2026 Dünya Kupası’ndaki performansıyla dikkat çeken ve attığı her golün ardından geleneksel Kürtlerin geleneksel dansı govend (halay) figürleri sergileyen futbolcu Deniz Undav, göçmenlik, aidiyet ve kimlik tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
Akademisyen Dr. Rosa Burç, der Freitag gazetesinde yayımlanan makalesinde, Undav’ın futbol sahasındaki varlığının ve kökenlerini açıkça ifade etmesinin Almanya’daki göç sonrası (post-migrant) toplum yapısı, azınlık hafızası ve göçmenler arası ırkçılık bağlamında ne anlama geldiğini mercek altına alıyor.
Çarpıtılan “Türk göçmen işçi” anlatısını, Ezidi ve Kürt toplumunun tarihsel olarak görünmez kılınma çabalarını ve futbolun milliyetçilikle ilişkisini ele alan yazı, modern Almanya’nın çok katmanlı kimlik gerçekliğini Deniz Undav figürü üzerinden inceliyor.
Dr. Rosa Burç’un “Milli takım oyuncusu Deniz Undav: Kürt kimliğinin görünürlüğü” başlıklı makalesinin Türrçe çevirisi şöyle:
Deniz Undav gol attığında govend oynuyor; yani geleneksel Kürt halayını. Birçok insanla el ele vererek dört adım yana, sonra öne ve arkaya. 2026 Dünya Futbol Şampiyonası’nda taraftarların sevgilisi haline gelen Undav, bir dönem dünya çapındaki futbolcu Lionel Messi’nin bile önünde yer alarak gol krallığı listesinin zirvesine yerleşti.
Millî takımın Fildişi Sahili’ne karşı oynadığı son maçın ardından Almanya kentlerinin sokakları konvoylarla doluyor.
İnsanlar aynı anda ve yan yana hem Almanya bayrakları sallıyor hem de Kürt dansları oynuyor.

Gazeteciler Undav’a “Türk kökenlerini” sorduğunda, Alman millî takımı için oynadığına işaret ediyor ve aynı zamanda Kürt kökenini sahipleniyor.
Aidiyet, vatan ve köken gibi kavramlar tam da saha kenarında müzakere ediliyor: Farklılıklara rağmen değil, aksine bu farklılığın getirdiği bir doğallıkla.
Çünkü çoğunluk toplumu bugün bile hâlâ, göçmen olarak gelen insanların hiçbir farklılık barındırmayan homojen bir blok olduğunu varsayıyor.
Aidiyet, geçmişte olduğu gibi bugün de daimi bir soru işareti olarak kalıyor. Bu durum, bitmek bilmeyen bir “bir ulusa bağlılık yemini etme” ya da “iki ülke arasında yaşama” haline dönüşüyor.
Göç, Almanya’nın bir parçasıdır
Buna karşın göç sonrası (post-migrant) günümüz gerçekliği; bu kırılmaları, çelişki gibi görünen durumları ve farklılıkları bünyesinde barındırır.
Günümüz toplumunda pek çok köken, hiyerarşi, kimlik, ittifak ve dayanışma yan yana var olmaktadır.
Avrupa’da “Onları geri gönderin” koroları yükselirken ve sağcı, eşitsizlik yanlısı ideolojiler dile, eyleme ve politikaya kök salarken; artık üçüncü ve dördüncü nesle mensup olan çocuklar bu toplumu çoktan şekillendiriyor.
Bunu “iyi entegre olmuş kişiler” olarak değil, bu toplum zaten kendilerinin olduğu için yapıyorlar.
Kendisi de Türkiye’den gelen Kürt sığınmacıların çocuğu olan profesyonel boksör Agit Kabayel ile yaptığı bir sohbette Undav, Almanya’da peşin hükümler ve katı dışlama kriterleri nedeniyle fırsatların kendisine nasıl kapatıldığını anlatıyor.
Gençlik yıllarında profesyonel bir kariyer için değerlendirmeye bile alınmamış. Ancak dolambaçlı yollardan, alt liglerdeki küçük kulüplerden geçerek, İngiliz ve Belçika takımlarında oynayarak Alman futbolunun kapılarını kendisine yeniden açabilmiş ve nihayetinde millî takıma kadar yükselmiş.
