Foreign Policy’de (FP) yayımlanan analizde, Hindistan’da üniversite mezunu milyonlarca gencin işsizlik ve istihdam krizine karşı başlattığı “Hamam Böceği Hareketi” üzerinden ülke ekonomisinin derin yapısal sorunları mercek altına alındı.
FP editörlerinden Cameron Abadi ve Columbia Üniversitesi Avrupa Enstitüsü Direktörü ekonomist Adam Tooze’un kaleme aldığı değerlendirmeye göre; Narendra Modi hükümetinin altyapı hamleleri ve kaydedilen istatistiki GSYH büyümesi, ülkenin devasa genç nüfusuna nitelikli istihdam yaratmaya yetmiyor.
Temel eğitimdeki yetersizlikler, sanayileşmenin zayıf kalması ve yapay zekanın hizmet sektörünü tehdit etmesi, Hindistan’ı dünyanın en büyük sosyal yardım devletine dönüşmek zorunda bırakıyor.
Yargıtay Başkanı’nın “hamam böceği” benzetmesiyle sokağa dökülen gençlik, Modi hükümetinin kalkınma modelindeki derin yapısal çatlakları ve sanayileşemeyen bir ekonominin sosyal yardım devletine dönüşme hikayesini açığa çıkardı.
FP’de “Hamam Böcekleri Hareketi Hindistan Ekonomisi Hakkında Ne Söylüyor?” başlığıyla yayımlanan söyleşi-analizin Türkçe çevirisi şöyle:
Hindistan Yargıtay Başkanı’nın bu yılın başlarında ülkedeki işsiz gençlerden bahsederken “hamam böceği” ifadesini kullanması, “Hamam Böceği Janta Partisi” (Cockroach Janta Party) adı verilen yeni bir siyasi hareketin fitilini ateşledi. Çok geçmeden, ülkedeki eğitim sisteminden ve iş gücü piyasasından memnun olmayan genç Hintliler parlamentoya yürüdü; ancak sert polis müdahaleleri ve internet kesintileriyle karşılaştılar. Nihayetinde hükümet geri adım atmak zorunda kaldı ve Hindistan Eğitim Bakanı istifa etti. Ancak Hindistanlı gençlerin karşı karşıya olduğu zorluklar da, onların haklarını savunduğunu iddia eden bu yeni hareket de varlığını sürdürüyor.
Peki Hindistan ekonomisinde tam olarak neler oluyor? Eğitim sistemi neden bocalıyor ve yapay zekadaki gelişmeler istihdamı nasıl etkileyecek?
Devasa demografi ve yapısal değişim eksikliği
Cameron Abadi: Hindistan’ın iş gücü piyasındaki sorunlar, Başbakan Narendra Modi’nin genel kalkınmacı devlet stratejisiyle doğrudan bağlantılı mı?
Adam Tooze: Anlaşılması gereken ilk şey olayın ölçeği: Hindistan’da 15 ile 29 yaş arasında 367 milyon insan var. Bu, neredeyse tüm Avrupa nüfusunun sadece gençlerden oluşması demek. Bu durum, Batı’nın geleneksel kavrayış kalıplarını altüst ediyor. Bu protestolarda hissedilen çaresizlik, Asya’nın dev ekonomilerindeki gençler üzerindeki panik ve kuşaksal baskı hissi, Batı’da bildiğimiz hiçbir şeye benzemiyor.
Dolayısıyla evet, bu durum her türlü kalkınma programı ve özellikle de Modi’ninki için devasa bir meydan okuma. Bu strateji büyüme yarattı ancak yapısal bir değişim üretemedi. Yapısal değişim olmayınca da Hindistan eğitim sisteminden akan giderek büyüyen mezun selini emebilecek istihdam alanları yaratılamadı. Sorunun özü de bu: Yadsınamaz bir GSYH büyümesi var ve Hindistan’ı ziyaret eden herkes bunu görebilir; altyapı değişti. Hint toplumunun en üst katmanı için bu durumun yarattığı refah kayda değer, hatta bir çok durumda gelişmiş ülke standartlarını yakalıyor veya aşıyor. Fakat toplumun ve ekonominin devasa bir kesimi bu büyümeyi hiçbir şekilde deneyimlemedi.
Hindistan’daki istihdam artışının büyük kısmı tarım sektöründe gerçekleşiyor. Ülke, pandemiden bu yana 83 milyon yeni iş alanı yaratarak toplam istihdamı 490 milyondan 572 milyona çıkardı. Ancak bu yeni işlerin yarısı tarımda bulunuyor ve bu alanda ağırlıklı olarak kadınlar çalışıyor. İş gücü piyasasının yapısına bakıldığında, düzenli sözleşmeli ve kayıtlı istihdamda çalışanların payı 2012’de %18 iken 2025’te ancak %23’e yükselebildi. Bu da nüfusun %75’inden fazlasının esasen kayıt dışı, ya gündelik işlerde ya da “kendi hesabına çalışma” adı altında güvencesiz koşullarda yaşadığı anlamına geliyor.
Sokaklardaki protestolarda dile getirilen temel sorun tam olarak bu. Bu durum, süregelen bir müzakere sürecinin henüz başlangıcı. Çünkü burası Çin değil; baskıcı polis devletine sahip, ifade özgürlüğü olmayan tek partili bir rejim değil. Liberal bir cennet olmasa da, Hindistan’daki toplumsal mobilizasyonun ve muhalefetin gücü son derece gerçek.
Eğitim sistemindeki ‘karanlık tablo’
CA: Bu hareketin merkezinde eğitim sisteminden duyulan hoşnutsuzluk yer alıyor. Hindistan’ın eğitim sistemi gerçekten krizde mi? Çin ile karşılaştırıldığında ne durumda?
