• Ana Sayfa
  • Dünya - Diplomasi
  • ‘Enerji Ateşkesi’: Trump’ın Rus petrolüne yönelik ‘aşk-nefret’ ilişkisinin arkasında ne var?

‘Enerji Ateşkesi’: Trump’ın Rus petrolüne yönelik ‘aşk-nefret’ ilişkisinin arkasında ne var?

Yaklaşan Kasım ara seçimleri öncesinde ABD’de rekor kıran dizel yakıt fiyatları ve enflasyon baskısı altındaki tüketicilerin tepkisi, Washington yönetimini Moskova ile bir kez daha masaya oturmaya itti. El Cezire’de yayımlanan makale, ABD Başkanı Trump’ın “Rus petrolüyle mücadeleden zımni ittifaka” geçiş sürecini değerlendiriyor.

‘Enerji Ateşkesi’: Trump’ın Rus petrolüne yönelik ‘aşk-nefret’ ilişkisinin arkasında ne var?
İllüstrasyon: Sarah Grillo/Axios
‘Enerji Ateşkesi’: Trump’ın Rus petrolüne yönelik ‘aşk-nefret’ ilişkisinin arkasında ne var?
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 12 Ekim 2026 16:17

ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya ve Ukrayna arasında ilan ettiği tek taraflı “enerji ateşkesi” ile Rus yakıtına uygulanan yaptırımları gevşetme kararı, küresel diplomasi ve kamuoyunda tartışmalara yol açıyor.

Yaklaşan Kasım ara seçimleri öncesinde ABD’de rekor kıran dizel yakıt fiyatları ve enflasyon baskısı altındaki tüketicilerin tepkisi, Washington yönetimini Moskova ile bir kez daha masaya oturmaya itti.

Ancak Washington’ın kendi iç siyasetindeki sıkışmayı aşmak adına attığı bu adımlar; Ukrayna savaşına kaynak sağlandığı gerekçesiyle Avrupa ve müttefiklerin tepkisini çekerken, küresel enerji piyasalarında ve halkın sırtındaki ekonomik yükte kalıcı bir rahatlama sağlayıp sağlamayacağı sorusunu gündeme getiriyor.

El Cezire’de yayımlanan “Enerji Ateşkesi: Trump’ın Rus petrolüne yönelik ‘aşk-nefret’ ilişkisinin arkasında ne var?” başlıklı makale, ABD Başkanı Trump’ın “Rus petrolüyle mücadeleden zımni ittifaka” geçiş sürecini değerlendiriyor.

Makalenin Türkçe çevirisi şöyle:

Trump’ın ilan ettiği enerji mütarekesi, artan yakıt maliyetleri ve dizel kıtlığı gölgesinde, Rusya’nın savaş finansmanına katkı sağladığı gerekçesiyle eleştirilerin hedefi oluyor.

ABD Başkanı Donald Trump, küresel ve yerel düzeyde tavan yapan yakıt fiyatlarıyla mücadele etmek amacıyla Rus akaryakıtına yönelik yaptırımları esnetmesinden birkaç gün sonra, Rusya ile Ukrayna arasında derhal geçerli olacak bir “enerji ateşkesi” sağlandığını duyurdu.

Pazar günü açıklanan bu enerji mütarekesi, Washington’ın Rus enerjisine yönelik yaklaşımındaki bir diğer eksen kaymasına işaret ediyor. Bu adım; ABD-İran savaşı ve Ukrayna’nın Rus enerji tesislerine düzenlediği son saldırıların küresel petrol arzını aksatması ve fiyatları tırmandırmasının ardından geldi. Moskova’nın küresel bir dizel ihracatçısı konumunu koruması nedeniyle Trump, Ukrayna’dan Rus petrol tesislerine yönelik saldırılarını durdurmasını dahi talep etti. Son haftalarda dizel fiyatlarında yaşanan sert yükseliş, özellikle Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi üzerindeki siyasi baskıyı artırmış durumda. Kamuoyu araştırmaları, Amerikan halkının kamuoyunda destek görmeyen ABD-İran savaşı sürecindeki yüksek yakıt fiyatlarından doğrudan Trump yönetimini sorumlu tuttuğunu gösteriyor.

