Fransa’da 17 Eylül’de eğitim koşullarının iyileştirilmesi talebiyle başlayan lise eylemleri, başkent Paris’in yanı sıra Strazburg, Lyon ve Rennes başta olmak üzere ülkenin birçok kentine yayıldı. Lise öğrencilerinin başlattığı protestolar, üniversite öğrencileri ve sendikaların katılımıyla devam ediyor.
İlke TV’de yayınlanan ve Metin Yeğin’in ve Özgür Tuncay’ın sunduğu “Dünyanın Sokakları” programına konuk olan filozof ve yazar Michael Löwy, Fransa’daki sokak hareketlerini değerlendirdi.
Ülke genelinde sokaklara yayılan protesto dalgasını ve hareketi değerlendiren Löwy, “Gerçekten tarihsel bir olayla karşı karşıyayız. Bu Mayıs 1968’den bu yana gerçekleşen en büyük gençlik seferberliği. Yaklaşık 60 yıl sonra yeniden böylesine tarihsel bir ana tanıklık ediyoruz. Hareket lise öğrencileriyle başladı. Öğrenciler eğitim gördükleri okullardaki koşulları protesto etmek için kitlesel biçimde harekete geçtiler. Öğretmen eksikliği, okulların fiziksel durumunun kötülüğü, dökülen duvarlar ve benzeri sorunlar söz konusuydu. Ardından üniversite öğrencileri de harekete katıldı. 17 Ekim’deki büyük gösteride ise öğretmenler, öğretmen sendikaları ve öğrenci velileri de protestolara dahil oldu. Anneler ve babalar çocuklarını polis şiddetinden korumak için sokaklara çıkmak istediler. Büyük işçi sendikaları, özellikle CGT gibi örgütlerde harekete katıldı. Böylece gerçekten devasa bir seferberlikle Fransa genelinde yaklaşık 800 bin insan sokaklara çıktı” diye anlattı.
🔴”Mayıs 1968’den bu yana gerçekleşen en büyük gençlik seferberliği”
🗣️Dünyanın önde gelen Marksist düşünürlerinden, ekososyalist teorinin önemli isimlerinden filozof ve yazar Michael Löwy Fransa’daki sokak hareketlerini İlke TV’ye anlattı
@metinyegin
#Canlı izlemek için: https://t.co/OhDk0OncUX
— İlke TV (@ilketvcomtr) October 25, 2026
‘Polis tarafından kalıcı olarak sakat bırakılan gençler…’
Başta polis müdahalesi olmak üzere çok sayıda olayın yaşandığını ifade eden Löwy, “Çok sayıda insan polis müdahalesi sonucunda ağır biçimde yaralandı. İki öğrenciden biri polisin attığı patlayıcılardan biri nedeniyle elini kaybetti. Bir diğeri ise gözünü kaybetti. Bunun gibi daha pek çok örnek var. Neredeyse çocuk denemeyecek yaştaki lise öğrencilerinden söz ediyoruz. Polis tarafından hedef alınan, yaralanan hatta kalıcı olarak sakat bırakılan gençler. Bu son derece ciddi bir sorun. Elbette gösterilerin çevresinde başka olaylar da yaşandı. Protesto amacıyla sokaklara çıkan bazı gençler yangın çıkardı. Yağmalama olaylarına karıştı ve benzeri eylemlerde bulundu. Ancak bunlar marjinal olaylardı. Büyük gösterilerin kendisini temsil etmiyordu. Yalnızca gösterilerin çevresinde yaşandılar. Buna rağmen medya ve hükümet yalnızca bunlardan söz ediyor. Sürekli olayları, yangınları ve yağmalamaları gündeme getiriyorlar. Evet bunlar gerçekleşti ancak hareketin esasını oluşturan şey bunlar değildi. Bu olaylara katılanlar birkaç yüz ya da birkaç bin kişiydi. Oysa asıl önemli olan ciddi değişimler talep ederek sokaklara çıkan 800 bin insandı” dedi.
