Diyarbakır’ın Lice ilçesinin kırsal Kanîsipî Mahallesi’ne bağlı Xombaz mezrasında, 28 Eylül 2009 tarihinde hayvanları otlatırken karakoldan atılan havan mermisiyle hayatını kaybeden Ceylan Önkol’un ölümünün üzerinden 17 yıl geçti.
Savcılık, “can güvenliği olmadığı” gerekçesiyle 3 gün sonra olay yerine giderken, anne Saliha Önkol tüm delilleri eteğine toplayarak (kızının parçalanmış bedeni) teslim etti.
Jandarma komutanlığı ve emniyet tarafından hazırlanan raporda ise Ceylan’ın elindeki tahra (eğri budama bıçağı) ile patlayıcı mühimmata vurarak patlamaya sebep olduğu iddia edildi.
Dosya avukatları, Mayıs 2012’de soruşturmanın etkin ve tarafsız yürütülmemesi, soruşturmanın derinleştirilmesine yönelik taleplerin reddedilmesi, aradan geçen süreye rağmen davanın açılmaması ve şüphelilerin bulunmaması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuruda bulundu. Ancak AİHM, 17 Ocak 2017’de “etkin soruşturma ve yaşam hakkı açısından ihlal olmadığına” karar verdi.
Daimi arama kararı
Lice Cumhuriyet Başsavcılığı, 30 Nisan 2014’te Ceylan Önkol’un ölümüyle ilgili başlattığı soruşturma dosyasında, “dosyadaki kanıt ve raporların faillerin tespiti için yetersiz olduğu” gerekçesiyle “daimi arama kararı” verdi. Önkol ailesi avukatları, ayrıca İçişleri Bakanlığı aleyhine maddi ve manevi tazminat talebiyle Diyarbakır 2’nci İdare Mahkemesi’nde de dava açtı. Mahkeme, aileye 28 bin 208 TL tazminat ödenmesine karar verdi.
Danıştay, 16 Mayıs 2019’da Önkol’un ailesine tazminat ödenmesi kararını bozdu ve tazminat davasının “kusursuz sorumluluk” ilkesi veya “hizmet kusuru” ilkesi kapsamında görülmesi gerektiğine hükmetti. Bunun üzerine İdare Mahkemesi, 8 Mart 2021’de aileye toplamda 283 bin lira maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verdi. Olayda Önkol’un yüzde 10, idarenin ise yüzde 90 kusurlu olduğu kararlaştırıldı. Hem Önkol ailesi avukatları hem de bakanlık avukatları bir kez daha Ceylan Önkol’u yüzde 10 kusurlu bulan karara karşı Danıştay’a temyiz başvurusunda bulundu.
Ceylan Önkol’un katledilişinin üzerinden geçen 17 yıla rağmen tek bir fail yargılanmazken, Danıştay’ın kararı 5 yıldır sonuca bağlanmıyor. Çocuk hakları alanında çalışma yürüten İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi Yönetim Kurulu üyesi avukat Berfin Elçi, dosyaya dair değerlendirmelerde bulundu.
Soruşturma etkin yürütülmedi
Dosyada etkin soruşturma yürütülmediğini belirten Berfin Elçi, soruşturma aşamasındaki ihlalleri sıraladı. Savcılığın ilk 3 gün olay yerine gitmemesinin hak ihlaline ve soruşturmanın etkin yürütülmemesine neden olduğunu belirten Berfin Elçi, “Aynı zamanda otopsinin jandarmanın bir odasında gerçekleşmesi yine uluslararası sözleşmeler bağlamında otopsinin usulüne uygun bir şekilde yapılmadığını gösteriyor. Jandarma bu olayda şüpheli konumundayken, delillerin jandarma eliyle toplanması, olay yeri incelemesinin jandarmayla birlikte yapılması yine bize etkili bir soruşturma yürütülmediğini gösteriyor” dedi.
AİHM kararı
AİHM kararına dikkat çeken Berfin Elçi, “AİHM’nin birçok kararında şüpheli konumundaki kamu görevlilerinin soruşturmada aktif bir görev almaması gerektiğini, görev alırsa bunun etkin soruşturmanın ihlali olduğuna dair birçok kararı olmasına rağmen, bu dosyada maalesef ki bir ihlal kararı verilmediğini görüyoruz. AİHM, Ceylan Önkol’un ölümüne sebep olan askeri mühimmatın direkt ateşlendiğine dair makul şüphenin ötesinde somut bir delil olmadığını söyleyerek, bir ihlal olmadığına karar verdi. Ama yanlış değerlendirdiğini düşünüyoruz. Çünkü direkt ateşlenmese bile, Ceylan orada bir patlayıcı ile oynamış ve bu sırada hayatını kaybetmiş olsa bile; sivil bir alanda böyle bir patlayıcı maddenin olması başlı başına bir hak ihlali. Devletin görevlerinden biri sivil alanları yaşanabilir bir hale getirmek ve askeri mühimmatları oradan uzaklaştırmak. Bu yönde değerlendirmenin eksik yapıldığını düşünüyoruz. Aynı zamanda jandarma eliyle delillerin toplanması ve savcının olay yerine geç gitmesi, etkin soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiğini gösteriyor. Bu noktada da AİHM, savcılığın olay yerine geç gitmesini, delillerin jandarma eliyle toplanmasını çatışmalı bölge olması sebebiyle makul görüyor. Bu yönde de eksik kaldığını düşünüyoruz. Bu karar bize aslında AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS), uluslararası hukukun ve insan hakları ilkeleri kapsamında ne kadar yetersiz kaldığını bir kez daha gösterdi” şeklinde konuştu.