Wealth Club Baş Yatırım Stratejisti Susannah Streeter, Al Jazeera’ye yaptığı değerlendirmede Ukrayna ve Rusya’nın enerji sahalarına yönelik karşılıklı saldırılarına atıfta bulunarak şunları söyledi:
“Rafinerilere ve enerji tesislerine düzenlenen saldırılar, zaten hassas dengeler üzerinde duran küresel akaryakıt piyasasında kapasite kaybına yol açtı. Taşımacılık, tarım ve işletme maliyetlerinin artmasına neden olan bu durumun faturası nihayetinde tüketiciye kesiliyor.”

Streeter, “Gerçek bir ateşkes, özellikle kış yaklaşırken arz güvenliğini korumaya ve bu baskıyı hafifletmeye yardımcı olabilir” ifadelerini kullandı. Ancak, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin bu kararın kendisi için sürpriz olduğunu belirtmesine dikkat çeken Streeter, durumun hemen bir “diplomatik başarı” olarak nitelendirilmesi için henüz erken olduğu konusunda uyardı.

Trump’ın bu kararları; Rus akaryakıtının yeniden küresel piyasalara girmesine izin verilmesinin Moskova’ya Ukrayna’daki savaşı finanse etmesi için yeni gelir sağlayacağı uyarısında bulunan ABD’li siyasetçiler ve Avrupalı müttefikler tarafından tepkiyle karşılandı. Trump yönetimi Mart ayında da deniz yoluyla taşınan Rus petrolüne yaptırım muafiyeti tanımıştı.

Peki Trump, Rus enerjisine ilişkin duruşunu neden defalarca değiştirdi ve son kararlarının arkasında yatan gerçekler neler?

Trump’ın ilan ettiği ‘Enerji Ateşkesi’ ne  anlama geliyor?

Trump Pazar günü yaptığı açıklamada, Rusya ve Ukrayna’nın birbirlerinin enerji altyapılarına yönelik saldırıları derhal durdurma konusunda anlaştıklarını iddia etti.

Daha fazla detay vermeksizin Truth Social hesabı üzerinden, “Her iki taraf da kabul etti. Anlaşmayı bozmayın!” paylaşımında bulundu.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise böyle bir enerji mütarekesinden haberdar olmadığını söyleyerek bu anlaşmanın kendisi için “yeni bir haber” olduğunu belirtti, yine de duyuruyu memnuniyetle karşıladığını ekledi.

Ancak Zelenskiy, Trump’ın bu açıklamasından sonra bile Rus insansız hava araçlarının Kharkiv’deki bir elektrik santrali de dahil olmak üzere Ukrayna’nın enerji tesislerini hedef almaya devam ettiğini ifade etti.

Pazartesi günü Varşova’da düzenlenen bir güvenlik konferansına video mesajla katılan Zelenskiy, “Amerikalılar ile Ruslar arasındaki koşulların detaylarını bekliyoruz. Amerikalıların atmaya hazır olduğu somut adımı görmek istiyoruz” dedi ve ekledi: “Eğer Amerikalılar sürece gerçekten müdahil olur ve Rusların buna uymasını sağlarsa, bu enerji ateşkesi işe yarayabilir ve savaşın sona ermesi yolunda dev bir adıma dönüşebilir.”

Ukrayna, enerji gelirlerinin Moskova’nın savaş bütçesini beslediğini savunarak Rus petrol rafinerilerini defalarca hedef aldı. Rusya ise dört yıla yayılan çatışmalar boyunca Ukrayna’nın elektrik ve ısınma altyapısını sistemli olarak vurdu.

Savunma ve Stratejik Araştırmalar Uzmanı Akademisyen Alexey Muraviev ise Trump’ın bu duyurusuna temkinli yaklaşılması gerektiğini belirterek, ortada gerçekten yapılmış bir anlaşma olup olmadığını ve varsa neleri kapsadığını sorguladı.

Edith Cowan Üniversitesi Kıdemli Araştırmacısı Muraviev, Al Jazeera’ye verdiği demeçte, “Söz konusu olan petrol rafinerilerine yönelik saldırıların durdurulması mı? Eğer öyleyse durum dengesiz bir hal alır; çünkü Ukrayna’nın petrol rafinerileri zaten Rusya’nın daha önceki saldırılarıyla devre dışı bırakılmıştı” değerlendirmesinde bulundu.

Muraviev, “Bu çerçevede bakıldığında anlaşma, esasen Ukrayna’nın Rusya’nın petrol rafinerilerine yönelik tek taraflı eylemlerini askıya alması anlamına gelecektir” dedi.

Anlaşmayı Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile vardığı dizel mutabakatına bağlayan Muraviev, bunun Zelenskiy’ye verilmiş bir mesaj olabileceğini belirtti. Nisan 2027’ye kadar sürecek dizel ihracatı anlaşmasına atıfta bulunan uzman, “Rus petrol rafinerilerine saldırmak, muhtemelen Washington tarafından doğrudan ABD’nin ekonomik çıkarlarına yapılmış bir saldırı olarak yorumlanacaktır” ifadelerini kullandı.

Küresel petrol fiyatlarında son durum ne?

Orta Doğu ve Ukrayna’da devam eden çatışmalar küresel petrol piyasaları üzerindeki baskıyı sürdürüyor.

Pazartesi günü, uluslararası gösterge olan Brent ham petrolü, Trump’ın ateşkes açıklaması ve Rusya ile yapılan dizel anlaşmasının ardından varil başına yaklaşık 103,04 dolara gerilerken, ABD Batı Teksas türü (WTI) ham petrolü 90,96 dolar seviyelerinden işlem gördü.

Ancak 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşı ve dünya petrol arzının beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki aksamalar nedeniyle fiyatlar yüksek seyretmeye devam ediyor. Yemen’deki Husilerin Suudi petrol tesislerine ve havalimanlarına düzenlediği son saldırılar ile Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı çevresindeki çatışmalar petrol fiyatlarını daha da yukarı tırmandırdı.

Ukrayna’nın Rus rafinerilerine düzenlediği saldırılar, tarım ve taşımacılık sektörleri için hayati önem taşıyan dizel kıtlığını derinleştirdi.

Kriz üzerine G7 ülkeleri geçtiğimiz hafta, Trump’ın baskıları sonucunda 100 milyon varillik acil durum petrol ve dizel rezervini piyasaya sürme konusunda uzlaşmaya vardı.

Washington’ın Rus enerjisine yönelik tutumu, Moskova’nın Şubat 2022’de Ukrayna’ya başlattığı kapsamlı işgalden bu yana defalarca değişti.

Joe Biden döneminde ABD, Moskova’nın savaş finansmanını kesmek amacıyla Mart 2022’de Rus petrolü ve enerji ithalatını tamamen yasaklamıştı.

Ancak Washington aynı zamanda, küresel piyasalardan arzı tamamen çekmeden Moskova’nın kazancını sınırlamak amacıyla G7’nin Rus petrolüne uyguladığı tavan fiyat politikasını destekledi. Hatta Biden yönetimi, küresel fiyatların tırmanmasını engellemek adına Hindistan’ın Rus ham petrolünü almaya devam etmesine göz yumdu.

Geçtiğimiz yıl yeniden iktidara gelen Trump ise başlangıçta Moskova üzerindeki baskıyı artırdı. Yönetimi, Ağustos 2025’te Yeni Delhi’nin Rus petrolü alımları nedeniyle Hindistan mallarına ek gümrük vergileri uyguladı.

İki ay sonra Washington, Moskova’yı Ukrayna’daki savaşı bitirecek barış müzakerelerinde samimi olmamakla suçlayarak Rus enerji devleri Rosneft ve Lukoil’e yaptırım kararı aldı.

Ancak Washington’ın bu politikası bu yıl radikal bir U dönüşü geçirdi. 5 Mart’ta Washington, ABD’nin İran’a yönelik saldırıları sırasında Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyatın aksaması üzerine küresel arzın tehlikeye girmesiyle, Hindistan’ın denizde bekleyen Rus petrolünü satın almasına izin veren 30 günlük bir muafiyet çıkardı.

Bir hafta sonra Trump yönetimi bu muafiyeti genişleterek, dünya genelindeki ülkelerin tankerlere yüklenmiş yaptırımlı Rus petrolünü ve ürünlerini satın almasına 11 Nisan’a kadar izin verdi.

Eylül ayında Trump, küresel dizel kıtlığından bu eylemleri sorumlu tutarak Ukrayna’ya Rus rafinerilerini vurmayı durdurma çağrısında bulundu.

9 Ekim’de ise Rusya Devlet Başkanı Putin ile Moskova’nın derhal 300.000 tondan fazla dizel salınımı yapması ve ardından 1,5 milyon ton daha tedarik etmesi konusunda anlaştıklarını duyurdu.

Trump, Rus petrolü konusundaki tutumunu neden sık sık değiştiriyor?

Trump’ın Rus enerjisine ilişkin kamuoyuna yansıyan değişken tavrı, devam eden ve sık sık birbiriyle çelişen siyasi ve ekonomik baskıları yansıtıyor.

Wealth Club’dan Susannah Streeter, Al Jazeera’ye yaptığı değerlendirmede, “Trump, jeopolitik hırsları ile pahalı enerjinin iç siyasetteki yansımaları arasında sıkışmış durumda” dedi.

Washington’ın bir yandan Ukrayna savaşı nedeniyle Moskova’ya baskı yapmaya çalışırken, diğer yandan Kremlin’e ek gelir sağlayabilecek Rus akaryakıt satışlarına izin verdiğini vurgulayan Streeter: “Bu politika değişikliği, arzın artması ve fiyatların gevşemesi halinde kısa vadeli bir siyasi kazanım sağlayabilir; ancak uzun vadede diplomatik bedelleri olabilir” dedi ve ekledi: Orta Doğu’daki savaş sürdüğü müddetçe bu adımların sağlayacağı fayda sınırlı kalacaktır.

ABD’de dizel fiyatlarının Eylül ayında galon başına 6,52 dolar ile rekor kırması, 3 Kasım’daki ara seçimler öncesinde Trump üzerinde büyük bir baskı oluşturdu.

Ancak akademisyen Muraviev’e göre, ABD Başkanı’nın söylemleri ile yönetiminin icraatlarını birbirinden ayırmak gerekiyor. Al Jazeera’ye konuşan Muraviev, “Trump’ın yaklaşımında aslında bir tutarsızlık görmüyorum. Çünkü kamuoyuna yaptığı açıklamalar ve sosyal medya paylaşımları bir yana, yönetiminin sürdürdüğü daha kararlı ve istikrarlı bir çizgi var” değerlendirmesinde bulundu.

Ağustos ve Eylül aylarında Rus ve Amerikalı yetkililer arasında yürütülen temaslara dikkat çeken Muraviev, son dizel anlaşmasına ilişkin müzakerelerin Trump’ın Cuma günkü duyurusundan çok önce başlamış olabileceğini belirtti.

Muraviev, zamanlamanın siyasi hesaplara dayandığını ve Trump’ın ara seçimler öncesinde enerji fiyatları üzerinden bir başarı hikayesi yazmak istemiş olabileceğini ifade etti.

Öte yandan Moskova’nın da Trump’ın siyasi gücünü korumasında çıkarı bulunuyor; zira Trump yönetimi, eski Başkan Biden’a kıyasla Rusya ile müzakereye daha yatkın bir profil çiziyor. Trump, Ukrayna savaşında Rusya’nın pozisyonuna göreceli olarak daha anlayışlı yaklaşmış, hatta savaşın bitirilememesinden Zelenskiy’yi sorumlu tutmuştu.

Muraviev, “Putin için mesele sadece anlık ekonomik kazanç elde etmek değil; İran, siber güvenlik, uzay iş birliği ve nükleer silahların kontrolü gibi diğer başlıklarda uzun vadeli siyasi ve stratejik hedeflere ulaşmaktır” dedi.

Enerji krizi, Amerikan iş dünyası açısından da çelişkili sonuçlar yaratıyor. Yüksek petrol fiyatları ABD’li enerji üreticilerinin gelirlerini artırırken, akaryakıta bağımlı işletmelerin operasyonel maliyetlerini tırmandırıyor.

Susannah Streeter, ucuz dizelin lojistik, tarım ve imalat sektörlerine nefes aldırabileceğini, ancak Orta Doğu’daki aksamalar sürdüğü müddetçe Rusya’dan gelecek ek arzın tek başına belirleyici olamayacağını vurguladı.

Streeter ayrıca yaptırımlardaki sık değişimlerin, uzun vadeli yatırım ve tedarik zinciri kararları alan şirketler için büyük bir belirsizlik yarattığı konusunda uyardı ve “Yaptırımlar kısa bildirimlerle esnetildiğinde, yeniden uygulandığında veya değiştirildiğinde; şirketler tedarik, uyum ve ani politika değişikliklerinin yanlış tarafında kalma riskiyle karşı karşıya kalıyor.” diye konuştu.