İnsan Hakları Derneği (İHD) ile Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği “Türkiye’de toplumsal barış süreci ve dünya örnekleri; zorluklar, imkanlar, beklentiler ve sonuçlar” başlıklı çalıştay başladı.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Ali Emiri Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen çalıştaya, İrlanda, Kolombiya ve İspanya’daki çatışma çözümü süreçlerinde aktif rol almış isimlerin yanı sıra çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.
Çalıştayda, uluslararası barış ve çatışma çözümü deneyimlerinin yanı sıra Türkiye’de toplumsal barış sürecine ilişkin değerlendirmeler yapıldı.
“Türkiye’de Güncel Durum” başlıklı ilk oturumda değerlendirmelerde bulunan DEM Parti Milletvekili ve İmralı Heyeti Üyesi Prof. Dr. Mithat Sancar, barış süreçlerinde kavramların ve isimlendirmenin hayati önem taşıdığını vurguladı.
İHD Eş Genel Başkanı Oya Ersoy’un moderatörlüğünü üstlendiği ikinci oturumda “Kuzey İrlanda (IRA), İspanya (ETA) ve Kolombiya (FARC-EP) Süreçleri” başlığı altında dünyadaki farklı barış ve çatışma çözümü deneyimleri paylaşıldı.
Mithat Sancar’dan ‘çerçeve yasa’ vurgusu
Çalıştayda konuşan DEM Parti Milletvekili ve İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar da sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Sürecin yalnızca “terör” kavramı üzerinden tanımlanmasının endişeleri artırdığını belirten Sancar, kendi yaklaşımlarının “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olduğunu söyledi. Sancar, isimlendirmenin sürecin niteliğini de belirlediğini ifade ederek, güvenlik eksenli bir dilin toplumdaki kaygıları büyüttüğünü dile getirdi.
Sancar, “Sürece koyduğunuz isim, yaptığınız işin niteliğini ve topluma verdiğiniz mesajların içeriğini doğrudan etkiler. Bu nedenle meselenin yalnızca ‘terör’ kavramı ve güvenlik eksenli bir dil üzerinden yürütülmesi, toplumdaki endişe, kaygı ve şüpheleri büyütür. Bu sürecin ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ olarak nitelendirilmesi gerekir.” diye konuştu.
Dünya örneklerinden farklı olarak Türkiye’deki süreçte silah bırakmanın en başa yerleştirildiğini söyleyen Sancar, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’taki çağrısının yalnızca çatışmaların sona erdirilmesini değil, demokratik çözümün önünün açılmasını hedeflediğini belirtti.
Silahsızlanmanın ardından atılacak adımların güçlü bir yasal zemine oturtulması gerektiğini vurgulayan Sancar, hazırlanacak çerçeve yasanın yalnızca teknik bir düzenleme olmayacağını, sürecin geleceğini belirleyecek temel adım niteliği taşıdığını ifade etti.
‘Gerçek anlamda silahsızlanmayı sağlayacak bir yasa olmalı’
Çerçeve yasanın kapsamlı ve bütünlüklü olması gerektiğini belirten Sancar, düzenlemenin gerçek anlamda silahsızlanmayı sağlayacak güvenceleri içermesi gerektiğini söyledi. Silahsızlanma sürecinde hiçbir kesimin dışarıda bırakılmaması gerektiğini ifade eden Sancar, aksi yaklaşımın sürecin başarısını riske atacağını dile getirdi.
Sancar, silah bırakmanın aynı zamanda şiddetten demokratik siyasete geçiş anlamına geldiğini belirterek, bu doğrultuda siyasal faaliyetlerin önünü açacak hukuki düzenlemelerin de yasanın ayrılmaz parçası olması gerektiğini kaydetti.
‘Süreç güven üzerine değil, güvenceler üzerine kurulur’
Barış süreçlerinin yalnızca tarafların karşılıklı güvenine dayanamayacağını söyleyen Sancar, “Bu süreçler güven üzerine kurulmaz, güvenceler üzerine kurulur. Güvenceler güveni yaratır” dedi.