🗣️Filozof ve Yazar Michael Löwy, Fransa’daki protestoları anlattı
➡️”Polis tarafından hedef alınan, yaralanan, hatta kalıcı olarak sakat bırakılan gençler var”
➡️”Medya ve hükümet yalnızca yangınları ve yağmalamaları gündeme getiriyor. Evet bunlar gerçekleşti. Ancak hareketin esasını oluşturan şey bunlar değildi. Asıl önemli olan ciddi değişimler talep ederek sokaklara çıkan 800.000 insandı”@metinyegin
#CANLI izlemek için: https://t.co/OhDk0OncUX
— İlke TV (@ilketvcomtr) October 25, 2026
Protestolara katılanların en temel taleplerinden birinin eğitime çok daha fazla kaynak ayrılması olduğunu söyleyen Löwy, protestocuların savaşa, ordunun büyütülmesine ve yeni savaş gemilerinin inşasına para harcanacağına bu kaynakların eğitime aktarılmasını istediklerini aktardı ve şunları ekledi:
“Macron, örneğin yeni ve devasa bir savaş gemisi inşa etmek için 10 milyar Euro harcamak istiyor. Peki buna kimin ihtiyacı var? İnsanlar bunun yerine okullara yatırım yapılmasını istiyor. Çünkü okulların maddi koşulları gerçekten kötü.”
Sendikaların kendi talepleriyle harekete katıldıklarını söyleyen Löwy, “Enflasyon yükselirken ücretler baskı altında tutuluyor, maaşlarda artış yapılmıyor. Dolayısıyla sendikalarında gücü, toplumsal ve ekonomik itirazları var. Bütün bu kesimler bir araya geldi ve gerçekten çok büyük bir toplumsal hareket ortaya çıktı. Gösteriler devam edecek. Bugün de bir gösteri var. Henüz nasıl ilerlediğini bilmiyorum. Bir hafta sonra da yeni bir gösteri düzenleyecek” diye konuştu.
‘Hareketin güçlü bir antifaşist karakteri var’
Protestoların süreklilik kazanıp kazanamayacağına ve kapsamlı bir dönüşüme evrilme ihtimaline ilişkin Löwy şunları söyledi:
“Bunu söylemek için henüz çok erken. Ancak en azından hükümeti bazı tavizler vermeye zorlayabileceklerini umuyoruz. Gösterilerin bir başka önemli özelliği de son derece politik bir nitelik taşımalarıydı. Güçlü bir antifaşist boyutları vardı. Faşizme karşı hazırlanmış çok sayıda pankart ve döviz görebiliyordunuz. Göstericiler hep birlikte, ‘Hepimiz antifaşistiz’ sloganını söylüyorlardı. Dolayısıyla, hareketin çok güçlü bir antifaşist karakteri vardı. Gençler son derece endişeli çünkü LP’nin Ulusal Birlik Partisi’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanması ciddi bir olasılık. Bu nedenle güçlü bir antifaşist başkaldırı da söz konusu. Ancak şu anda temel meselenin hükümetin öğrencilerin taleplerine yanıt vermesi için baskı oluşturmak.”
‘Hareketin çok somut talepleri var’
Hareketin son derece somut talepleri olduğunu ifade eden Löwy, “Örneğin lise öğrencileri üniversiteye erişimin kolaylaştırılmasını da talep ediyor. Çünkü bugün üniversiteye giriş ParkourSoc denilen bir hital bir sistem tarafından kısıtlanıyor. Bu sistem tam bir felaket. Binlerce lise öğrencisini üniversite eğitiminin dışında bırakıyor. Öğrenciler bu sistemin kaldırılmasını istiyor. Dolayısıyla hareketin çok somut talepleri var. Hükümetin bu talepler karşısında herhangi bir geri adım atıp atmayacağını göreceğiz” dedi.