Deniz Undav gibi bir millî futbolcunun Ezidi-Kürt kökenini açıkça beyan etmesi, siyasi bir ağırlık taşıyor ve bu ağırlık bu ülkeye özgü değil.
Almanya, diasporadaki en büyük Kürt ve Ezidi topluluğuna ev sahipliği yapmaktadır. Dolayısıyla Türkiye ile bağı olan yaklaşık 2,9 milyon insanın kayda değer bir kısmı Türk değildir.
Yarım asırdan fazla bir süre önce gelen birinci nesil “konuk işçiler” arasında, Türkiye’deki savaş, zulüm ve pogrom dalgalarından kaçan pek çok azınlık ve siyasi mültecinin de bulunması, “Türk konuk işçi” anlatısında neredeyse hiç yer bulamamaktadır.
Kürtlerin varlığı uzun süre sadece görünmez kılınmakla kalmadı, aynı zamanda bu toplum içinde de inkâr edildi.
On yıllar boyunca şu anlayış geçerliydi: Kürt diye bir halk yoktur. Kendini Kürt olarak tanımlayanlar zulme uğradı, tutuklandı, sürgüne gönderildi ya da öldürüldü.
Bu inkâr, Türk devleti ricalinin resmi politikasıydı ve etkileri Almanya’ya kadar uzandı. Kürt kimliklerinin sistemli bir şekilde görünmez kılınması, kendi tarihlerinin, dillerinin ve kimliklerinin de ellerinden alınmasına yol açtı.
Göçmenler arası ırkçılık bir araştırma alanı olarak henüz çok yenidir. Araştırmalar, “köken bölgedeki” ırkçılığın Almanya’da da etkisini sürdürdüğünü ve buradaki mağdurlar arasında eski, bilindik hayatta kalma stratejilerini ürettiğini gösteriyor: Örneğin anne babalar çocuklarına dillerini ve kökenlerini gizlemelerini öğütlüyor; bu, göçten sonra bile nesiller boyu aktarılan bir savunma refleksidir.
Ancak günümüzde bu refleks tersine dönüyor. Görünmez kılınmaya verilen yanıt ve tarihsel olarak kökleşmiş bir şiddetin aşılması, genç nesil için kendi kökenini açıkça adlandırmaktan geçiyor.
Fatma Aydemir’in Dschinns (Cinler) adlı romanında Peri, kendisini neyin Kürt yaptığını sorar ve Ciwan şöyle yanıt verir: “Beyan etmek. ‘Ben bir Kürt’üm’ demek. Eğer Kürt olduğumuzu söylemezsek, o zaman var olmayız.”
Futbolda Kürt kökenini beyan etmek önemsiz bir detay değildir
Kürt profesyonel futbolcular öteden beri farklı millî takımlarda, örneğin Türkiye takımlarında, Kürt olarak görünür olmadan oynamış olsalar da birçoğu bugün bile Kürt kimliğini gizlemektedir.
Çünkü futbol, özellikle Türkiye’de, milliyetçiliğin bir sahnesi olmayı sürdürmektedir. Kürt takımları defalarca saldırıya uğramakta, Undav gibi Kürt oyuncular sosyal medyada hakarete maruz kalmaktadır.
Kürtlere yönelik tarihsel şiddet devam etmekte ve bir tehdit olarak geri dönmektedir. Bu ırkçılığın ne kadar açık bir şekilde ortaya çıktığı, Diyarbakır’ın bu yıl Süper Lig’e yükselen Kürt kulübü Amedspor’un hikayesinde görülmektedir.
Undav da Amedspor’u şampiyonluğundan ötürü kamuoyuna açık bir şekilde tebrik etmişti. Daha önceki maçlarda bu takım, rakip tribünler tarafından beyaz Renault Toros resimleriyle karşılanmıştı.

1990’lı yıllarda Kürt aydınları bu araçlarla kaçırılmış ve katledilmişti.
