Hızlı adımlarla yaklaşırken “Barışın yolu, Koşuyolu Parkı’ndan geçer” sesi ulaşıyor kulağıma önce, adı anılan parkın çevresinde sıkışan trafik nedeniyle biraz geciktiğim kayıp yakınlarının eyleminden.
Kimi siyasetçilerin geçmiş yıllarda Avrupa Birliği, barış ve demokrasiye dair söz kurarken Diyarbakır’dan geçtiğini dile getirdikleri yolun, bu kez doğrudan kentin bu parkından geçtiğinin ifade edilmesi ilk başta tuhafıma gitse de yadırgamıyorum. 90’lı yıllarda sivillere yönelik işlenen faili meçhul cinayetlerde öldürülen ya da gözaltında kaybedilenler için bu hafta 915’inci kez bir araya gelen kayıp yakınlarının eylemi, her zamankinden biraz daha kalabalık. Farklı tarihlerde ve yerlerde yaşamını yitiren 49 PKK’li için biraz ötede, parkın başka bir noktasında kurulan taziyeye gitmeden evvel benim gibi önce buraya gelenler var. Zaten etrafındaki trafik sıkışıklığıyla birlikte parktaki insan kalabalığının asıl nedeni de bu.

MA
Biraz önce sesini duyduğum, şimdi ise karşımda duran kayıp yakını, tam da bu yüzden “Annelerin, ailelerin bugün hala yakınlarının kemiklerini istemesi, bu ülke için utançtır. Bizler yakınlarımızın bir mezarı olsun istiyoruz. Son taziye çadırı bizlerin olsun” diyerek tamamlıyor cümlelerini.
Herkesin ellerinin arasında öldürülen, kaybedilen isimlerin fotoğrafları var. Yıllardır buradan haykırılan adalet talebinin karşılıksız bırakılması mı, yoksa istedikleri kemikler ve mezarla yas haklarının ellerinden alınmış olması mı aileler için daha ağır, yanıtını bilmek zor.
Kürt meselesi nedeniyle Türkiye’de 40 yılı aşkın süre devam eden çatışmalar, on binlerce insanın yaşamına neden oldu. Bu şiddetli savaşın en ön cephesinin bir tarafında polis ve askerler, diğer tarafında ise PKK’liler yer aldı. Hayatını kaybeden devlet güçleri düzenlenen törenlerle son yolculuklarına uğurlanırken, kemikleri ailesine torba içerisinde teslim edilen Hakan Arslan gibi örgüt mensupları için daha önceleri kurulmak istenen taziyelerde tanık olunan durum, çoğunlukla engellemeler oldu.
Hal böyleyken kamusal alanda yas tutulmasını bir politika olarak bugüne değin yasaklayan devletin, yaşamlarını yitirdikleri açıklanan 49 PKK’li için kentin orta yerinde taziye kurulmasına izin vermiş olması bile, başlı başına önemli bir gelişme.

MA
Taziyenin ilk gününe ait fotoğraf ve görüntülere yansıyan kalabalık, ikinci gününde de azalmış görünmüyor. Kurulan çadırların altına uzunca bir sıra halinde masalar dizilmiş. Bir tarafında aileler, diğer tarafında onlara baş sağlığı dileklerinde bulunmak için tek sıra oluşturmuş ardı arkası kesilmeyen ziyaretçilerin yer aldığı masaların üzerinde yaşamlarını yitirenlerin çerçevelenmiş fotoğrafları var.
Her el sıkış veya kucaklaşma sonrasında biriken gözyaşları siliniyor. Çadırın içerisinde ve etrafında öbekler halinde birikenlerin kendi aralarındaki konuşmaların uğultusuyla birlikte her yere sinmiş ağır bir hava hakim. Bir yandan ailelerin ve ziyaretçilerin yemek, çay ve su gibi ihtiyaçlarının karşılanması için oluşturulan ekipler, etrafta hummalı bir şekilde çalışırken, parkın dışında bekleyen az sayıdaki polis olan biteni takip içerisinde.
Bu tablo içerisinde gözüm masaların üzerindeki fotoğraflara odaklanıyor. Yaşamını yitiren bu kadın ve erkek PKK’lilerin hepsi çok genç yaşta. Zaten çoğu, başarısızlığa uğrayan 2013-2015 yıllarındaki çözüm süreci sonrasında dağın yolunu tutup, şiddetlenen çatışma koşullarında hayatını kaybedenler. O yüzden ki sohbet edip, haber için mikrofon uzattıklarımın çoğu bu ölümlerin engellenememiş olmasına hayıflanıyor.
1 Ekim’de ikinci yılını dolduracak Kürt meselesinin çözümü için başlatılan süreçte silahların susmuş olması, yeni ölümlerin önüne geçti. Ancak bu sürecin öncesinde yaşanan 49 can kaybı, savaş gerçekliğinin soğuk yüzünü en sert şekilde hatırlatıp Kürt meselesinin çözümünün önemini ve aciliyetini yeniden göstermiş oldu.

MA
49 insanın ölüm haberi, devam eden çözüm süreci kapsamında Meclis’ten geçen Çerçeve Yasa ile birlikte tam da ailelerin dağda bulunan çocuklarının yeniden kapılarını çalacağını umudunun büyüdüğü günlerde geldi. Bir tarafta hazırlanan yasal çerçevenin içine alıp dışarıda bıraktıkları, diğer tarafta ise, fotoğrafları çerçevelere yerleştirilen savaşın son verdiği hayatlarla birlikte bu çerçevenin dışındaki aileleri ve bir bütünen Kürtler. Gerçek barış, Kürt meselesini, neden ve sonuçları ile birlikte çerçevelere sıkıştırmaktan vazgeçmek kadar, empati kurmaktan ve acılarda da ortaklaşabilmekten geçiyor. Bunun yolu ise, denildiği gibi bir köşesinde katledilen anne ve babaları için adalet arayan çocuklar ve torunların, diğer köşesinde evlatlarını toprağa veren anne ve babaların yer aldığı Koşuyolu Parkı’ndan geçiyor.




