DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, TBMM’de düzenlediği basın açıklamasında vakıf üniversitelerinde son dönemde yaşanan işten çıkarmalara tepki gösterdi. Vakıf üniversitelerinde 2025-2026 eğitim öğretim yılının sona ermesiyle birlikte 100’ü aşkın akademisyenin görevine son verildiğini hatırlatan Çelenk, yaşananların münferit işten çıkarmalar olarak değerlendirilemeyeceğini, akademik özgürlüğü ve üniversitelerin kamusal niteliğini hedef alan uzun süren bir toplum mühendisliğinin parçası olduğunu söyledi.
Üniversitelere yönelik müdahalelerin yalnızca yükseköğretim politikalarıyla açıklanamayacağını belirten Çelenk, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu saldırı altında bilgi üretimi ve kültürel alan, siyasi iktidarla tam bir uyum içinde çalışması amaçlanan bir hegemonya savaşının cepheleri olarak görülür. Türkiye’de son on yıldır dur durak bilmeyen üniversite kıyımı bu çerçevede değerlendirilmelidir. Müdahaleler, eğitim alanında siyasal ve kültürel bir hegemonya kurmayı hedefleyen rövanşist bir toplum mühendisliğinin parçası olarak ilerledi.”
NATO Zirvesi gündemi üniversitelerdeki kıyımı görünmez kıldı
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, son dönemde siyasal gündemin büyük ölçüde makro siyaset başlıkları etrafında şekillendiğini belirterek, bunun iktidarın eğitim başta olmak üzere farklı alanlarda sürdürdüğü baskı politikalarının geri planda kalmasına neden olduğunu söyledi. Çelenk, “Politik gündemin son birkaç aydır makro siyaset düzeyinde yaşanan büyük olaylar ve Ankara’da geçtiğimiz günlerde gerçekleşen NATO Zirvesi tarafından belirlenmesi, AKP iktidarının hayatın her alanında sürdürdüğü kıyım ve baskıya da bir ölçüde sessiz kalınmasını ve hatta bazen baskıcı uygulamaların tümüyle göz ardı edilmesini getirdi” dedi.
“Yalnızca üniversitelerin yaşadığı mali sorunlarla açıklanamaz”
İstanbul’da Arel, Beykent, Aydın, Maltepe, Gelişim, Bilgi ve Atlas üniversitelerinde 100’ü aşkın akademisyenin görevine son verildiğini hatırlatan Çelenk, üniversite yönetimlerinin öne sürdüğü gerekçelerin yaşanan tabloyu açıklamaya yetmediğini söyledi: “Bugün tanık olduğumuz tablo yalnızca üniversitelerin yaşadığı mali sorunlarla açıklanamaz. Uzun zamandır kamusal eğitim fikrinden uzaklaştırılan, piyasa mantığıyla yönetilen ve siyasal müdahalelere daha açık hale getirilen bir yükseköğretim düzeninin sonuçlarıyla karşı karşıyayız.”
“Ben tavır aldım, suç işlemedim”
Çelenk, İstanbul Arel Üniversitesi’nden görevine son verilen Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Feryal Saygılıgil’in Barış İçin Akademisyenler bildirisini imzaladığı için yargılanan akademisyenlerden biri olduğunu hatırlattı. Saygılıgil’in mahkemede söylediği “Ben tavır aldım, suç işlemedim” sözünün bugün de akademik etiğin ifadesi olduğunu belirten Çelenk, şöyle devam etti: “Bugün cezalandırılan şey budur; barıştan, demokrasiden, özgürlüklerden ve özgür üniversiteden yana tavır almaktır.”
Bülent Bilmez’in görevine son verilmesi siyasi bir karardır
Kayyım yönetimindeki İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde görevine son verilen Prof. Dr. Bülent Bilmez’e de değinen Çelenk, Bilmez’in yıllardır Kürtler, Aleviler, dil hakları ve azınlıklar üzerine çalışmalar yürüttüğünü, bu yıl yayımlanan Dersim Kırımı Envanteri kitabının yazarı olduğunu hatırlattı. Üniversite yönetiminin işten çıkarma gerekçesi olarak Mavi Kart statüsünü gösterdiğini belirten Çelenk, “Dün hukuki engel oluşturmayan bir durumun bugün işten çıkarma gerekçesi haline gelmesi, kararın hukuki olmaktan çok başka saiklerle alındığı yönündeki tartışmaları güçlendiriyor” dedi.
“Akademisyenlerin hak arama iradesi zayıflatılmak isteniyor”
İşten çıkarılan akademisyenler arasında vakıf üniversitelerindeki güvencesiz çalışma koşullarına karşı mücadele eden Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyeleri ile sendikanın Yürütme Kurulu Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Nur Tuğçe Biga’nın da bulunduğunu belirten Çelenk, bunun tesadüf olmadığını söyledi: “Mesele yalnızca tek tek akademisyenlerin işlerini kaybetmesi de değildir. Akademisyenlerin hak arama iradesi ve üniversite içinde örgütlü dayanışma zemini zayıflatılmak isteniyor.”
“Öğrenciler de yılların birikimine sahip hocalarından mahrum bırakılıyor”
Vakıf üniversitelerinde bilimsel üretimin niteliğini maliyet hesaplarının belirlediğini söyleyen Çelenk, öğrenci sayılarındaki düşüşün ilk olarak sosyal bilimler, iletişim fakülteleri ve sanat alanlarına fatura edildiğini belirtti. Çelenk şöyle konuştu: “Bugün yalnızca akademisyenler işlerini kaybetmiyor. Öğrenciler de yılların birikimine sahip hocalarından, farklı düşünme imkânından ve üniversiteyi üniversite yapan eleştirel düşünce ortamından mahrum bırakılıyor.”
“Araçlar değişiyor ama anlayış değişmiyor”
Bugünkü tasfiyelerin 2016 yılında Barış Akademisyenlerinin ihraç edilmesinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirten Çelenk, şunları söyledi: “2016 yılında Barış Akademisyenlerinin ihraç edilmesi bu sürecin en ağır kırılmalarından biriydi. O gün barış talebi cezalandırıldı. Bugün ise aynı siyasal akıl farklı araçlarla yoluna devam ediyor. KHK’lerin yerini güvencesizlik, maliyet hesapları, performans ölçütleri ve kayyım anlayışı alıyor. Araçlar değişiyor ama eleştirel düşünceyi, akademik özgürlüğü ve üniversitenin kamusal niteliğini tasfiye etmeye yönelen anlayış değişmiyor.”
“Görevlerine iade edilinceye kadar mücadeleyi sürdüreceğiz”
Görevine son verilen akademisyenlerin yalnızca bireysel mağduriyet yaşamadığını vurgulayan Çelenk, “Feryal Saygılıgil, Nur Tuğçe Biga ve Bülent Bilmez’in ve adını sayamadığımız diğer akademisyenlerin görevine son verilmesi yalnızca akademide birer iş kaybı olarak görülemez.” dedi.
Açıklamasının sonunda görevine son verilen akademisyenlerle dayanışma mesajı veren Çelenk, “Vakıf Üniversitesindeki arkadaşlarımızın yanındayız. Onların bir an evvel üniversitelerine dönmelerini istiyoruz. Görevine son verilen bütün arkadaşlarımız göreve iade edilinceye kadar mücadeleyi sürdüreceğiz. Akademik özgürlükleri ve bilimsel özerkliği savunmaktan vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.




