Türkiye siyaseti, bürokrasisi ve toplumu, iki yıla yakın süredir yeniden Kürt meselesinin çözümüne odaklanan bir sürecin sancıları içerisinde.
Cumhur İttifakı’nı oluşturan AK Parti ve MHP’nin “Terörsüz Türkiye”, devletin İmralı’da müzakere masasına oturduğu Abdullah Öcalan ve DEM Parti’nin içinde yer aldığı Kürt siyasi hareketinin ise “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak adlandırdığı mevcut süreç, atılan kimi adımların devamında bugün bir “hukuksallık” eşiği ile karşı karşıya.
Meclis bünyesinde kurulan Komisyon’un hazırladığı raporda yer alan tespitler ve öneriler doğrultusunda gözler şimdilerde iktidardaki AK Parti’nin parlamentoya getireceği “çerçeve”, “kök” veya “kod yasa” olarak tanımlanan hukuki düzenlemelerde.
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, çerçeve yasanın Temmuz ayında Meclis gündemine gelmesi konusunda bir mutabakat sağlandığını duyurdu. Fakat kesin bir takvimi olmayan bu yasanın içeriği konusunda da henüz somut hiçbir bilgi yok.
DEM Parti ile paylaşılmayan taslak metnin, Abdullah Öcalan’a sunulduğu yönünde iktidara yakın medyada kimi haberler servis edilse de, 24 Mayıs’tan bu yana İmralı ile temas olmadı. Bununla birlikte bu haberlerde düzenlemelerin “pişmanlık yasası” içeriğine sahip olduğu yönündeki vurgular, Kürt siyasetinde soru işaretlerine yol açmış durumda.
Diyarbakır’da düzenlenen “Demokratik Kürt Hukukçular Konferansı”na katılan TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Kardeşlik Komisyonu’nun DEM Partili üyesi Cengiz Çiçek, İlke TV’nin sorularını yanıtladı.
– Önemli bir sürece denk gelen bu konferanstaki tartışmalarda sık sık “Kürt meselesinin temelde bir kolektif hukuksuzluk olduğu” dile getiriliyor. Dolayısıyla çözüm için de yine kolektif bir hukukun oluşturulması gerektiği vurgulanıyor. Kürt meselesinin çözümünde hukuk neden önemlidir?
Sonuç itibarıyla hem içinde bulunduğumuz Barış ve Demokratik Toplum Süreci bağlamında hem de tarihsel olarak Kürtlerin hak arayışı, kolektif bir hak arayışı. Yani liberal reçetelere sığdırılabilecek ya da meselenin güncel boyutuyla -hükümet bunu çok sık yaptığı için söylüyorum- sadece silah ve çatışma boyutuyla sınırlı bir mesele değil.
Elbette ki çatışmasızlığın kalıcı bir şekilde tesis edilmesi, demokratik siyaset zemininin güçlendirilmesi çok kıymetli. Ama tek başına bu yetmez. Çatışmasızlığı kalıcı hale getirmek istiyorsanız, devlet ya da hükümet olarak sizin Kürt meselesine dair kimi siyasal ve yasal adımlar atmak zorundasınız. Yani demokratik adımlar atmak zorundasınız.
Kürt meselesinde kök neden ne demek? Kürt meselesinde kök neden bir halkın, bir ulusun kendi diliyle, kültürüyle, kimliğiyle, değer setleriyle yaşayamaması demek.
O yüzden dikkat edin mevcut süreçte bugün sadece biz hukukçular değil; siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel alanlarda bir bütün olarak Kürt halkı ve dostları, onun örgütlü güçleri sürekli kolektif hak arayışına dair sempozyumlar, çalıştaylar, buluşmalar, konferanslar yapıyor. Bu tartışmalar bizim için neden çok kıymetli? Sonuç itibarıyla şunun farkında olarak bu çalışmaları düzenliyoruz: Kendi zeminimizi tekrar tekrar sağlamlaştırmak zorundayız. Çünkü kapitalist modernite güçleri hâlâ Kürt meselesini bireysel haklar temeline sıkıştırmaya çalışıyor. Aynı zamanda güncel olarak Kürt meselesini sadece silah meselesine sıkıştırmak istiyor. Oysa biz hep ne dedik? Bu mesele bir sistem meselesi, bir siyasal mesele; silah ya da çatışma bu siyasal sorunun, bu sistemsel sorunun bir sonucu olarak ortaya çıktı. Eğer sorunu ortadan kaldırmak istiyorsanız kök nedenlerle yüzleşmek zorundasınız. Kürt meselesinde kök neden ne demek? Kürt meselesinde kök neden bir halkın, bir ulusun kendi diliyle, kültürüyle, kimliğiyle, değer setleriyle yaşayamaması demek.
