceğiz, diyor. Bu yasa ile bu süreci başarıya götüreceğiz söylemi daha fazla dile getirilmektedir. Bu da ancak demokratikleşme ile sağlanabilir. Demokratikleşme Kürt sorununun çözümünü sağlatabilir. Bu yasa ile iktidar bunları zımnen kabul etmiş oluyor. Eğer bu süreç demokratik adımlarla ilerletilmezse tıkanır, bunun sorumlusu da iktidar olur. Bu açıdan bu yasayla birlikte sürece taraf olan herkesin taahhüt altına girmesini önemli görüyoruz. Bu nedenle yasayı başlangıç olarak değerlendirdik” ifadelerini kullandı.
‘Öcalan’ın süreçte aktif rol alması gerekiyor’
Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü ve süreçteki rolünün kendileri açısından belirleyici olduğunu söyleyen Bayık, “Bir halkın önderine yaklaşım, o halka yaklaşımdır. Özgür ve serbest çalışır konuma ve akabinde fiziki özgürlüğüne kavuşmadan bu sürecin ilerlediğinden ve amacına ulaştığından söz edilemez” dedi.
PKK 12. Kongresi’nde örgütün feshedilmesi ve Türkiye’ye karşı silahlı mücadelenin sonlandırılması yönünde karar aldıklarını belirten Bayık, aynı kongrede Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin Abdullah Öcalan tarafından yürütülmesine ilişkin de karar alındığını söyledi.
Sürecin tartışma aşamasından uygulama aşamasına geçtiğini belirten Bayık, bu aşamada da Öcalan’ın aktif rol üstlenmesi gerektiğini ifade etti. Bayık, Öcalan’ın süreç içinde yer almasının şimdiye kadar sürecin bu noktaya gelmesinde etkili olduğunu savundu.
‘Kadroların durumu netleşmeden süreç tamamlanamaz’
Bayık, silahsızlanmanın uygulanması, Türkiye’ye dönüşler ve siyasal yaşama katılım gibi başlıkların oluşturulan kurulun denetiminde yürütüleceğini belirtti.
Çerçeve yasa dışında bırakılan yönetici kadro ve çok sayıda kadronun durumunun ise önemli bir sorun olduğunu söyleyerek bu kişilerin Türkiye’ye dönüşü açısından hukuki ve siyasi durumlarının netleştirilmesi gerektiğini belirten Bayık, “Yönetici kadronun sorunu çözülmeden Kürt Özgürlük Hareketi ile devlet arasındaki sorun nasıl çözülmüş olacaktır?” ifadelerini kullandı.
Türkiye’ye dönüşlerin özgür ve demokratik bir siyasal mücadele ortamında gerçekleşmesi gerektiğini belirten Bayık, demokratik siyasal koşullar oluşturulmadan yapılacak dönüşlerin geçmişteki “eve dönüş” uygulamalarından farklı olmayacağını vurguladı.
‘Kürt sorununun çözümünde belirleyici kurum Meclis olmalı’
Kürt sorununun çözümünü kalıcı hale getirecek yasal düzenlemelerin Meclis tarafından yapılması gerektiğini; Meclis’in bu rolü üstlenebilmesi için siyaset kurumunun da sürece dahil olması gerektiğini belirten Bayık, konunun yalnızca iktidarı değil, muhalefetiyle tüm siyasi aktörleri ve toplumu ilgilendirdiğini ifade etti.
Kürt sorununa ilişkin siyasetin uzun yıllar alanın dışında tutulduğunu savunan Bayık, sorunun ağırlıklı olarak güvenlik ekseninde ele alındığını ve bu yaklaşımın sonuç vermediğinin görüldüğünü belirtti.
Çözüm için siyasetin devreye girmesi gerektiğinin altını çizen Bayık, “Kürt sorunu ile ilgili siyasi konulardan uzak kalan siyaset, Türkiye siyasi gerçeğinden uzak kalmaktır” dedi.
