Devrimci adalet hukuk, vefa ve Nebi Barlas
Faruk Eren 22 Temmuz 2026

Devrimci adalet hukuk, vefa ve Nebi Barlas

Devrimci adalet hukuk, vefa ve Nebi Barlas

 

Size söz vermiştim ya ‘bir daha ölüm üzerine yazmayacağım’ diye. Arada evlere ırak dertlerle boğuştum, boğuşuyorum. Yine ölüm vesile oldu bu yazıya. 12 Eylül öncesi ve sonrası İstanbul’da yargılanan devrimcilerin önemli bölümünün avukatlığını yapan Nebi Barlas’ı yitirdik. Dediğim dertlerden cenaze merasimine katılamadım. Bu yazı Nebi abiye veda ve saygı duruşu olsun.
Nebi Abi’yi 12 Eylül 1980 darbesinden sonra tanıdım. Devrimcilere yönelik sürek avı vardı. Biz henüz dışarıdaydık ama inanılmaz bir tutuklanma furyası vardı. Tutuklanamayanlar da vardı, işkencede öldürülenler… Devrimciler sadece tutuklanmıyordu, sokaklarda ‘kaçarken’ vuruluyordu, ya da doğrudan idam ediliyordu.
Tam da o günlerde tanıştım Nebi Abi ile. Tanışmamızı şöyle anlatayım: 12 Eylül darbesi olmuş, yaygın bir gözaltı tutuklama furyası var. Biz kendimizce mücadeleye devam ediyoruz. 1981’in baharı filan olmalı. İlk kez ablamla Beyoğlu’ndaki İpek Sokak’taki İpek Han’daki bürosuna gittik. Annem ve babamla da gittik daha sonra, onlar vekalet verdi. 80’in Kasım’ında gözaltına alınan abimden haber alamıyorduk. Darbeciler gözaltı süresini 90 güne çıkarmıştı ve bu süre çoktan aşılmıştı. Biz daha ‘gözaltında kayıp’ kavramını bilmiyorduk.
Küçükçe bir bekleme salonu, sekreter ve Nebi Abi’nin çalışma odası. O küçükçe salonu tutuklu anneleri tarafından içeride olan evlatlarının darbeden önce kurdukları gibi derneğe dönüştürmüştü neredeyse. Tüm oturma alanları, ayakta olanlarla tıklım tıklımdı. Yan taraftaki odada çalışan Nebi abi tutuklu ailelerine dert anlatmaya çalışıyordu.
Ablam hem abim hem de yoldaşları için avukat arıyordu, ben de peşine takıldım, birkaç avukat bürosu dolaştık. Ama bugünden baktığımda en ilginci Nebi abinin ofisiydi. Dediğim gibi dernek gibiydi.
Abim de ablamlar da ben de devrimciydik. Kapitalizme, faşizme, emperyalizme, şovenizme karşıydık. Nebi abi de öyleydi.
İstanbul’daki devrimciler ilk başta Sultanahmet, Davutpaşa, Alemdağ, Kabakoz, Selimiye ve şimdi hatırlamadığım dağınık cezaevlerine tıkılmışlardı. Daha sonra Metris toplama kampı kuruldu. Çoğunluğu oraya toplandı. O zamanki İstanbul için Metris, bugünün Silivri’si gibiydi. Uzaktı. Askeri Cezaevi’nin içinde bir ‘mahkeme’ salonu kurulmuştu. Yargılamaların çoğu orada yapılıyordu, bir bölümü de Selimiye kışlasında. Nebi abi bu cezaevleri ve ‘yargılama’ alanları arasında mekik dokuyordu. Neredeyse hiç ücret almadan. Mesela bizim ailemizden hiç ücret almadı.
Yıllar sonra Güre’de ziyaretine gittiğimde kirada oturduğunu öğrendiğimde burukluk yaşadım açıkçası. Yüzlerce müvekkili olan bir avukat çok zengin olabilirdi. Ama Nebi Barlas için adalet, hukuk ve mücadele bir din gibiydi. Hakkını helal et Nebi Abi.
Asker kökenliydi. Yanlış hatırlamıyorsam Talat Aydemir darbe girişiminden sonra tutuklanan askerlerdendi. Uzun bir süre kötü koşullarda cezaevinde yatmış, çıkınca hukuk fakültesini bitirip avukat olmuştu.
Politik bir duruşu vardı. Reddettiği sanıklar vardı. Mesela Mehmet Ali Ağca’nın avukatlığını reddetmişti. Anlattığından biliyorum.
Her davadan devrimcinin avukatlığını yapıyordu, ama en çok Devrimci Kurtuluş ve Devrimci Sol davalarında yargılananların avukatıydı. Bu bir tercih değil, İstanbul’da bu hareketler çoktu. Bilmiyorum, belki de bir nedeni vardır.
Bir avukatın en büyük travması müvekkilinin ceza almasıdır her halde. Ama bu travmanın en ağırı idam cezasıdır ve o idama tanıklık etmesidir. İstanbul’daki ilk idama, yanlış hatırlamıyorsam Paşakapısı Cezaevi’ndeki iki idama tanıklık etti Nebi Abi. MLSPB’li Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan’ın idamlarına. Ahmet’i tanıyordum Aksaray’dan. Vefa Lisesi’nden. (Ben Pertevniyalliydim). Benden birkaç yaş büyük, sessiz, sakin, güven veren bir devrimciydi.
