Dersim’de Gülistan Doku soruşturması devam ediyor.
13 Nisan’da yapılan operasyonda aralarında dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, oğlu Mustafa Türkay Sonel’in de olduğu 15 kişi gözaltına alındı. Aralarında Vali Sonel’in oğlu, koruması ve dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekiminin de aralarında bulunduğu 11 kişi tutuklandı.
Gülistan Doku soruşturmasının sürdüğü Dêrsim’de yurttaşlar da süreci yakından izliyor.
Dersim sokaklarında MA’nın mikrofon uzattığı yurttaşlar, karanlıkta kalan gerçeklerin gün yüzüne çıkmasını talep etti.
Van’da şüpheli şekilde yaşamını yitiren Rojin Kabaiş’in babasının da destek vermek amacıyla Dersim’e geldiğini hatırlatan Beser Yeşil, “Sadece Gülistan değil, Rojin için de çok üzülüyoruz. Güvenimiz sarsıldı. Bir valinin bunu yapması, böyle bir şey yapması büyük bir iğrençlik. Kötü bir şey, doğru değil. Bunların Dersim gibi bir yerde olması bizi çok üzüyor” diye konuştu.

‘Bir daha yaşanmasın’
Olayın ilk günden bu yana herkesin derinden etkilediğini vurgulayan Sakine Ateş, bu olaya karşı gerekli toplumsal tepkinin verilmediği eleştirilerini yaptı. Sakine Ateş, “Arkası kuvvetliydi. Valinin oğlu diye bu olayın üstü kapatıldı. Bunu bizi ‘koruması’ gerekenler yapmış, korumayanlar ne yapacaktı? Böyle bir şey olamaz. Yeter artık bir daha böyle olaylar olmasın. Davanın üstü kapatılmasın ne olduysa kimin eli var, kimin parmağı varsa açıklansın” çağrısında bulundu.

Gülistan Doku dosyasında hala soru işaretlerinin giderilmediğini dile getiren Yaşar Köknar, “Bu ilişkilerden sonra bazı şeyler ortaya çıkmış gibi görünüyor ama işte valinin oğlu halen ‘Ben tanımıyorum, etmiyorum’ gibi ifadeler kullanıyor. Ama yanında tanıklar, şahitler, içeri alınanlar, hatta tutuklama yapılanlar diyor ki: ‘Biz valinin oğluyla, valinin talimatı sonucu bu işleri yaptık.’ Yani bu kirli ilişkilerin tabii gündeme getirilmesi lazım. Bir ülkenin yarınlarına sahip çıkacak gençlerdir. Gençlerine sahip çıkmayan hiçbir devletin, hiçbir ülkenin, hiçbir milletin, toplumun sonunun da iyi olmayacağını hepimiz bilmemiz gerekiyor. Bu sistemin hiçbir tarafına güven kalmamıştır. Eski İçişleri Bakanı, Türkiye’nin bütün tecavüz olaylarına adı geçen, uyuşturucu, mafya ilişkileri ile adı anılan bütün çete liderleriyle kendi makamında poz vermiş. Şimdi böyle bir devlet yapısı olursa tabii ki kirlilikten kurtulma şansı da olmaz. O anlamda, bu devleti idare edenlerin kendi halkına güven vermesi lazım, kendi halkına güven vermeleri gerekiyor” dedi.
Örgütlenme çağrısı
Yaşanan sorunlara ilişkin sivil toplumun güçlendirilmesi ve herkesin bu konuda özeleştiri vererek örgütlülüğü daha da derinleştirmesi gerektiğini belirten Köknar, “Toplumla iç içe olmayan ve sadece bir basın açıklamasıyla, mitingle buluşan ilişkilerin sonu hiçbir zaman sağlıklı yürümez. Bu anlamda sivil toplum örgütleri, kurumlar, partiler, siyasal partiler; demokrasiyi ön plana alan siyasal partilerin kendi halkına, kendi gençliğine, kendi öğrencisine de sahip çıkma gibi bir örgütlülük içerisinde olmaları gerekiyor” şeklinde konuştu.
Neden bulunmadı?
Gülistan Doku’nun faillerinin bugüne kadar bulunmamasının kabul edilemez olduğunu ifade eden Ahmet Ateş, “Kürsüye çıkarlarken herkes diyor ki; ‘Doğruluktan ve hakikatten ayrılmayacağıma namusum ve şerefim üzerine and içiyorum.’ Herkes elini vicdanına koysun. Halk bir vatandaşı seçiyor. ‘Yok, sen bana danışmadan onu seçmişsin. Ben onu içeri alacağım’ deniyor. Böyle adalet olmaz. Bu adaletsizliktir” diye konuştu.
‘Bu bir başlangıç olabilir’

Meral Uç, kenti korumakla yükümlü bazı yapıların da sürecin içinde anılmasının dikkat çekici olduğunu belirterek, bunun Türkiye’de uzun süredir devam eden bir sorunu gündeme taşıdığını ifade etti. Meral Uç, “Çünkü bunlar bulundukları yerlerde öyle bir güç oluyorlar ki insanlar konuşmaya korkuyorlar. Eğer Gülistan Doku meselesi bir başlangıç olursa ben inanıyorum ki Türkiye’nin birçok yerinde birçok olay ortaya çıkacak” diye konuştu.
Temiz bir toplum için gerçeğin açığa çıkarılması gerektiğinin altını çizen Meral Uç, “Bu tarz kirli ilişkileri olan insanları da bir bir ayıracaksınız. Bu mesele sadece Dêrsim’le alakalı değil. Dêrsim halkı, kadınları yıllardır bu işin peşine düştüler. Yıllardır mücadelesine verdiler. Bir toplumda sistemi eleştirilmezse, kamu kurumları eleştirilmezse, yanlışları gösterilmezse o yanlışların üstü kapatılırsa, sonra yanardağ gibi büyür büyür en son patlar. Daha vahim durumlar ortaya çıkar” dedi.