‘Kürtlerin hakları yasa ve hukuk içine alınmalı’
Anayasa ve yasaların Kürtlerin haklarını güvence altına almadığını kaydeden Bayık, şöyle devam etti:
“Türkiye’de anayasa ve yasalar Kürt’ü kabul etmediği gibi; ceza yasası, terörle mücadele kanunu gibi yasalar ise Kürt’ü inkar temelinde Kürt halkının özgürlük istemini ezmeye göre şekillendirilmiştir. Yine Kürt’ün siyasi iradesi tanınmadığı gibi, Türkiye yasalarına göre bile yerel yönetimleri yürütmesi kabul edilmiyor. Avrupa yerel özerklik şartına da Kürtler yerel irade olmasın diye şerh koyulmuştur. Tüm gerçeklikler, Türkiye’de belirtilen yasakları kaldıracak ve Kürt’ün varlığını tanıyacak yasalarla hukuk sistemi içine alınmasını gerektirmektedir. Aslında bunların neler olduğu yıllarca tartışıldığından siyasetçiler ve demokratik kamuoyu tarafından bilinmektedir.”
‘Kürt dili ve kültürünün önündeki engeller kaldırılmalı’
Cemil Bayık, sürecin nasıl uygulanacağı ve hangi demokratikleşme adımlarının atılacağının önümüzdeki dönemde netleşeceğini ifade etti:
“Ancak şu kesindir ki, Kürt varlığı tanınıp Kürt dili ve kültürü özgür hale gelmez ve Kürt halkının siyasal iradesi ve yerel demokrasisi tanınmazsa kalıcı bir barışı ve çözümü sağlayamayız. Kürt’ün varlığı, dolayısıyla dili ve kültürü tanınmıyordu. Kürtler asimilasyon ve kültürel soykırımla Türkleştirilmek isteniyordu. Kürtlerle barış en başta da bu tür politikalardan vazgeçmeyle olur. Fiili olarak varlığı kabul edilen Kürt halkının, hakları ile de kabul edilmesi gerekir. İnsan Hakları Derneği; ‘insan, haklarıyla insandır’ demektedir. Bir halk da haklarıyla bir halktır! Bu açıdan Kürt dili ve kültürü önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Kürtlerin varlığının tanınması ancak böyle olur.”
Bundan sonra süreç nasıl ilerleyecek?
Yasanın mevcut haliyle sürecin karakterine uygun olmadığını hatırlatan Cemil Bayık, şunları kaydetti:
“Çıkan yasa, pratikleşmeyi zorlaştıran bir yasa; bazı yönleriyle yasanın maksadını boşa çıkaracak bir biçimde. Yasanın örgüt üyelerini kategorize etmesi, yönetimi ve önemli bir sayıyı dışarıda bırakması süreci karmaşık hale getiriyor. Hatta derler ya, baltayı kendi ayağına vurmak! Bu yasa, kendine göre bazı kaygılarla böyle bir duruma düşmüş. Kuşkusuz güvenlik sorunlarını dikkate alabilirler ama işler güvenlik bürokrasisine bırakılırsa süreci tıkayan durumlar çıkar. Zaten şimdiye kadar güvenlik esaslı bakmak sorunu çözümsüz bırakmış, bu da Türkiye’ye pahalıya mal olmuştur.”
‘Bir oyun, zaman kazanma vb. içinde değiliz’
Yol haritasının hiçbir biçimde güvensizlik yaratmayacak şekilde olması gerektiğinin altını çizen Bayık, “Sürecin sağlıklı ilerlemesi ve çözüm bunu gerektirir. Bizim yaklaşımımız açık ve nettir. Herhangi bir oyun, zaman kazanma vb. içinde değiliz. Bunu da devlet bilmektedir. Ancak devletin çeşitli kaygılarla yol haritasının sağlıklı işlemesini sağlayacak yol ve yöntem konusunda tereddüde düşmesi, sürecin hızlı ilerlemesini sağlamıyor. Cumhurbaşkanı son açıklamasında sürecin uzamasının süreç karşıtlarına zemin sunacağını belirtmiş. Biz de bu konuda benzer yaklaşım içindeyiz” diye konuştu.