Nebi Abi’ye sormaya hiç cesaret edemedim idam gecesini. Ama okuduklarım var. Çok trajik olmalı 20’li yaşlardaki iki kararlı devrimcinin idamına tanık olmak. Ama Nebi abi kendisini daha da üzecek, daha trajik bir olay yaşadı yıllar sonra. Birazdan anlatacağım.
Sanırım 1982 kışıydı. Bir gün Nebi Abi İkbal’le bana ‘şu günü’ gelin dedi. Gittik, iki poşet verdi bize. İçinde kağıtlar vardı. (O zaman fotokopinin çok değerli bir şey olduğunu -hala okuyan varsa- bugünün gençlerine hatırlatmak gerekiyor sanırım.) alıp Avcılar’daki devletin bilmediği aile evimize gittik. İçinde abimle ilgili arkadaşlarımızın şube ifadesi vardı. Okuduk ve sobada yaktık. İçinde yer aldığımız harekete yönelik en sert sorgulamamız başladı o gece.
Yemin ediyorum o geceyi, Nebi abinin bunu neden yaptığını ablamla hiç konuşmadık. Ama büyük bir olasılıkla ikimizin başına bir şeyler geleceğini düşünüyordu, bunu engellemeye çalışmıştı. Kim bilir ergenlikle darbe travması arasındaki benim montumdaki çıkıntıyı fark etmişti belki de…
1982’nin sonunda tutuklandım. Tabii ki avukatım Nebi Barlas’tı. Ziyaretlerime geldi. Hatta başka koğuşlardaki yoldaşlarımla konuşabilmem için aynı anda avukat ziyareti bile ayarladı!
Yargılandığım toplu davanın en çömezlerinden biriydim. Benden istenen cezanın tabanının yatarını yattığımda tahliye edilmemi sağladı Nebi abi. (Gel de bugünkü adalet sistemiyle 12 Eylül’ü karşılaştırma!)
Tahliye olduktan sonra, ilk yaptığımız şeylerden biri ablamla Nebi Abi’nin İpek Sokak’taki İpek Han’daki ofisini ziyaret etme oldu. Bir paket profiterol ve bir buket çiçekle. Çok duygulandı. Vefayı severdi, bir de kilosundan anlaşılacağı gibi tatlıyı.
İstiklal Caddesi’nde geçti ya hayatımız, arada bir uğrardım yanına… Bir süre sonra gazeteciliğe başladım. Yanlış hatırlamıyorsam, 1988 ya da 1989 (Bunu yazarken hiçbir kaynağa bakamadım). Dünya gazetesinde çalışıyorum. Bir nedenle teleks odasına girdim (teleks ne diye sormayın AI’ye bakın lütfen gençler). Flash haber geçiyor: “Avukat İbrahim Nebi Barlas’ın Beyoğlu’ndaki ofisi silahlı kişilerce basıldı. Sekreterin eli, ağzı bağlandı. Ofisi basan silahlı kişiler birtakım dosyaları alıp kaçtı.”
Nedense! Neredeyse ücretsiz avukatlığını yaptığı bir davanın sanıkları avukatlardan geçmişe yönelik kayıtları toplamak ve imha etmek istiyordu. Diğer avukatlar vermişti, Nebi Abi bir hukukçu olarak direnmişti. Bedeli bu olmuştu. Küstü birçok şeye. Bildiğiniz küstü. Ofisini Sıraselviler’e taşıdı. Yanına gittim, götürdüğüm tatlı da teselli etmedi onu. Çok üzgündü. Hakkını helal et Nebi abi.
Devrimciliğin sadece cüret, cesaretten ibaret olmadığını, içinde vefanın da olduğunu öğreneli çok olmuştu.
Vefalılar da vardı. Onun için bir saygı kitabı hazırladılar: Adalet Savaşçısı! Kadıköy’de kitap için buluştuk. Nebi Abi de vardı. Sezai Sarıoğlu, Bülent Uluer şahane konuşmalar yaptı yine. Savunduğu toplu davalardan insanlar saygı ve övgü dolu konuşmalar yaptı. Nebi Abi’yle ilk kez o gece rakı kadehi tokuşturduk. Vefa galip gelmişti.
Bir kez ziyaretine gidebildim Güre’ye. Ama çok sık telefonla görüştük. Açıkçası ‘çok yaşlandı, saçmalıyor mu’ diye düşündüğüm de oldu. Ülkedeki adaletsizliğe isyan ediyordu, Adalet Bakanlığı önünde eylem yapmaktan filan söz ediyordu. Koca Nebi Barlas’ı sakinleştirmeye çalışıyordum.
Cumartesi Anneleri’nin eylemine katılıp konuşmak istiyordu. Ne onun sağlığı el verdi ne de bizim onu alıp buraya getirebilme gücümüz vardı. Tüm eksikliklerimize, zaaflarımıza rağmen, bize verdiğin emek için teşekkür ederiz.

Hakkını helal et Nebi abi…

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.