‘Mayıs 1968’de 10 milyon işçi greve çıkmıştı’
Mayıs 1968’le bugün arasında önemli bir fark olduğunun altını çizen Löwy, “Mayıs 1968’de 10 milyon işçi greve çıkmıştı. Tam 10 milyon işçi. Bugün ise en azından şu ana kadar böyle bir durum yaşanmadı. Bu Mayıs 1968’de aramızdaki en büyük fark. Evet gösterilere çok sayıda işçi ve sendikalar katıldı. Fakat henüz büyük grevler gerçekleşmedi. Bazı yerel grevler oldu ama geniş çaplı bir grev hareketinden söz edemiyoruz. Bundan sonra ne olacağını bilmiyorum. Göreceğiz. Böyle şeyleri ön görmek gerçekten çok zor” diye konuştu.
‘Avrupa’da militarizasyona yönelik güçlü bir eğilim var’
Yaşananların bir siyasal temsil krizi mi yoksa kapitalizmin bir krizi mi olduğuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Löwy, “Mesele siyasal temsil değil. Mesele, kamusal hizmetleri yok eden neoliberal politikalar. Eğitim, sağlık ve diğer kamu hizmetleri sistematik biçimde tahrip ediliyor. Üstelik bugün Avrupa’nın tamamı büyük bir askeri genişleme programına yönelmiş durumda. Avrupa ülkelerinin hepsi Trump’ın tavsiyesine uymaya karar vermiş görünüyor. Artık silahların, tankların, savaş gemilerinin, uçakların üretimine yatırım yapıyorlar. Kim bilir belki daha fazla atom bombası da üretilecek. Dolayısıyla Avrupa’da militarizasyona, ‘askeri kabus’ dediği genişletilmesine yönelik çok güçlü bir eğilim. Buna karşılık kamu hizmetleri giderek daha fazla tasfiye ediliyor. İşte bu nedenle karşımızdaki hareket esas olarak toplumsal bir protesto hareketidir. Gençler de her zamanki gibi bu mücadelenin öncü gücünü oluşturuyor” diye konuştu.
Dünyanın farklı yerlerinde siyasetin giderek daha fazla aşırı sağa kaymasına ilişkin soruya verdiği yanıtta Löwy şöyle konuştu:
“Brezilya’da pazar günü seçimler var. Ben Brezilyalıyım ve pazar günü Lula’ya oy vereceğim. Ancak neofaşist aday Claudio Bolsonaro’nun kazanması da ciddi bir olasılık. Yatın Amerika ülkelerinin çoğu aşırı sağ yöneldi. Gerçekten çok tuhaf bir durum. Fakat bu yalnızca Yatın Amerika’ya özgü Kiresel bir olgu ile karşı karşıyayız. Avrupa’da, Latin Amerika’da, Amerika Birleşik Devletleri’nde, Japonya’da, Hindistan’da, İsrail’de, dünyanın her yerinde benzer bir eğilim görüyoruz. Peki ne oldu? Neden böyle oldu? Her ülke için belirli bir açıklama bulabilirsiniz. Örneğin Fransa’nın uzun bir sömürgecilik tarihi var. Bu ülkede ırkçılığın neden bu kadar güçlü olduğunu açıklayabilir. Amerika Birleşik Devletleri’nin ise uzun bir kölelik tarihi var. Bu da oradaki gelişmeleri anlamak açısından önemli bir açıklama sunuyor. Yani her ülkenin kendine özgü tarihsel koşulları ve bunlardan kaynaklanan açıklamaları var. Ancak eğer karşımızdaki olgu gezegensel ölçekteyse onun da gezegensel ölçekte bir açıklaması olması gerekir. Ve ben henüz böyle bir açıklama bulamadım.
‘Neden bu kadar çok insan bu politikaları destekliyor?’
Arkadaşlarıma, yoldaşlarıma sürekli soruyorum. Bunu nasıl açıklıyorsunuz? Bazıları Sovyetler Birliği’nin ortadan kalktığı için böyle olduğunu söylüyor. Peki belki; ancak Sovyetler Birliği’nin çöküşü 40 ya da 50 yıl önce gerçekleşmiş bir olay. Bu bugün yaşananları tek başına açıklamıyor. Bazıları ise bunun 2008 sonrasında yaşanan kapitalist krizin bir sonucu olduğunu söylüyor. Bu da bir açıklama olabilir. Ancak kapitalizmin krizi normalde solu güçlendirmeliydi. Faşistliği değil. Elbette Egemen sınıfın bu yuvasının neden giderek daha fazla otoriter, aşırı sağcı ve neofaşist politikalara yöneldiğini açıklayabiliriz. Bunun nedenlerini anlayabiliyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nde bunu çok açık biçimde görebiliyoruz.