Bu sadece Türkçe bağlamında değil. Yani kendi ana dilinde eğitim, öğrenim görememesi demek ama aynı zamanda Kürtlerin 52 yıllık özgürlük mücadelesinde, yarım yüzyıllık mücadelesinde biriktirdiği siyasal, politik ve ideolojik değerlerle, kadın özgürlük çizgisiyle, onun değerleriyle yaşaması demek. Kendi yarattığı siyasal değerlerle, toplumsal değerlerle kolektif bir şekilde özgürce yaşaması demek. Demokratik entegrasyon, ancak zaten buna açık olunduğu andan itibaren söz konusu olacaktır ve devreye girecektir.
– Sıraladığınız başlıkların büyük bölümüne dair yasal düzenleme ihtiyacı, sizin de yer aldığınız Meclis Komisyonu’nun raporunda yer almıştı. Fakat aradan geçen aylar içerisinde bunları içerecek çerçeve yasa, henüz parlamentoya gelmiş değil. Bu konudaki gecikmenin nedenini neye bağlıyorsunuz?
Bu gecikmenin ana nedeni cumhuriyetin kurucu ideolojik kodlarında hâlâ ısrar edilmesi. Cumhuriyetin kurulduğu günden bugüne demokrasi neden sakat kaldı, zafiyete uğradı? Bunun cevabını hep şöyle verdik: Kürtleri, Alevileri, Müslümanları, Hristiyanları, farklı dilleri ve kimlikleri içine almadığı için. Cumhuriyet bugün hâlâ demokrasi krizi yaşıyor. Şimdi cumhuriyetin 103 yılının gerçek muhasebesi, eksik kurulan cumhuriyetin tamamlanması demektir. Tamamlama nasıl olacaktır? Özellikle politik bir güç olarak kendisini var eden Kürt halkı ve örgütlü gücünün cumhuriyet tarafından hem ideolojik hem politik hem de kimliksel olarak üç boyutta kabul edilmesi demektir. Bu kabul edildiği andan itibaren zaten demokratik cumhuriyet yolculuğuna çıkacağız.
Kişi olarak çerçeve yasanın bugün hâlâ Meclis gündemine gelmemesinin en temel nedeninin, devletin ya da hükümetin hâlâ bu kurucu kodlarda ısrarından kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Nedir bu ısrar? Evet, Kürt halkı örgütlü yapısıyla, ürettiği değerlerle, siyasal, toplumsal, ideolojik değerlerle aslında bir bütün olarak demokratik cumhuriyet kuvveti olarak, Türkiye’nin hukuk ve siyasal zeminine yerleşmek istiyor. Yani Kürtlerin örgütlü mücadelesi illegalden legale, yasadışıdan yasaya geçmek istiyor.
Buradan hareketle de aslında sorulması gereken soru şu: Devleti yönetenler ya da hükümet ortakları Kürtlerin örgütlü gücünün, örgütlü yaklaşımının aldığı bu kararı, yani antidemokratik cumhuriyeti demokratik cumhuriyete taşıyacak bir kararlılığa hazır mı, değil mi? Görünen o ki devleti yönetenlerin hâlâ bu konuda şüpheleri, çekinceleri var.
Kişi olarak çerçeve yasanın bugün hâlâ Meclis gündemine gelmemesinin en temel nedeninin, devletin ya da hükümetin hâlâ bu kurucu kodlarda ısrarından kaynaklı olduğunu düşünüyorum.
Kürtlerin bu birikim, yetenek ve dinamizmi ile demokratik cumhuriyet mücadelesine katacaklarından korkan, bu anlamda barış ve demokrasi ikliminden hâlâ korkan, demokratik cumhuriyeti belki de kendi sonu olarak gören bir yaklaşımla karşı karşıyayız. Bu gerçekten hareketle Kürt halkı ve dostları, Türkiye’nin demokrasi güçleri bir bütün olarak tam da iktidarın kaçtığı bu alanda rol oynayarak iktidarı çerçeve yasayı, kod yasayı çıkarmaya mecbur bırakacak hamleler yapmalı.
