MİA-FED tarafından Diyarbakır’da düzenlenen Demokratik İslam Kongresi’nin üçüncü büyük konferansı, Ali Emiri Konferans Salonu’nda başladı. İki gün sürecek konferansta demokratik toplum, barış, inanç, özgürlük ve adalet başlıkları ele alınıyor.
Konferansta Abdullah Öcalan’ın gönderdiği mesaj da okundu. Mesajda, Hz. Muhammed’in öncülüğünde ortaya çıkan ilk İslam toplumunun, devletçi uygarlığın dayattığı sınıflaşma, sömürü ve kabileci tahakküme karşı gelişen güçlü bir demokratik toplum hamlesi olduğuna dikkat çekildi.
Perva İnal: İslam’ın özünde adalet, barış ve özgürlük var
Konferansın açılış konuşmasını yapan MİA-FED Eşbaşkanı Perva İnal, din, adalet ve özgürlük kavramlarının birbirini tamamlayan değerler olduğunu belirtti.
İslam’ın özünde adalet, barış ve özgürlük anlayışının bulunduğunu ifade eden İnal, konferansın bu değerler etrafında yürütülen tartışmalara katkı sunmayı amaçladığını söyledi.
Hüda Kaya: Kalıcı barış bireyin iç dünyasında başlıyor
Konferansın ilk konuşmacılarından eski HDP Milletvekili Hüda Kaya, kalıcı barışın yalnızca siyasal anlaşmalarla sağlanamayacağını belirtti.
Barışın bireyin kendi vicdanı ve iç dünyasıyla kurduğu ilişkiyle başladığını ifade eden Kaya, günümüzde yaşanan krizlerin yalnızca devletler arasında değil, insanların iç dünyalarında da yaşandığını söyledi.
Kadınların barış süreçlerindeki rolüne dikkat çeken Kaya, “Kadın barışın misafiri değil, sahibidir” ifadelerini kullandı.
Çetin Arkaş: Toplumsal değerleri korumak ortak sorumluluk
Uzun yıllar cezaevinde kalan Çetin Arkaş da konuşmasında ahlakın toplumsal yaşamın temel unsurlarından biri olduğunu söyledi.
Kürtlerin tarih boyunca kimlik ve kültürel haklar konusunda yaşadığı sorunlara değinen Arkaş, Ortadoğu’daki sorunların çözümünde bölgenin kendi toplumsal dinamiklerinin söz sahibi olması gerektiğini ifade etti.
Arkaş, toplumsal değerlerin korunmasının ortak bir sorumluluk olduğunu vurguladı.
Fatma Bostan Ünsal: Kürt meselesi konusunda özeleştiri vermemiz gerekiyor
Moderatörlüğünü Dr. Fatih Çiçek’in yaptığı ilk oturumda Süleymaniye Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Kiwan Azad, yazar Fahrettin Şeker, Hak İnisiyatifi Derneği Başkanı Fatma Bostan Ünsal ve ilahiyatçı-yazar Ali Bulaç konuşmacı olarak yer aldı.
“Türk-Kürt ilişkilerinin yeniden demokratik temelde inşası” başlıklı sunumunda konuşan Fatma Bostan Ünsal, 1980’li yıllarda İslamcı çevrelerin kimlik talepleri ve Kürt meselesi karşısında yeterli duyarlılığı göstermediğini belirterek bunun bir özeleştiri konusu olduğunu ifade etti.
Adalet ve insan hakları temelinde farklı etnik grupların bir arada yaşayabileceği ortak bir zemin oluşturulması gerektiğini dile getiren Ünsal, geçmişte başörtüsü sorunu nedeniyle çoğulculuk ve Medine Sözleşmesi’nin sıkça gündeme geldiğini, bugün ise benzer bir yaklaşımın yeniden güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Fatma Bostan Ünsal, “Bütün çeşitliliğin bir arada bulunacağı, herkesin adalet ve insan hakları temelinde yaşayabileceği bir zemin olarak Demokratik İslam üzerine yeniden düşünmemiz gerekiyor” dedi.
Fahrettin Şeker: İslam araçsallaştırıldı
“Siyasal İslam’ın tükenişi: iktidar, araçsallaşma ve ahlaki erozyon” başlıklı sunumunda konuşan yazar Fahrettin Şeker, İslam’ın tek olduğunu, “siyasal İslam”, “demokratik İslam” ya da “radikal İslam” gibi kavramların daha sonra ortaya çıktığını söyledi.
İslam ile Müslümanlığın birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Şeker, dini değerlerin siyaset, ticaret ve iktidar ilişkileri içinde araç haline getirildiğini ifade etti.
Şeker, “Din çıkar için, ticaret için, makam için kullanılmaz. İnsanları kandırmanın aracı haline getirilemez” dedi.
Kiwan Azad: İslam ile siyaset aynı şey değil
“Siyasal İslam’ın doğuşu ve yayılışı” başlıklı sunum yapan Prof. Dr. Kiwan Azad, Hz. Muhammed’in Medine’ye hicretinin ardından attığı üç temel adıma dikkat çekti.
Azad, mescidin inşası, toplumsal kardeşliğin sağlanması ve Medine Vesikası’nın oluşturulmasının, dönemin en önemli adımları olduğunu belirtti.
“İslam, Allah’ın dinidir; siyaset ise insanların işidir” diyen Azad, siyasal süreçlerin zaman zaman toplumlarda ayrışmaları derinleştirdiğini ifade etti.
Ali Bulaç: Medine Vesikası farklı kimliklerin ortak sözleşmesidir
“Medine Vesikası ışığında barış ve demokratik toplum” başlıklı sunumunda konuşan Ali Bulaç ise Medine Sözleşmesi’nin farklı topluluklar arasında yapılan bir ortak yaşam sözleşmesi olduğunu söyledi.
Medine Vesikası’nın etnik kimliklerin korunması, anadilde eğitim hakkı, kültürel değerlerin yaşatılması ve bölgeler arası eşitsizliklerin giderilmesine yönelik pozitif ayrımcılık ilkelerini içerdiğini belirten Bulaç, dünyanın yeni bir döneme girdiğini ifade etti.
Bulaç, yeni bir toplumsal ve siyasal tasavvurun inşasına ihtiyaç duyulduğunu söyledi.