Silahsızlanmanın ardından yeniden toplumsal entegrasyon sürecinin başlayacağını belirten Sancar, bunun yalnızca devletin değil, toplumun tüm kesimlerinin sorumluluk üstlenmesiyle yürütülebileceğini ifade etti. Süreci yönetecek mekanizmaların ve yasal altyapının bir an önce oluşturulması gerektiğini söyledi.
‘Gecikme uzadıkça riskler artıyor’
Sancar, hazırlanacak yasada Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolü ve konumunun da tanımlanması gerektiğini savundu. Öcalan’ın yaptığı çağrının silahlı örgütün fesih ve silah bırakma kararında belirleyici olduğunu ifade eden Sancar, bu nedenle sürecin doğası gereği rolünün yasal güvence altına alınması gerektiğini dile getirdi.
Konuşmasının sonunda Türkiye’de yürütülen barış sürecinin hem ülke hem de Ortadoğu açısından önemli bir fırsat olduğunu belirten Sancar, bu fırsatın heba edilmemesi gerektiğini söyledi. Sürecin uzamasının riskleri artırdığını belirten Sancar, konuşmasını yaşamını yitiren şair Ahmet Telli’yi anarak tamamladı.
Çalıştay, dünya deneyimlerinin konuşulduğu oturumla devam etti.
Uluslararası deneyimler: İrlanda, Bask Bölgesi ve Kolombiya
Konferansın ikinci oturumunda “Kuzey İrlanda (IRA), İspanya (ETA) ve Kolombiya (FARC-EP) Süreçleri” başlığı altında dünyadaki farklı barış ve çatışma çözümü deneyimleri paylaşıldı.

İrlanda deneyimi: Hayırlı Cuma Anlaşması bir başlangıçtı
Sinn Féin Yasama Meclisi Üyesi Gerry Kelly, İrlanda’daki barış sürecinin önce kamuoyunda yoğun şekilde tartışıldığını ve karşıt görüşlere rağmen kararlılıkla yürütüldüğünü aktardı. Kelly, süreci şu sözlerle özetledi: “Birleşik İrlanda argümanını barışçıl bir yolla devam ettirmek istedik. Taraflar, askeri olarak birbirini yenemeyeceğini anladığı noktada başka yöntemler devreye girdi. Nihayetinde imzalanan Hayırlı Cuma Anlaşması her şeyin çözümü değildi, sadece ileriye gidecek yolun başlangıç noktasıydı. Eski savaşan taraflar olarak birbirimize güvenmememiz normaldi ama diyalog anlayışını hep sürdürdük. Sürecin bütününe güvendiğimiz için kesintilere rağmen bu yolu ilerletmeyi başardık.”
Kelly İrlanda barış sürecine dair şunları aktardı: “Anlaşma, tarafların birbirine güvenmesiyle değil, sürece bağlı kalmasıyla mümkündür. Biz de karşı tarafa güvenmediğimiz zamanlar oldu; ancak sürece güvendik. En önemli unsur, liderlerin ortak irade ortaya koymasıydı. Bazen süreç zayıflayabilir ama önemli olan onu ayakta tutabilmektir. Ateşkes çok önemli bir adımdı. Seçimlere katıldık ve toplumun bizi temsilci olarak seçtiğini gösterdik. Böylece müzakere masasında yer aldık. En önemli müzakereleri ise kendi tabanınızla yapıyorsunuz. Çünkü bazı kararlar, insanların yıllardır inandıkları şeylerle çelişebiliyor. Silahsızlanma süreci (DDR)* kapsamında silahların teslim edilmesi sağlandı. Siyasi tutsakların serbest bırakılması da temel taleplerimizden biriydi ve Hayırlı Cuma Anlaşması’nın ardından iki yıl içerisinde bu süreç büyük ölçüde tamamlandı. Müzakereye katılmak farklı bir zihniyet gerektirir. Bir savaşçı zihniyeti ile bir müzakereci zihniyeti aynı değildir.”