Yani bu tek başına Kürtlerin omuzlarına yüklenecek bir şey değil. Bugün her defasında şu söyleniyor: “Gerçekten bunlara inanıyor musunuz? Bunlara güveniyor musunuz?” Evet, gerçekten de bu iktidar demokratik bir iktidar değil, demokrasiden nasibini almamış… Yani sürece mesafe koyanların genelde argümanları bunlar. Fakat iktidarın bu oyununu bozmak istiyorsanız, oyun alanını daraltmak istiyorsanız Türkiye’nin demokrasi güçlerinin, Kürtlerin örgütlü güçlerinin yaptığı gibi demokratik cumhuriyet perspektifini, bir dönem perspektifi hedefi olarak önüne koyup Türkiye’nin batı sahasında barış ve demokratik toplum sürecinin içine girecek, ona müdahil olarak, onu güçlendirerek, devletin ya da iktidarın alanını buradan daraltıp demokratik toplumun alanını güçlendirecek bir oyun kuruculuğa, Kürtlerle bir yoldaşlığa çıkması lazım.
Dönem, aynı zamanda bunun gerekliliklerini bize fazlasıyla hatırlatan bir dönem. Evet, belli çekinceler var ama Kürtlerle hükümet baş başa mı kalsın istiyorsunuz? Hayır, Türkiye’nin demokratları, Kürtlerin başka görüşteki örgütlü kesimleri bir bütün olarak Kürt Özgürlük Hareketi gibi kendisini özne olarak görmeli. Gerçekten toplumun alanını genişletecek, iktidarın antidemokratik yaklaşım olarak ortaya çıkan oyun alanını daraltacak bir müdahaleye ihtiyaç var.
O yüzden bütün siyasal güçlerin, farklı kimliklerin, inançların ve kültürel kesimlerin bir bütün olarak, demokratik cumhuriyet bloğu esprisiyle Kürt halkının geliştirmek istediği barış ve demokratik toplum sürecinin öznesi, muhatabı ve yürütücüsü olmak zorunda olduğunu düşünüyorum.
– Dönüp baktığımızda Meclis’e gelmesi beklenen çerçeve yasanın içeriği hâlen muamma. Fakat iktidara yakın medyadaki haberlerde “pişmanlık yasası” ile karşılaşıyoruz. Yasal düzenlemenin böylesi bir muhtevaya sahip olması nelere yol açar?
Yani bu onların niyeti olsa gerek. Böyle bir durum tarihin tekerrür etmesi demek. İnkarcılıkta ısrar, aynı zamanda çatışmaya devam edilmesi demek. Sürecin başından beri Sayın Öcalan’ın özellikle vurguladığı çok tarihsel bir şey var: “Biz bu meseleyi, Kürtler ile devlet arasındaki ilişkiyi inkar-isyan diyalektiğinden ne inkar ne isyan ilişkisine dönüştürmek istiyoruz.”
Şimdi bizler 21’inci yüzyıl, ne inkar ne de isyan düzeni olsun diyoruz. Yani demokratik entegrasyon temelinde hukuksal, siyasal ve ideolojik olarak Kürtlerin tanındığı ve eşit koşullarda siyasete, hayata dahil olduğu yeni bir dönemin kapısını açmak istiyoruz. Eğer hâlâ pişmanlık dayatmasında bulunuyorsanız, siz bu sorunu hâlâ güvenlik parantezine sıkıştırmışsınız demektir. Hâlâ pişmanlık dayatmasında bulunuyorsanız, siz aynı zamanda bu sorunu Kürt meselesi değil, bir terör sorunu olarak görüyorsunuzdur.
Zaten 103 yıllık tekrar, acı ve gözyaşı bundan dolayı. O yüzden aklıselim bize şunu gösteriyor: Tarihten herkesin ders alması gerekiyor, sadece bizim değil! Acılı yakın tarihten herkesin üzerine düşen dersleri çıkarması lazım. Gerçekten bu ülkenin yurttaşlarına, emekçilerine, kadınlarına, gençlerine, üretenlerine, 86 milyona dair iktidar sorumluluk taşıyorsa bu meseleyi pişmanlık, güvenlik, terör mantığına sıkışacak her şeyden uzaklaştırmak zorundadır.