‘Üçüncü göze ihtiyaç bırakmayacak yöntemlerle ilerlenmeli’
“Bu süreçte üçüncü göz gibi bir kurum yok” diyen Bayık, “Bu, hükümet yetkilileri için övülen bir durumdur. Gerçekten de buna ihtiyaç duyulmadan sorunu çözmek önemli bir durumdur. Ancak çatışma-çözüm denilen pratiklerde var olan üçüncü gözü gerekli kılmayan yol ve yöntemlerle sürecin yürütülmesi gerekir. Şimdi buna çok dikkat edildiği söylenemez” ifadelerini kullandı.
‘Kürt sorununun çözümü demokratikleşmeyle iç içe’
Kürt sorununun çözümü ile Türkiye’nin demokratikleşmesinin birbirinden ayrı ele alınamayacağını söyleyen Bayık, şöyle dedi:
“Demokratikleşme ile Kürt sorununun iç içe görülmesi Türkiye’deki Kürt sorununun taşıdığı karakterle ilgilidir. Bunu anlamayanlar ne Türkiye’yi demokratikleştirebilirler ne de Kürt sorununu çözebilirler. Bu açıdan, ‘Türkiye’nin tek sorunu Kürt sorunu mudur?’ diyerek demokratikleşme ile Kürt sorununun iç içeliğini anlamayanlarla, ‘Bize ne demokratikleşmeden, bizim için sadece Kürtlerin hakları önemlidir’ diyenler aslında madalyonun iki yüzüdürler. Her ikisinin de Kürt sorununun çözümü gibi bir perspektifleri yoktur.”
Bayık’tan ‘sınıfsal bakış’ eleştirisi
Bazı sosyalist çevrelerin sınıfsal mücadeleyi öne çıkararak Kürt sorununun çözümünü geri plana attığını belirten Bayık, bu yaklaşımı eleştirdi.
Bayık, “Sınıfsal bakış, sınıfsal bakış” diyerek Kürt sorununun çözümünü önemsemeyenlerin aslında sınıf perspektifine de sahip olmadığını belirtti.
“Sosyalizm de Türkiye’nin en temel sorunu olan Kürt sorununu çözmeden demokratik olamaz. ‘Sınıfsal bakış, sınıfsal bakış’ diyerek Kürt sorununun çözümünü önemsemeyenler, bir sınıf bakışına da sahip olmayanlardır. Bu sürekli ‘sınıf sınıf’ diyenler, Marks’ın ‘başkalarını ezen halkın kendisi de özgür olamaz’ belirlemesini neden unutmuş gözüküyorlar?
Sosyalistler başta olmak üzere tüm demokrasi güçleri şu anda yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni desteklemez ve bu sürecin demokratikleşme temelinde Kürt sorununun çözümü doğrultusunda ilerlemesi için ağırlıklarını koymazlarsa Türkiye’nin siyasi gündeminden ve arenasından koparılır, etkisiz bir duruma düşerler.”
Bayık ayrıca, AK Parti iktidarda olduğu için sürece mesafeli yaklaşan kesimlerin eleştirilerinin anlaşılabilir olduğunu ancak çözümün devletle yürütüldüğünü belirterek, şunları kaydetti:
“En geniş yelpazede bir araya gelerek demokrasi mücadelesini vermek önemlidir. Bunun da önemli boyutunun Kürt sorunu olduğu açıktır. Biz, sosyalistlerin ve demokratik güçlerin Kürt sorununun çözümünü istediğine inanıyoruz. O zaman gündemde olan bu çözüm sürecine güç vermek ve çözümün içeriğini daha demokratik kılmak sosyalistlerin ve demokratların tarihsel bir sorumluluğu olmaktadır.”