AT: Eğitim sisteminin çok güçlü tarafları var. Delhi’deki Hindistan Teknoloji Enstitüsü (IIT) gibi seçkin teknoloji merkezleri ve beynelmilel kalitede sosyal bilimciler yetiştiren fakülteleri mevcut. Son 30-40 yılda büyük bir dönüşüm yaşandı; 1991’de 1.600 olan akredite üniversite sayısı bugün 70.000’e fırladı. Eğitime erişimin genişlediği bir gerçek.
Ancak madalyonun karanlık yüzü de var. Hindistan’ın en iyi üniversitesi olan Delhi’deki IIT, küresel sıralamalarda ancak 118. sırada yer alabiliyor. Oysa rakibi Çin, dünya sıralamalarında ilk 10’u giderek daha fazla domine ediyor.
Ancak en derin kaygı ilköğretim seviyesinde. Bir toplumun temel insani sermaye oluşumu, en tepedeki elit üniversitelerde değil, huniye giren en geniş kitlede yani ilköğretimde gerçekleşir. Hindistan işte bu istatistikte sınıfta kalıyor. Dünya Bankası 1980’lerin başında Çin’e ilk gittiğinde, yoksul ülke standardı olarak Hindistan’ı görüyordu; fakat Mao sonrası Çin’de okuma yazma oranının neredeyse %100’e yakın olduğunu görünce şaşkına dönmüşlerdi.
Hindistan’da 2009 Eğitim Hakkı Yasası ile her köye okul açılması ve çocukların okula devam etmesi zorunlu kılındı. Ancak bu on binlerce köy okulunda çocukların gerçekten ne öğrendiği test edildiğinde sonuçlar iç açıcı değil. Öğretmenlerin maaşları düşük, derslere girmiyorlar; evlerde ise özellikle okuma yazma bilmeyen önceki kuşak annelerin çocuklarına eğitim desteği verecek kültürel birikimi bulunmuyor. Asıl derin uçurum, yetersiz bütçeli kırsal okullardan çıkan yüz milyonlarca çocuk ile üniversiteye ulaşabilen azınlık arasında.
İmalat sektörünün zayıflığı ve yapay zeka tehdidi
CA: Hindistan BT (bilgi teknolojileri) hizmetlerinde uzmanlaşmayı seçti ancak bu alan şu an yapay zeka tarafından tehdit ediliyor mu? Hindistan küresel bir imalat merkezine dönüşebilir mi?
AT: Yapay zeka Hindistan için ölümcül bir tehdit potansiyeline sahip. Karamsar senaryolara göre ülkedeki yaklaşık 130 milyon beyaz yakalı masa başı iş risk altında. İmalat kulvarına girmemiş bir ekonomi için bu yıkıcı olur.
Sanayideki istihdam oranı Hindistan’da sadece %11 ila %13 arasında seyrediyor; bu oran sanayileşmesini tamamlamış gelişmiş bir ülkenin seviyesidir. Asıl soru şu: Hindistan neden bir Bangladeş veya Vietnam gibi düşük maliyetli imalat üssü olamadı?
Hintli yetkililer bazen suçu Çin’e atarak kur manipülasyonu yapıldığını iddia ediyor; ancak içe baktıklarında “Lisans Raj”ı (yoğun bürokratik denetimler), ağır mevzuatları ve kamu sektöründeki yüksek ücretlerin yarattığı piyasa bozulmalarını görüyorlar. Apple’ın Hindistan’da montaj hatları kurması önemli bir gelişme olsa da, bu durum geniş ölçekli bir sanayi devrimini tetiklemedi. Asıl soru, Hindistan’ın tekstil ve konfeksiyon üretimindeki payının neden Bangladeş’ten bile küçük olduğudur.
Dünyanın en büyük sosyal yardım laboratuvarı
CA: İş gücü piyasasındaki bu tablo karşısında Hindistan refah devleti nasıl bir yanıt veriyor? Modi yönetimi istemeden de olsa sosyal devleti genişletti mi?
AT: Teknoloji sınırlı sayıda kişiye istihdam sağlıyorsa, imalat kalkınmıyorsa ve tarım verimsizse ne olacak? Geleceğimiz, düşük ortalama gelirli dünyanın en büyük sosyal yardım devleti olmak mı? Yanıt görünüşe göre: Evet.
Hindistan Anayasası zaten sosyal demokrat ögeler taşır ve refah devleti ilkesini içerir. Son 20 yılda bu durum ilginç bir biçimde dönüştü. 2000’li yıllarda yoksul kırsal ailelere yılda 100 gün kamu işlerinde çalışma garantisi veren devasa bir istihdam programı uygulandı.
Modi hükümeti 2025-2026 kışında bu Kamu İstihdam Garantisi programını ciddi oranda daralttı. Peki yerine ne kondu? Bir yanda halka doğrudan dokunan “karizmatik” tüketim malları sunuluyor: Tuvalet yapım kampanyaları, temiz LPG tüpü temini ve ücretsiz/ucuz gıda tahsisi. Bu sayede 1970’lerin o mutlak açlık sınırındaki yoksulluğu geride bırakıldı.
Diğer yanda ise dijital finansal altyapı var. Neredeyse herkesin elinde bir akıllı telefon var ve devlet, aracıları aradan çıkararak yurttaşların hesabına doğrudan nakit aktarabiliyor. Batı ülkelerinin bile başaramadığı bu dijital mekanizma sayesinde Hindistan, doğrudan nakit transferleri ve temel gelir ödemeleriyle yoksulluğu yönetmeye çalışan devasa bir “düşük gelirli sosyal yardım laboratuvarına” dönüşmüş durumda.



