• Ana Sayfa
  • Ekonomi - Emek
  • DİSK: ‘Enflasyon ve vergilerin işçi ücretlerine faturası en az 1 trilyon 167 milyar lira’

DİSK: ‘Enflasyon ve vergilerin işçi ücretlerine faturası en az 1 trilyon 167 milyar lira’

İstanbul Vergi Dairesi önünde bir açıklama yapan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, enflasyon ve vergilerin işçi ücretlerine altı aylık toplam faturasının en az 1 trilyon 167 milyar lira olduğunu, asgari ücretin 5 bin lirasının buharlaştığını belirtti. Çerkesoğlu asgari ücret başta olmak üzere tüm ücretlerin güncellenmesini de istedi.

DİSK: ‘Enflasyon ve vergilerin işçi ücretlerine faturası en az 1 trilyon 167 milyar lira’
DİSK: ‘Enflasyon ve vergilerin işçi ücretlerine faturası en az 1 trilyon 167 milyar lira’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 6 Temmuz 2026 16:17

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, DİSK-AR’ın hazırladığı “Ücret Kayıpları Raporu”nu İstanbul Vergi Dairesi önünde açıkladı. “Asgari ücret 21 yılda 23 Cumhuriyet altını kaybetti”, “Yılda üç maaş vergi ve kesintilere gidiyor”, “Her üç emekliden ikisi çalışmak zorunda”, “TÜİK’in hesabı çarşıya uymuyor” dövizlerinin açıldığı eylemde konuşan Çerkezoğlu, “İşçi sınıfını, emekçileri, emeklileri, dar gelirli milyonları sarsan büyük bir geçim krizi ile karşı karşıyayız. Hükümetin izlediği ekonomi politikası ücretleri baskılamayı amaçlıyor ve tam da bu nedenle geçim krizi giderek derinleşiyor” dedi.

Enflasyon ve adaletsiz vergi sisteminin alım gücünü azaltarak gelir bölüşümünü daha da adaletsiz hale getirdiğini ve yoksulluğu artırdığını vurgulayan Çerkezoğlu, “Bu nedenle DİSK olarak gelirde ve vergide adalet talebimizi çok somut ve yakıcı bir talep olarak yıllardır dile getiriyoruz. Gelirde ve vergide adalet mücadelemizin bir parçası olarak DİSK-AR’ın çeşitli çalışmaları ile artan adaletsizliği gözler önüne sermeye devam ediyoruz. Geçtiğimiz günlerde ‘İşçi Sınıfının Geçim Krizi’ başlıklı raporumuzla asgari ücret, vergi sistemi ve emekliler açısından durumu incelemiştik. Bugün de yine DİSK-AR’ın hazırladığı ‘Ücret Kayıpları Raporu’muzu sizlerle paylaşmak için bir aradayız” ifadelerini kullandı.

‘Enflasyonun ve vergilerin işçi ücretlerine faturası 1 trilyon 167 milyar lira oldu’

Çerkesoğlu rapordaki tespitleri şöyle anlattı:

DİSK-AR tarafından aylık olarak hazırlanan ve Şubat 2025 itibarıyla yayımlanmaya başladığımız Ücret Kayıpları İzleme Raporu’nda yılın ilk 6 ayındaki kayıplarımızın boyutunu hesapladık. Ve iki gerçeği bir kez daha gördük: Birincisi ücretlerin sabit, fiyatların serbest olması nedeniyle ücretlerimiz enflasyonun altında ezilmektedir. İkincisi de enflasyonun yanı sıra, adaletsiz vergi sistemi ile yoksuldan zengine, işçiden sermayeye ve devlete büyük bir kaynak aktarımı sürmektedir. Enflasyon ve vergilerin işçi ücretlerine altı aylık toplam faturası en az 1 trilyon 167 milyar lira oldu.

Bu büyük soygunun detaylarına girersek: Yılın altıncı ayında enflasyonun sadece sigortalı işçi ücretlerine birikimli toplam parasal faturası 613,7 milyar lira oldu. Buradaki kaybımızı TÜİK’in açıkladığı, tartışmalı ve şeffaflıktan uzak resmi enflasyon ile hesapladığımızı, gerçek enflasyon karşısından kayıplarımızın çok daha fazla olduğu da açıktır. Enflasyona en az 614 milyar lira kaybetmişken gelir ve damga vergilerinin biz işçilere toplam faturası ise 553,8 milyar lira oldu! Böylece sadece SGK kapsamındaki işçilerin yılın sadece ilk 6 ayında 1,2 trilyon lirası çalındı. Az önce de belirttiğim gibi, gerçek enflasyonu ve kayıt dışı çalışanları da dahil ettiğimizde soygunun boyutlarının çok daha büyük olduğu ortadadır.
Dahası, işçileri enflasyona ve adaletsiz vergilere ezdirerek yapılan bu soygun her geçen gün şiddetlenmektedir. İşçilerin 2026’nın ilk 6 ayındaki kaybı, 2025’in ilk altı ayına göre yüzde 46,2 artmıştır. Çalışıyoruz. Daha çok çalışıyoruz. Daha uzun çalışıyoruz. Sağlığımız pahasına çalışıyoruz. Ama yine de geçinemiyoruz. Bunun nedeni açıktır. DİSK-AR’ın raporunda görüleceği gibi biz işçiler Haziran 2026’nın en az 12 gününü vergi, kesinti ve enflasyona çalıştık. Bu koşullar altında geçinmek elbette ki mümkün değildir.