Dolayısıyla Kürt kökenini beyan etmek önemsiz bir detay değildir. Kürt toplumu için bu durum, kendi kaderini tayin etme ve onurla ilgilidir.
Azınlık içindeki azınlık: Ezidiler
Undav, baba tarafından, Türkçe haritalarda adı Işıklı olan Zewra köyündendir. Kürtçe yer ve kişi isimlerinin Türkleştirilmesi, Kürtleri karda yürürken çıkardıkları varsayılan seslere atfen “kart kurt” nitelemesiyle “Dağ Türkü” ilan eden o politikanın bir parçasıydı.
Ezidiler ise iki katmanlı bir baskıya maruz kaldılar. Dilleri ve duaları Kürtçedir. İnançları, İbrahimi dinler öncesine ait en eski dinlerden biridir ve Kürtlerin kadim dini olarak kabul edilir.
Bu nedenle Türk devleti, bu durumu Kürt kökenli ve güvenlikle ilgili bir mesele olarak ele aldı. Ezidilere yönelik ayrımcılık, bu yüzden sadece dini zulüm bağlamında görülemez; aynı zamanda Kürt sorununun da bir parçasıdır.
1980 askeri darbesinin ardından, Zewra gibi Ezidi köyleri devlet güvenliği bahanesiyle zorla boşaltıldı. Sakinleri Almanya’ya göç etmeye zorlandı.
Aynı zamanda Ezidiler, tarihsel olarak Kürt ve Müslüman çoğunluklu toplumlar içinde de marjinalleştirildi. Onlar, azınlık içindeki bir azınlıktır.
Undav Türkiye için de oynayabilirdi ancak Almanya’yı seçti. Bunun bir nedeni, bir Kürt olarak ilk başarısızlıkta günah keçisi ilan edilmekten korkmasıydı.
Bu beyanının ardından kendisine hain ve terörist yakıştırmaları yapıldı. Türk siyasetinden kendisine vatandaşlıktan çıkarılma çağrıları bile yükseldi.
Ulusal bir sahne olarak Dünya Kupası
Eski millî futbolcu Mesut Özil benzer bir dışlanma yaşamış olsa da bu iki vaka birbiriyle karşılaştırılamaz. Özil, Türkiye Cumhurbaşkanı ile poz verdi, aşırı sağcı “Ülkü Ocakları / Bozkurt” dövmesini sergiledi ve ırkçılık gölgesindeki istifasının ardından Türkiye’ye yerleşti.
Undav ise tam tersine, Özil’in yakınlık duyduğu o milliyetçiliğin hedef aldığı insan topluluğuna mensuptur.
Undav üzerinden, göçmenler arası ırkçılık araştırmalarının tanımladığı “ırkçı eş zamanlılıklar” somut hale geliyor: Kimileri için o bir vatan haini ve terörist; kimileri içinse yeterince Alman değil ve sadece takımı başarıya taşıdığı sürece tahammül edilen biri.
Avrupa iltica sisteminin reformu (GEAS) en sert yorumuyla kabul edilirken ve AfD ülke genelindeki anketlerde yüzde 30 sınırına yaklaşırken, Deniz Undav Almanya için oynuyor.
Daha birkaç ay önce Şansölye Friedrich Merz’in “kent vizyonu” retoriği, aidiyetin sınırlarını içeriye doğru daha da daraltmış ve çoktan bu topluma ait olanlara kadar ulaştırmıştı.
Futbol da kimin nereye ait olduğunu ve bunun ne kadar süreceğini müzakere ediyor. Ve tüm bunlara rağmen Undav, her golden sonra govendini oynuyor. Antonio Rüdiger de ona eşlik ediyor.
Tribünlerde ise her kökenden insan, her golün ardından bu dansa birlikte katılıyor.
Dr. Rosa Burç: Sosyologdur ve Alman Entegrasyon ve Göç Araştırmaları Merkezi (DeZIM) bünyesindeki Ulusal Ayrımcılık ve Irkçılık İzleme Birimi (NaDiRa) ile Göç Departmanı’nda araştırmacı olarak çalışmaktadır