‘Sanatçıları ve kültür insanlarını çözümün ruhu olarak görüyoruz’
Demokratikleşmenin yalnızca devletle yapılan görüşme ve müzakerelerle sağlanamayacağını belirten Bayık, sanatçı, aydın ve entelektüellerin demokratikleşme mücadelesine aktif katılması gerektiğini söyledi
Kürt halkının yıllar içinde oluşturduğu demokratik birikim ile Türkiye halklarının demokratik birikiminin ortak bir mücadelede buluşturulmasının önemine vurgu yapan Bayık, sanatçı ve kültür insanlarının bu ortak mücadelenin önemli bir parçası olduğunu belirtti.
Bayık, hedeflerinin yalnızca Kürt sorununa çözüm bulmak olmadığını, Kürt sorununun yanı sıra Alevi ve kadın sorunları başta olmak üzere Türkiye’nin farklı sorunlarının ortak bir demokrasi mücadelesiyle çözülmesini amaçladıklarını söyledi.
Sanatçı ve kültür insanlarının bu sürecin taşıyıcı unsurlarından biri olduğunu ifade eden Bayık, “Biz sanatçıları ve kültür insanlarını bu çözümün ruhu olarak görüyoruz. Ruhsuz bir çözümden de söz edilemez” dedi.
İmralı notları iddiası: ‘Öcalan ile doğrudan görüşmeler spekülasyonların önünü keser’
İmralı’da Abdullah Öcalan ile yapıldığı iddia edilen görüşmelere ilişkin yayımlanan metinleri değerlendiren Bayık, bunların süreci sabote etmeye yönelik bir provokasyon olduğunu savundu.
Süreç kapsamında Öcalan, devlet yetkilileri ve hareketin temsilcileri arasında görüşmeler yapılmasının doğal ve gerekli olduğunu belirten Bayık, bu tür spekülasyonların önüne geçilmesi için gazetecilerin, aydınların, siyasetçilerin ve demokratik kurum temsilcilerinin Abdullah Öcalan ile doğrudan görüşebilmesi gerektiğini söyledi.
Bu görüşmelerin yalnızca iddiaların önünü almakla kalmayacağını belirten Bayık, Öcalan’ın görüşlerinin kamuoyuna doğrudan ulaşmasının Türkiye toplumunun sürece yönelik desteğini artıracağını vurguladı.
‘Devletten beklemek, verili ortama teslim olmaktır’
Cemil Bayık, Kürt halkının sürece yönelik mevcut duyarlılığının yeterli olmadığını savunarak, çözüm ve geleceği ilgilendiren bir süreç için daha güçlü bir örgütlenme ve süreklilik taşıyan demokratik mücadele gerektiğini ifade etti.
“Devletten bekleme devrimcilerin, demokratların ve özgürlük mücadelesi verenlerin işi olamaz. Devletten beklemek, devletçi zihniyetin ideolojik hegemonyasında olmaktır. Devletten bekleme anlayışı daha baştan köleliği kabul etmektir; verili ortama teslim olmaktır. Devletle toplum bir arada olan iki öğedir. Aralarında sadece uzlaşma yoktur, mücadele de vardır. Hatta gerektiğinde bu mücadele sertleşebilir de. Tarih boyunca devletle komün, yani devletle toplum sürekli bir çelişki ve mücadele içinde olmuştur. Uzlaşmalar geçici ama mücadele süreklidir. Bu mücadeleyi de sadece sert ve silahlı mücadele olarak anlamamak gerekir. Toplum esas olarak örgütlü olduğunda mücadele gücüne kavuşur. Toplumun en güçlü olduğu mücadele alanı demokratik mücadele alanıdır. Toplum bu mücadele alanını doğru kullanırsa sürekli demokrasi ve özgürlük alanını genişletir.”
Bayık, “Halk, kendini örgütleyip tüm sorunlarını kendisi çözmelidir” dedi.




