Ülkedeki siyasal kültür, değerler, bakış açısı, hukuksal zeminin sağlamlığıyla şekillenir. Anayasal haklar, anayasanın öngördüğü şekilde uygulanır ve yorumlanırsa, en azından “vatandaşlık hakları” askıda kalmaz ve vatandaş da ülkesinin birleştirici gücü ve kıymetli bir bireyi olarak yaşamını sürdürür. Gerçekler ise her zaman farklıdır. Toplumsal hak ve mücadeleler kırılmalar yaratır ve bir taraf diğer taraf için öteki olur. Yani öteki, beriki değildir ve saygıyı hakketmemektedir. Biz ve onlar üzerinden yaratılan her şey onarılmayacak kırılmalara neden olur ve sürecin akışı kontrolden çıkar.
Oysa çözüm çok basittir. Ötekini farklılıklarıyla kabul edip saygı göstermek, onları benimsemek, ne istediklerini anlamak, ilk anda bir tür kucaklaşma ve kabuldür. Ayrımcılığı derinleştirmek, ötekiyle olan bağı zayıflatmakla kalmaz, büyük acılar ve yaralara yol açar. Herkes bilen olur ve öteki adına konuşur. E. M. Cioran, Çürüme Kitabı’nda şunu söyler: “Ötekiler adına konuşan kişi ise daima bir sahtekârdır. Siyasetçiler, reformcular ve kolektif bir bahaneden yana çıkan herkes üçkağıtçıdır.” Bahaneler çok olunca birileri adına konuşmanın da sonu yok ne yazık ki.
Doksanlı yıllar hem karanlık hem de dehşetli ağır yıllar. Tekmil Kürt coğrafyasının büyük bedeller ödediği yıllar. İnsanın aklının ucundan geçemeyen, geçemeyecek ne varsa bu yıllarda yaşandı, yaşatıldı. O korkunç yıllarda Dersim coğrafyası da ağır bedeller ödedi ve büyük acılar yaşadı. Boşaltılan, yakılan köyler, faili meçhuller, yiyeceğin karneye bağlandığı, girişlerin yasaklandığı, hayvancılığın yok edildiği bir zaman dilimiydi. İnsanlardaki travmaların, gitmelerin durdurulamadığı, kaçışlar ve göçlerin yoğunlaştığı, ekonominin durduğu, büyük belirsizliğin yaşandığı o yılları unutmak mümkün olmasa gerek. Hatta unutulmaması da gerek. Aliya İzzetbegoviç’in bir konuşmasında aklımda kalmış. “Ne yaparsanız yapın ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.” Doksanlı yıllar unutulmamalı. Doksanlı yıllarda Dersim’de yaşanılanlar da unutulmamalı. Eğer bir yerde insanlar zorla yerlerinden yurtlarından ediliyorsa, oradaki kültürel doku tamamen kaybolur. El sanatları, ormanlık alanlar, hayvancılık, dil, inanç… Sahipsiz kalınan yerlere önce hırsızlar girer, sonra definecilere, sonra madencilere alan açılır.
Selam Yeşilgöz’ün 1990’larda Dersim (Belgeler, Raporlar, Tanıklıklar) kitabı bir arşiv kitap. Tunceli Kültür ve Dayanışma Derneği’nin kuruluşundan beri yürüttüğü mücadelenin, etkinliklerin, zorlukların, açılan davaların neticesinde, eldeki belgelerle, rapor ve tanıklıkların anlattıklarıyla ülkenin en zor yıllarının panoramasını ortaya koyuyor. Derneğin ismi bile bir mücadele neticesinde değişmiştir. Çünkü Dersim isminin yasaklı olduğu yıllar. İsminin Dersim Derneği olarak değişmesi çok sonra ve hukuki bir mücadele ile elde edilmiştir. Bu karar daha sonraları Dersim isminin kullanılması için referans olmuştur.
Selman Yeşilgöz, 1990 yılında kurulan derneğin kurucu üyesidir ve 94’ten itibaren başkanlığını yürütmüştür. Tunceli Kültür ve Dayanışma Derneği, bir hemşehri derneği olarak kurulmuş gibi görünse de çok daha fazlasıdır. Dersim’e nefes aldırmak, Dersim’de yaşanılanları aktarmak, orada yaşayan Dersimlililerin sesi olmak gibi bir misyonu da üstlenmiştir. Dersim’in sesi olmak için, derneğin bünyesinde Dersim Dergisi bir yayın faaliyeti olarak çıkarılmış ve geniş kitlerle buluşturulmuştur.