Ancak açıklaması çok daha zor olan başka bir mesele var. Neden bu kadar çok insan bu politikaları destekliyor? İnsanlar bu partilere oy veriyor. Aksi takdirde seçimleri kazanamazlardı. İşte asıl sorun burada. Buna ilişkin tatmin edici bir açıklamam yok. Bunu açıkça söylemeliyim. Brezilya’da neden böyle bir gelişme yaşandığını açıklayabilirim belki ama dünyanın tamamında neden yaşandığını açıklayamıyorum.”
‘Faşizme karşı mücadele için solun birleşmesi gerekiyor’
Faşizme karşı örgütlenmeye ilişkin konuşan Löwy, “Bugün yaşadıklarımız 1920’li ve 1930’lu yıllara benziyor ancak arada bazı farklılıklar da var. Şimdilik totaliter devletlerle karşı karşıya değiliz. Fakat bu, gelecekte böyle bir şeyin yaşanmayacağı anlamına gelmiyor. Kim bilir? 1930’lu yıllarda 1929 Büyük Buhranı yaşanmıştı. Milyonlarca insan işsiz kalmıştı. Bugün ise böyle bir durum söz konusu değil. O dönemdeki ekonomik krizle karşılaşılabilecek ölçekte bir kriz yaşamıyoruz. Peki ne yapmalıyız? Bence ilk koşul tek başına yeterli olmasa da kesinlikle gerekli olan şey solun birliğidir. Eğer sol bölümmüşse faşistlerin önünü kesmek mümkün olmaz. Faşistler hiçbir zorlukla karşılaşmadan ilerlerler. Ama sol birleşirse onlara karşı mücadele etme şansımız olur” dedi.
Her ülkede mücadeleyi o ülkenin koşullarına uyarlamanın gerekliliğinden bahseden Löwy, “Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde sol ilerleyebilmek için Demokrat Parti’yi kullanıyor. Fransa’da ise Melenchon ve Boyun Eğmeyen Fransa gibi önemli siyasi güç var. Her ülkede neofaşist dalgayı durdurmak için dayanabilecek belirli bir siyasi ya da toplumsal güç bulunuyor. Brezilya’da solun bütün kesimleri Lula’yı desteklemek üzere bir araya geliyor. Dolayısıyla her ülkenin koşulları farklı. Ancak tariften öğrendiğimiz genel bir kural var. Faşizme karşı mücadele etmek için solun birleşmesi gerekiyor. Bu son derece önemli” ifadelerini kullandı.
🗣️Filozof ve yazar Michael Löwy İlke TV’ye konuştu:
📌”Tek başına yeterli olmasa da kesinlikle gerekli olan şey solun birliğidir. Eğer sol bölünmüşse faşistlerin önünü kesmek mümkün olmaz”
📌”Faşizme karşı mücadele etmek için solun birleşmesi gerekiyor”
Röportajın tamamını izlemek için: https://t.co/g30aG41aMf
— İlke TV (@ilketvcomtr) October 25, 2026
‘İşçilerin gerçek düşmanları onları sömürenlerdir’
Solun hala son derece parçalı ve örgütsüz haliyle dünya genelinde faşizmin yükselişine nasıl karşı koyabileceğine ilişkin Löwy, şunları söyledi:
“Fransa’da Ulusal Cephe işçilerin çıkarlarını temsil ettiğini iddia ediyor. Ama hangi işçilerin çıkarlarını? Kime karşı savunuyor? Farklı ten rengine sahip diğer işçilere karşı. Kapitalistlere karşı değil. Dolayısıyla, işçilere gerçek düşmanlarının farklı bir dine mensup olan ya da farklı bir ten rengine sahip olan diğer işçiler olmadığını anlatmamız gerekiyor. Onların gerçek düşmanları kendilerini sömürenlerdir.