Cezasızlık örneği
Ceylan Önkol dosyasının çok büyük bir cezasızlık örneği olduğunu dile getiren Berfin Elçi, konuşmasına şöyle devam etti:
“Herhangi bir kamu görevlisinin şüpheli sıfatıyla dosyada hiçbir zaman dinlenmemesi, görevden alınmaması, daimi arama kararı çıkartılarak dosyanın rafa kaldırılması, zaman aşımına terk edilmesi gibi pratikler birçok dosyada karşımıza çıkıyor. Cezasız bırakılmak istenen birçok dosyada bu pratiklerin karşımıza çıkması, bunların aslında bir politika sonucu gerçekleştiğini gösteriyor. Ceylan Önkol’dan Nihat Kazanhan’a, Helin Hasret Şen’e, Mehmet Uytun’a birçok çocuk kolluk şiddeti sonucu katledildi. Anayasa’nın 17’nci maddesi ve AİHS’nin 2’nci maddesi devlete yaşama hakkını koruma yükümlülüğü yüklüyor. Aynı zamanda böyle bir ihlal olduktan sonra etkin bir soruşturma yükümlülüğü yüklüyor. Ama bu tür politik dosyalarda, kolluk şiddeti sonucu katledilmiş çocuk dosyalarında bunun etkili yürütülmediğini görüyoruz. Yasal düzenlemelerde herhangi bir açık olmamasına rağmen bu tür dosyaların cezasız bırakılması bize aslında cezasız bırakılmak istendiğini net bir şekilde gösteriyor. Bu açıdan değerlendirdiğimizde bu tür dosyalardan sonra hem aileye hem topluma bir cezasızlık algısı yükleniyor. Bu cezasızlık pratikleri kollukta da herhangi bir fiili sonucunda cezalandırılmayacağı algısı yaratıyor ve aslında hareketlerini daha pervasız bir hale getiriyor. Bu da tabii ki ihlaller silsilesinin devam etmesine sağlıyor.”
Kürt meselesinin çözümü için yürütülen sürece işaret eden Berfin Elçi, “Barışın sağlanabilmesi ve barışın toplumda kalıcı hale gelebilmesi için bu dosyanın tekrar irdelenmesi ve ihlallerden sorumlu kamu görevlilerinin cezalandırılması gerekiyor. Hakikatin öğrenilmesi bir haktır. Ceylan Önkol’un ailesi için de toplum için de sorumluların kim olduğunu öğrenmek hem bir haktır hem de çözüm sürecinin devam ettirilebilmesi için elzemdir. Şimdiye kadar hukuk dışı pek çok pratiğe şahit olduk. Eğer bu cezasızlık pratiğinden vazgeçilirse, sorumlular tespit edilip yargılanırsa, bu devlet kurumlarını hukuk sınırları içerisine çeker; bu da topluma benzer ihlallerin devam etmeyeceği garantisi ve güvencesi vermiş olur” ifadelerini kullandı.
‘Dosya gündeme alınmalı’
Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’nın, şimdiye kadar adli vakaları önüne koyduğunu belirten Berfin Elçi, “Çok fazla faili meçhul kalan adli vaka olduğunu biliyoruz. Bunların aydınlatılmaya çalışılmasını çok önemli buluyoruz. Ama bu daire başkanlığının sadece adli vakaları önüne koyması; politik faili meçhul cinayetleri, gözaltında kayıpları bunun dışında tutması başlı başına adalet kavramını kendi içerisinde sorgulatıyor. Bu daire başkanlığının politik faili meçhul cinayetleri de önüne koyması, araştırması ve sorunları tespit etmesi gerekiyor” dedi.
Ceylan Önkol dosyasının da daire başkanlığı tarafından gündeme alınması gerektiğini söyleyen Berfin Elçi, “Şu an daimi arama kararı mevcut. Bu karar, yılda bir iki kez kolluğa bir müzekkere yazılarak ve gelen ‘sorumlular tespit edilmedi’ yazısından sonra rafa kaldırılması demek. Bu dosyanın tekrar gündeme alınması, araştırılması, faillerin tespit edilmesi aile, toplum ve bizler açısından çok önemli. Bu daire başkanlığının faili meçhul bırakılan Ceylan Önkol dosyasını önüne koymasının önemli ve elzem olduğunu düşünüyoruz” diyerek sözlerini tamamladı. (MA)