Bunu yapmadığı sürece tarih tekerrür edecektir. Çatışma belki de daha fazla derinleşecektir. Olan burada cumhuriyetin demokrasisine olacaktır. Olan burada sadece Kürtlere değil, Türkiye emekçi halklarına, ezilenlerine, onun demokrasi mücadelesine, onun nefes alanlarına, onun kültürel dünyasına, kendi iç ilişkilerine olacaktır. Bu yakın tarihte deneyimlediğimiz bir şey. Bu vesileyle iktidarı, iktidar ortaklarını tekrar tarihsel bir sorumlulukla aklıselime davet etmek istiyoruz.
Demokratik entegrasyon temelinde hukuksal, siyasal ve ideolojik olarak Kürtlerin tanındığı ve eşit koşullarda siyasete, hayata dahil olduğu yeni bir dönemin kapısını açmak istiyoruz. Eğer hâlâ pişmanlık dayatmasında bulunuyorsanız, siz bu sorunu hâlâ güvenlik parantezine sıkıştırmışsınız demektir.
– Hazırlanan taslak metnin İmralı’ya gittiği ve bunun üzerinde uzlaşıldığı yönünde de kimi bilgiler servis ediliyor. Fakat 40 günden fazla süredir İmralı’yla bir görüşme olmadı. Bu durum bize sürece dair neler söylüyor?
Durum şu: Hâlâ belli hesapların, farklı arayışların olduğunu gösteriyor. Sonuçta hepimizin gözlerinin önünde Türkiye’yi yönetenler, Türkiye’nin güvenlik bürokrasisi vs. Orta Doğu’da tur atıyor, ilgili kimi ülkelerle, devletlerle görüşmeler yapıyor.
2013-15 yıllarında biz bir şey deneyimledik! Kürt halkının bugün iktidara güvenmemesinin en temel nedeni de o yıllarda yaşananlardır. Önceki barış sürecinde Çöktürme Eylem Planı’nın hazırlığını yapanlar acaba bugün Orta Doğu genelinde bir Kürt karşıtı koalisyonu örgütlemek mi istemektedir? Doğal olarak Kürt mahallesi, örgütlü Kürt güçleri bunu soruyor. 2013-15’te Kürt illerinde hazırlığını yaptığınız planının bir benzerini Orta Doğu ölçeğinde Kürtlerin bütün kazanımlarına dönük bir uluslararası koalisyon şeklinde mi örgütlemek istiyorsunuz? Bunun arayışında mısınız? Son bir hafta, 10 gündür Kürt mahallesinde en fazla sorulan soru bu.
NATO zirvesinden ne çıkacak? Bir bütün olarak baktığımızda Kürtlerin en çok sorduğu soru şu: Yeni dönemde Orta Doğu ölçeğinde Kürt karşıtı bir koalisyonun oluşturulması için Türkiye’yi yönetenler canhıraş çalışıyor mu?
Barışa, demokratik müzakereye yatırım yapmanız gereken yerde -evet, bir taraftan masa devrilmedi, sancılı da olsa bir şekilde yürüyor ama- öbür taraftan canhıraş bir şekilde Irak’ta yaşananları görüyoruz, Suriye’deki Şam rejiminin yaklaşımını görüyoruz, İran’da tekrardan başlayan çatışmaları görüyoruz. NATO zirvesinden ne çıkacak? Bir bütün olarak baktığımızda Kürtlerin en çok sorduğu soru şu: Yeni dönemde Orta Doğu ölçeğinde Kürt karşıtı bir koalisyonun oluşturulması için Türkiye’yi yönetenler canhıraş çalışıyor mu?
Bu oldukça tehlikeli, riskli bir şey. Haliyle sürece olan güvensizliği bu yaklaşımlardan da biraz ele almak, tariflemek lazım. O nedenle herkese buradan açıkça seslenmek isterim. İmralı Heyetimizin, eş genel başkanlarımızın, Kürt hareketinin, Sayın Öcalan’ın sözlerini, söylemlerini, açıklamalarını daha dikkatlice dinlemek, orayı daha fazla ölçü almak ve oradan verilen mesajlarla birlikte bize ne görev düşüyor, yani barış için, demokratik toplum sürecinin geliştirilmesi için bize ne görev düşüyor diye o açıklamadan yola çıkarak kendi rolünü daha fazla cesur, yaratıcı, sonuç alıcı bir şekilde oynamanın yoluna bakmak zorundayız.