Fransa’da güçlü bir sol siyasi hareketimiz var. Gücün etrafında birleşerek faşist yükselişi engellemeye çalışabiliriz. Almanya’da ise sol daha zayıf. Ancak orada da bir büyüme söz konusu. Die Linke giderek güçleniyor. Hatta Berlin’de en güçlü siyasi parti konumuna geldiler. Şu anda neofaşizme karşı mücadeleyi temel siyasi yönelimlerinden biri haline getirmiş durumdalar. Faşizme karşı mücadele etmek isteyen insanlar da bu nedenle onlara katılıyor. Dolayısıyla Avrupa’nın her ülkesinde farklı koşullar söz konusu. Bence en kötü durum İtalya’da. Çünkü İtalya’da neredeyse sol diye bir şey kalmadı. Geriye yalnızca belirsiz bir demokratik merkez sol kaldı. Neoliberal bir oluşumdan söz ediyoruz. Sol gerçekten çok ama çok önemli.”
➡️”İşçilere gerçek düşmanlarının farklı bir dine mensup olan ya da farklı bir ten rengine sahip olan diğer işçiler olmadığını anlatmamız gerekiyor. Onların gerçek düşmanları kendilerini sömürenlerdir”
🗣️Filozof ve yazar Michael Löwy İlke TV’ye konuştu:
➡️”Fransa’da güçlü bir sol siyasi hareketimiz var. Bu gücün etrafında birleşerek faşist yükselişi engellemeye çalışabiliriz. Almanya’da ise sol daha zayıf. Ancak orada da bir büyüme söz konusu”
#Canlı izlemek için: https://t.co/OhDk0OncUX
— İlke TV (@ilketvcomtr) October 25, 2026
‘Hareketin kendisi barışçıl şekilde sokağa çıkan 800 bin insandır’
Fransa’daki protestocuların ve öğrencilerin mağazalara saldırması, bazı dükkanları yağmalaması ve büyük marketleri hedef alması gibi eylemleri değerlendiren Löwy şöyle konuştu:
“Ben de eleştiriyorum. Bence bu hiç de iyi bir fikir değil. Bir gösteriye katıldığınızda ya da hatta doğrudan o hareketin bir parçası olmadığınızda bile birkaç eşya çalmak için gösteriyi fırsat bilerek onu bir asalak biçimde kullanmanız doğru değil. Ancak meselenin başka bir yönü de var. Mağazalara girip bir şeyler çalan, dükkanların canlarını kıran bu gençler yoksul insanlar. Gerçekten yoksullar. Bir şeylere sahip olmak istiyorlar. Bir telefon almak istiyorlar ya da başka bir şey. Elbette bu davranışlar son derece olumsuz. Özellikle de polise protesto hareketine saldırmak için bir bahane sundukları için. Polis bu olayları gerekçe göstererek göstericilere saldırabiliyor. Göz yaşartıcı gaz kullanabiliyor ve benzeri müdahalelerde bulunabiliyor. Bu nedenle söz konusu eylemler hareket açısından son derece olumsuz sonuçlar doğuruyor. Ancak bunlar aynı zamanda toplumsal gerçekliğin de bir parçası. Yoksul ve toplumsal yaşamın dışına itilmiş insanlar var. Eskiden bunlara lümpen proletarya derdik. İnsanlar gösterilerin yarattığı fırsatı kullanarak yağmalama eylemlerine girişebiliyorlar.
Bu elbette çok üzücü. Ancak bütün bunlar hareketin marjında yaşanıyor. Hareketin kendisi bu değil. Hareketin kendisi protesto etmek için barışçıl bir biçimde sokaklara çıkan 800.000 insandır. Yağmalama olayları bu tablonun bir parçası olsa da hareketin merkezinde değil, çevresinde yer alıyor. Bunu birbirinden ayırmamız gerekiyor”
Söyleşinin tamamı:




