• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Deprem bölgesinde barınma sorunu: Hatay ve Malatya’da konteyner kentlerde tahliye süreci başladı

Deprem bölgesinde barınma sorunu: Hatay ve Malatya’da konteyner kentlerde tahliye süreci başladı

Ekipler belirlenen program dahilinde konteynerleri tek tek kaldırırken, bu işlemlerin etaplar halinde süreceği öngörülüyor. Yetkililer uygulamayı kalıcı konutlara geçiş kapsamında değerlendirirken İHD ve TİHV güvenli yaşam koşulları oluşturulmadan yürütülen tahliyelerin yeni hak ihlallerine yol açacağı uyarısında bulundu.

Deprem bölgesinde barınma sorunu: Hatay ve Malatya’da konteyner kentlerde tahliye süreci başladı
Deprem bölgesinde barınma sorunu: Hatay ve Malatya’da konteyner kentlerde tahliye süreci başladı
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 29 Haziran 2026 20:44
  • Güncellenme: 29 Haziran 2026 23:24

6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden yaklaşık 3,5 yıl geçmesine rağmen Hatay başta olmak üzere afet bölgesinde barınma alanındaki hareketlilik devam ediyor. Süreç kapsamında devletten maaş alan vatandaşların 1 Temmuz tarihine kadar konteynerleri boşaltması istenirken, Malatya’da da benzer bir çalışma yürütülüyor.

Malatya’nın Battalgazi ilçesinde yer alan Acıbadem Konteyner Kent’te tahliye ve kaldırma işlemleri fiilen başladı. Bölgeye sevk edilen vinç ve nakliye araçları eşliğinde konteynerlerin sökülerek taşındığı kaydedildi.

Afetin ardından binlerce vatandaşa geçici barınma olanağı sunan bu alandaki çalışmaların, kalıcı konutlara geçiş sürecinin hız kazanmasıyla bağlantılı olduğu belirtiliyor. Ekipler belirlenen program dahilinde konteynerleri tek tek kaldırırken, bu işlemlerin etaplar halinde süreceği öngörülüyor.

Sökülen konteynerlerin hangi bölgelere nakledileceği veya boşaltılan alanın bundan sonra hangi amaçla kullanılacağı konusunda yetkili mercilerden henüz resmi bir bilgilendirme yapılmadı.

Yetkililer uygulamayı kalıcı konutlara geçiş kapsamında değerlendirirken İHD ve TİHV güvenli yaşam koşulları oluşturulmadan yürütülen tahliyelerin yeni hak ihlallerine yol açacağı uyarısında bulundu.

Tahliye şartları ve takvimi netleşti

Tahliye kapsamında Armutlu, Elektrik ve Gazi gibi bölgelerde anahtar teslim işlemlerinin yaklaşık 3 ay içerisinde tamamlanması planlanıyor.

Resmi verilere göre deprem bölgesinin genelinde 430 bini aşkın kişi halen geçici barınma merkezlerinde yaşamını sürdürüyor. Bu nüfusun yaklaşık 180 binlik kısmı ise barınma ihtiyacının en yoğun hissedildiği Hatay’da bulunuyor.

Sahada inşaat faaliyetleri ve şantiye süreçleri devam ederken, bazı depremzedeler telefon yoluyla kendilerine ulaşan talimatlar doğrultusunda konteynerleri 1 Temmuz tarihine kadar boşaltmaları gerektiğinin bildirildiğini ifade ediyor.

Yerel kaynaklar, geçici alanların tamamen tasfiye edildiği algısını oluşturmak adına, konutları henüz hazır olmayan kişilerin de hızlı bir tahliye baskısıyla karşı karşıya kaldığı yönündeki gözlemleri aktarıyor.

Hatay’da konteyner kentlerde, son derece zor koşullar altında hayata tutunmaya çalışan depremzedeler var. Bölgede yaşayan depremzedeler gerçek çözümün, insanlara “Konteynerden çıkın” demek olmadığını, çözümün onlara hak ettikleri güvenli ve yaşanabilir evleri bir an önce teslim etmek olduğunu belirtiyor.

Hatay’da konteynerlerde tahliye endişesi: ‘Evlerimiz teslim edilmeden çıkamayız’

Altyapı eksiklikleri ve esnafın talepleri

Sahada gerçekleştirilen araştırmalar, kalıcı konutlarının anahtarını teslim almış olsalar dahi binalarında elektrik, su veya çevre düzenlemesi gibi temel altyapı çalışmaları tamamlanmayan yurttaşların ciddi bir barınma kaygısı taşıdığını ortaya koyuyor.

Özellikle konteyner alanlarında ticari faaliyet yürüten küçük esnaf ile yüksek kiralar nedeniyle kiralık ev bulmakta zorlanan dar gelirli aileler, tahliye takvimlerinde esneklik sağlanmasını ve kalıcı konutlardaki altyapının tamamen bitirilmesini talep ediyor.

Yetkililer tarafından paylaşılan bilgilere göre, afet sonrasındaki acil süreçte caddelerde, mahalle aralarında ve yol kenarlarında plansız şekilde konuşlandırılan bağımsız konteynerler tamamen ortadan kaldırılacak.

Bununla birlikte, organize şekilde kurulan büyük konteyner kentlerde de sakinlerin ekonomik durum analizleri ve konut kura sonuçları baz alınarak kademeli bir tahliye takvimi işletileceği belirtiliyor.

İHD ve TİHV’den ortak açıklama

İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Kahramanmaraş merkezli sarsıntıların ardından afet bölgesinde başlayan barınma alanlarının tasfiye sürecine ilişkin ortak bir açıklama yaptı.

Yapılan açıklamada, Adıyaman, Kahramanmaraş, Osmaniye ve Malatya’da konteyner kentlerin boşaltılmasına yönelik fiziki uygulamaların başladığı, Hatay’da da benzer bir sürecin hayata geçirilmesinin beklendiği paylaşıldı.

Sürecin yalnızca teknik bir tahliye işlemi olarak görülemeyeceği belirtilen açıklamada, yaşanan durumun afetin ardından geçen 42 ay boyunca izlenen politikaların ve kamusal yaklaşımın sonuçlarını net bir biçimde gözler önüne serdiği ifade edildi.

“Güvenli ve kalıcı koşullar oluşturulmadan tasfiye kabul edilemez”

Depremden etkilenen yurttaşların yıllarca konteynerlerde yaşamak durumunda bırakılmasının kabul edilemez olduğu gibi, güvenli ve kalıcı yaşam koşulları tam anlamıyla inşa edilmeden bu alanların tasfiye edilmesinin de doğru olmadığı aktarıldı.

Temel problemin konteynerlerin kaldırılması değil, insanların hayatını yeniden kuracak hak temelli ve kamusal bir iyileşme programı oluşturulmadan tahliye adımlarının atılması olduğu vurgulandı.

Sarsıntıların üzerinden üç buçuk yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen bölgedeki insanların geleceğe dair büyük bir belirsizlik yaşadığı savunulan açıklamada, şu sorulara dikkat çekildi:

“İnsanlar hangi koşullarda barınacak, geçimlerini nasıl sağlayacak, çocukları eğitimlerine nasıl devam edecek, sağlık hizmetlerine nasıl ulaşacak, sosyal destek mekanizmaları nasıl işleyecek? Bu soruların hiçbirine kamuoyuyla paylaşılmış, şeffaf ve uygulanabilir bir yanıt verilmemektedir.”

Belirsizlikten en çok kırılgan gruplar etkileniyor

Depremzede ailelere tahliye tebligatlarının ulaştığı, bazı geçici barınma merkezlerinde ortak kullanım alanlarının kapatıldığı, elektrik ve su hizmetlerinin kesileceğine dair bilgilendirmelerin yapıldığı aktarılan ortak metinde; bu kararların hangi planlamaya dayandığının bilinmediği ifade edildi.

Mevcut belirsizliğin en derin etkilediği kesimlerin ise kiracılar, hak sahibi sayılmayan depremzedeler, kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler ve Dom toplulukları gibi kırılgan gruplar olduğu bilgisi verildi.

Hak sahibi olma durumuna bakılmaksızın afetzede konumundaki herkes için insan onuruna uygun yaşam standartlarını sunmanın devletin asli yükümlülüğü olduğu hatırlatıldı.

Açıklamada afet sonrasındaki yeniden inşa sürecinin büyük oranda yalnızca konut üretimine indirgendiği, bütünlüklü bir sosyal kamu politikasının işletilmediği tespiti paylaşıldı.

Güvenli barınmanın yanı sıra geçim kaynaklarının, eğitim ve sağlık hizmetlerinin bir bütün olarak güvence altına alınması gerektiği aktarıldı.

“Sınav döneminde tebligat gönderilmesi sonuçların gözetilmediğini gösteriyor”

Liselere Geçiş Sistemi (LGS) ve Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) gibi öğrencilerin geleceğini doğrudan etkileyen kritik sınav periyotlarının hemen öncesinde ailelere tahliye tebligatlarının ulaştırılması eleştirildi.

Altyapı hizmetlerinin sonlandırılması yönündeki adımların depremzedelerin yaşamını kolaylaştırmak yerine zorlaştırdığı ifade edildi.

Hak, hukuk, emek, sağlık, kadın ve çocuk alanında faaliyet gösteren kurumlar olarak, kararların şeffaflıktan uzak şekilde alınmasını ve yükün yeniden depremzedelerin omuzlarına bırakılmasını kabul etmediklerini bildiren İHD ve TİHV, yetkili kurumlara şu çağrıda bulundu:

“Yetkili kurumları, tahliye sürecine ilişkin tüm verileri ve planlamayı kamuoyuyla paylaşmaya, depremden etkilenen herkes için güvenli ve kalıcı yaşam koşullarını sağlayacak kapsamlı bir geçiş planını açıklamaya, hak sahibi olsun ya da olmasın hiçbir depremzedenin geride bırakılmayacağı sosyal destek mekanizmalarını oluşturmaya ve yaşamın yeniden kurulmasını esas alan politikaları hayata geçirmeye çağırıyoruz. Deprem bölgesinin ihtiyacı aceleyle yürütülen tahliyeler değildir. Deprem bölgesinin ihtiyacı, hiç kimseyi geride bırakmayan, belirsizliği değil güvenceyi esas alan, yaşamı bütün boyutlarıyla yeniden kurmayı hedefleyen hak temelli bir kamu politikasıdır.”