Anımsayalım. Yakılan ve boşaltılan köyler, gıda ambargoları, yayla yasakları, hayvancılığın bitirilmesi, faili meçhuller, yolların kapatılması, köy okullarının kışla olarak kullanılması, göç, Munzur Vadisindeki ekolojik tahribat… Sadece Dersim’de yaşananlar bunlar ve bir avuç insanın onurlu mücadelesiyle gündemde tutma ısrarı var. İnsana garip geliyor. Gıda ambargosu ne ola ki? Karneyle şekerin, unun, makarnanın verildiği dönemler İkinci Dünya Savaşı dönemleri. Yani 1944’lü yıllar. Öncesi ve sonrası. Kıtlık dönemleri. Doksanlar ise yok etme ve bitirme dönemi. O dönem ekonomiyi dengeleme, bu dönem ekonomiyi daraltma dönemi. Her şey birbiriyle bağlantılı. Dersim bir gecede OHAL kapsamına alındı. Çünkü devlet memurları, güvenlik görevlileri diğer yerlerde çift maaş alıyorlardı. Başka bir ifadeyle OHAL tazminatı. Dersim’de bu söz konusu değildi. Bir gece sabaha kadar silahlar susmadı ve Dersim de OHAL kapsamına alındı. Sarkık bıyıklı görevliler, giriş çıkışlarda çalınan mehter marşları, kovboy tabancalı görevliler… Garip bir durumdu.
Aziz Nesin’le Şişli’de gittiği doktorunda karşılaşmıştım. Kayınpederimi götürdüğümüz doktordu. Herkes içerideydi. Zil çalmış ve kapıyı ben açmıştım. Karşımda Aziz Nesin. Sırasını beklerken sohbet etmiştik. Yılmaz Odabaşı, Diyarbakır’da kitap festivali düzenliyor ve önemli isimleri davet ediyordu. “Size Diyarbakır’da imzaya geldim” dedim. Nereli olduğumu sordu. Dersimli olduğumu söyledim. “Sizin oraları iyi bilirim” dedi. “Alplerin birebir aynısı.” işte o Munzur Dağları, Munzur Vadisi, Munzur suyu bir gecede sessizliğe gömülmüştü. Dünyanın bu güzel coğrafyasının güzelliğini göremeyecek kadar yoldan çıkmış insanlar her gün başka bir operasyon yapıyordu.
Kitapta önemli bir tanığın anlatımı var. Aslında o tanığın anlattıkları tam da o dönemin fotoğrafıdır. Rukiye Kankotan anlatımıdır. “Bizi mezarlarımızdan, ziyaretlerimizden koparıp Hozat’a getirdiler, ekmeğe dilendirdiler. Sokak ortasında elimize tutuşturulan bir kilo un, bir kilo şeker ve bir paket çay onurumuza dokunuyor. Ayaklar altına alınan gururumuzdur, şerefimizdir, haysiyetimizdir. Biz dilenci değiliz, ne yalvarmaya ne de yardım talep etmeye geldik. Biz, Dersimlililere yaraşır bir şekilde hesap sormaya geldik.” Aliya İzzetbegoviç ile aynı cümleyi kuruyor Rukiye Kankotan. Unutulmasın, unutturulmasın diye konuşuyor.
1990’larda Dersim kitabı dönemin ruhunu anlamak için önemli belgeleri bir araya getirmiş. Arşivcilik, arşiv tutmak müşkül bir iştir. Selman Yeşilgöz bunu büyük bir titizlikle yapmış. Dönemin neredeyse tüm belge ve bilgilerini toparlayıp bir tanıklığa davet ediyor bizleri. Kitap Dersim Araştırmaları Merkezi yayını olarak çıkmış. Bazı kitaplar sadece tanıklık görevi görmez, iz de sürerler. İz süren bir yazar ve bir kitap. O zor yılları anlamak için bir arşiv var elimizde artık.
1990’larda Dersim, Belgeler, Raporlar, Tanıklıklar, Selman Yeşilgöz, Dam Yayınları, Haziran 2026