Yılın ortasına geldiğimizde, ortalama işçi ücretinin vergi ve enflasyon nedeniyle yaşadığı kaybı (kesinti hariç) 16 bin 157 liradır. Peki kaç işçinin ücretinde bu kayıp telafi edilmiştir? Kaç işçi yıl ortasında 16 bin 157 lira zam almıştır? İşte soygun düzeninin şifresi budur! Daha 2025 yılının sonunda ilan edildiğinde bile açlık sınırının altında olan asgari ücret ise yılın altıncı ayında 4986 lira kaybetmiştir. Asgari ücretlinin beş bin lirası buharlaşmıştır, daha doğrusu çalınmıştır. Haziran 2026’da asgari ücretin 1,5 katı ücretlerin en az yüzde 37’si, 2 katı ücretlerin en az yüzde 39’u enflasyon ve vergi yoluyla eriyip gitmiştir”

‘Asgari dahil tüm ücretler güncellenmelidir’

Bu şartlar alında atılması gereken adımların belli olduğunu belirten Çerkezoğlu bu konuda da şöyle konuştu:

“Bu kayıplar derhal giderilmeli, asgari ücret başta olmak üzere tüm ücretler güncellenmelidir. Bu ülkenin tüm değer ve güzelliklerini üretenlerin sadece enflasyon ve vergi karşısındaki kayıpları giderilmemeli, aynı zamanda büyümeden pay almaları da sağlanmalıdır. Asgari ücretliye 21 yılda 23 Cumhuriyet altını kaybettiren bu işçi düşmanı politikalara derhal son verilmelidir.

Evet, gelirde adalet için ücretlerin enflasyona ezdirilmesi politikaları derhal terk edilmelidir. Ama yetmez. Raporumuzda da görüleceği gibi biz işçileri hedef alan büyük soygunun en önemli ayaklarından biri de adaletsiz vergi sistemidir. Şu anda da vergi dairesi önünden bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Bu ülkenin vergi yükünü işçiler, emekçiler çekmektedir. 2026’da işçinin brüt ücretinin ortalama dörtte birinden fazlası vergi ve kesintilere gitmektedir. İşçiler yılın üç ayını vergi ve kesintileri ödemek için çalışmaktadır. Bunun en temel nedeni yıllardır vergi dilimlerinin bile isteye düşük belirlenmesi ve işçilerin her yıl daha erken bir üst vergi dilimine geçmesi. Bu adaletsiz, bu ucube sistem yüzünden enflasyon karşısında alım gücü azalan ücretlerimiz, aynı zamanda parasal olarak da düşmektedir.

Bugün gelir vergisinin ilk dilimi 190 bin liradır. Oysa bu dilimler yıllardır asgari ücret kadar artırılmış olsaydı ilk dilim bugün 658 bin liranın üzerinde olacaktı. İşçiler bu yüzden her yıl daha erken üst vergi dilimine giriyor, daha fazla vergi ödüyor. İşte bu yüzden yıllardır söylüyoruz: Dilim dilim soyuluyoruz. Vergide adaletsizliğin en önemli nedeni işte bu vergi dilimleridir. İşte bu sayede vergi gelirleri içinde biz işçilerin ödediği pay yüzde 19,6 iken sermayenin payı yüzde 13,1’dir. Yani ülkemizde az kazanan çok, çok kazanan az vergi ödemektedir.

‘Çağ dışı kalan damha vergisi kaldırılmalıdır’

Vergideki bir diğer adaletsizlik kaynağı da dolaylı vergilerdir. Çarşıda, pazarda, markette alışveriş yaparken, zenginin de fakirin de eşit oranda ödediği, bu nedenle de en adaletsiz vergi denilen dolaylı vergiler, devletin vergi gelirlerinin çok büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. Dolaylı vergiler 36 yılda yüzde 48’den yüzde 64’e yükselmiştir. Toplanan her 100 TL’lik verginin 64 TL’si dolaylı vergilerden gelmektedir. Mülkiyet üzerinden alınan vergilerin payı ise son 11 yılda yüzde 3,7’den yüzde 1,1’e gerilemiştir. Yani vergi yükü varlıklı değil, dar gelirli kesimlerin sırtına yüklenmiştir.

Bugün burada, vergi dairesi önünde ‘vergide adalet’ için taleplerimizi bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını esas alan adil ve demokratik bir vergi sistemi hayata geçirilmelidir. Vergi politikası dolaylı vergiler yerine gelir ve servet üzerinden alınan doğrudan vergilere dayanmalıdır. Büyük servetlerin vergilendirileceği, artan oranlı ve kalıcı bir servet vergisi uygulanmalıdır. Gelir vergisinin ilk dilim oranı yüzde 10’a düşürülmeli, ücretliler için daha adil ve kademeli bir vergi sistemi kurulmalıdır. Gelir vergisi tarife dilimleri yeniden değerleme oranının ve asgari ücret artış oranının altında kalmayacak biçimde her yıl güncellenmelidir. Çağ dışı kalan damga vergisi tamamen kaldırılmalıdır. Adaletin gereği budur.

‘Emeklilerin yaşam koşullarının derhal iyileştirilmesi bir lütuf değil şarttır’

Çerkesoğlu kaonuşmasına emeklilerin durumuna dair açıklalarla devam etti:

Bir diğer adaletsizlik, bir diğer kanayan yaramız da emeklilerin durumu. En düşük emekli aylığının alım gücü enflasyon karşısında eridi; haziran ayında 16.448 liraya geriledi. Bu şartlar altında her 3 emekliden 2’si çalışmak zorunda! Ortalama emekli aylığının asgari ücrete oranı 2002’de yüzde 122 iken bu oran 2025’te yüzde 84’e gerilemiştir. Emekli aylıkları asgari ücretin yüzde 16 altına düşmüştür. Emekli aylığı sistemindeki değişiklikler, aynı prim ve çalışma süresine sahip emekliler arasında büyük gelir farkları yaratmaktadır. En düşük emekli aylığı artırılırken diğer aylıkların aynı ölçüde yükseltilmemesi, emekli aylıklarını en düşük aylığa yaklaştırmaktadır. Emeklilerin milli gelirden aldığı pay da gerilemektedir. Ortalama emekli aylığının kişi başına milli gelire oranı 2002’de yüzde 46,4 iken bu oran 2025 yüzde 31,6’ya düşmüştür. Prim gelirleri 2002’den bu yana 273 kat artarken emekli aylıkları ve sağlık harcamaları 211 kat artmıştır. Bu artış kuşkusuz emeklilerin sefalete mahkum edilmesi pahasına gerçekleşmiştir. Yani sorun kaynak olmaması değildir, sorun kaynakların kullanımına dair tercihlerdir. Kamu kaynakları sermayeden değil emeklilerden yana kullanılmalıdır. Emeklilik kamusal bir sosyal hak olarak yeniden tanımlanmalıdır.

Devlet, yıllarca emek vermiş, üretmiş, sigorta primi ödemiş insanlarımızın emeklilikte insanca yaşamasından sorumludur. Kimse bu sorumluluktan kaçamaz. Kimse emeklilerin yaşadığı zorlukları seçimden seçime sahte ‘müjdeler’ ile istismar edemez. Emeklilerin yaşam koşullarının derhal iyileştirilmesi bir lütuf değil şarttır: En düşük emekli aylığı asgari ücret düzeyine yükseltilmeli, tüm aylıklar da bu oranda artırılmalıdır.

Bugün sizlerle paylaştığımız raporumuz yalnızca rakamların toplamı değildir. Bu rapor, milyonlarca işçinin, emekçinin ve emeklinin yaşadığı hayatın özetidir. Bu rapor, emeğimizin nasıl değersizleştirildiğinin, haklarımızın yüksek enflasyon ve adaletsiz vergi politikalarıyla nasıl her gün biraz daha gasp edildiğinin belgesidir. Ama bilinmelidir ki bu kara tablo kader değildir. Bu ülkenin hepimizi insanca yaşatmaya yetecek kaynakları vardır. Sorun tercihlerdir, kaynakların kimden yana kullanıldığıdır. Bugün sermayeden yana yapılan tercihler değiştiğinde, işçilerin, emekçilerin, emeklilerin insanca yaşayacağı, gençlerin geleceğine umutla bakacağı bir düzen mümkündür.

Biz adalet istiyoruz. Gelirde adalet istiyoruz. Vergide adalet istiyoruz. Ülkede adalet istiyoruz. Biz biliyoruz ki hak verilmez, örgütlü mücadeleyle alınır. Gelirde adaleti de, vergide adaleti de, ülkede adaleti de ancak örgütlü mücadele kazanacaktır. DİSK olarak bu mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. Tüm sınıf kardeşlerimizi DİSK çatısı altında birleşmeye çağırıyoruz”