Bask Bölgesi: Sivil toplum süreci devraldı
EH Bildu Uluslararası İlişkiler ve Politika Sorumlusu Igor Zulaika Zurimendi, Bask Bölgesi ile İspanya hükümeti arasındaki tarihi çatışmalara ve müzakere deneyimlerine değindi. İlk denemenin başarısız olmasının ardından dersler çıkardıklarını belirten Zurimendi, ETA’nın silahsızlanma sürecine dair şunları söyledi: “ETA, 2010 yılında silahsızlanma kararı aldığında Nepal modelini örnek alarak silahları mühürledi. İspanya hükümeti bunu kabul etmeyince, 2016’da ETA sürecin sorumluluğunu Bask sivil toplumuna devretti. Sivil toplum kontrolü eline aldı ve süreci halklaştırdı. Bir kural belirlemiştik: Hiç kimse geride bırakılmayacak ama hiç kimse de bu sürecin dışında kalmayacak. Bask halkı bu sürecin en büyük öznesi oldu.”
Zurimendi, Bask ülkesinde herkes için daha iyi yaşam koşulları hedefiyle barışa yatırım yapılması gerektiğini belirterek, bunun saflıktan değil, tüm halklar için en doğru yol olduğuna inandıklarını ifade etti. Zurimendi, adaletin, hakların ve eşit imkânların herkes için güvence altına alınmasının kalıcı barışın temel koşulu olduğunu vurguladı.
Kolombiya deneyimi
Oturuma çevrim içi (Zoom) bağlantıyla katılan siyasetçi ve eski FARC-EP komutanı Victoria Sandino da Kolombiya’da yürütülen barış görüşmeleri, zorluklar ve elde edilen kazanımlara dair deneyimlerini aktardı. Konferansta anlatılanların çok önemli dersler içerdiğini ve diğer halkların kendi arayışlarında yol gösterici olduğunu dile getiren Sandino, şöyle konuştu: “Neden müzakere ediyoruz? Mesela Kolombiya’da bazı yapısal sorunlar var; devasa bir toplumsal eşitsizlik, siyasi şiddet ve aynı zamanda çözümlenmemiş yapısal sorunlar, çatışmaların dışa vurumu olmaya devam ediyor. 50 yılın ardından ne hükümet ne de ordu bizi alt edebildi, biz de bir direniş olarak bu devleti devirmeyi başaramadık. Bunun diğer tarafında da milyonlarca mağdur var.”
‘Kadınların katılımı barış gündeminin genişletilmesini sağladı’
Bir müzakerenin yalnızca silahlı taraflarla sınırlı kalamayacağını vurgulayan Victoria Sandino, Kolombiya’da mağdurlar, toplumsal hareketler, yerli halklar, köylüler, üniversiteler ve kadın örgütlerinin ulusal forumlar aracılığıyla sürece katıldığını söyledi. Kadınların aktif katılımının en önemli gelişmelerden biri olduğunu belirten Sandino, bu süreçte toplumsal cinsiyet alt komisyonunun kurulduğunu, toplumsal cinsiyet perspektifinin ilk kez barış müzakerelerine dâhil edildiğini ve kadın haklarının gündeme taşındığını ifade etti. Sandino, kadınların sürece katılımının barış gündeminin kapsamını genişlettiğini vurguladı.
‘Bir garanti gerekli’
Oturumun son konuşmacısı, 32 yıl cezaevinde kalan Muhittin Altun, DDR* tecrübesinin daha çok silahların bırakılması ve kurumsal değişimle sınırlı kaldığını, bu yaklaşımın eksik olduğunu vurguladı. DDR’den faydalanılabileceğini ancak daha geniş kapsamlı bir bakış açısına ihtiyaç olduğunu belirten Altun, şunları söyledi: “Bu bakış açısını 3. ufuk olarak tanımlamak istiyorum. Kürtler mücadeleleriyle varlıklarını ortaya koydular. Bu ontolojik inançla silahsız da devam edebiliriz diyorlar; kendilerine inanıyorlar. Bunun için bir garanti gerekli. Garanti olmadan adım atamazlar. Demokratik entegrasyon meselesinde karşılıklı değişim ve dönüşüm var. Kürtleri dışlayan sistem de değişmeli. Hakikat rejimleri değişmeli. Onlar değişirse güven olur.”
*Silahsızlandırma (Disarmament), Terhis (Demobilization) ve Yeniden entegrasyon (Reintegration)




