ABD Başkanı Donald Trump’ın İran politikasında sık sık kullandığı tehditler ve “kırmızı çizgiler”, kısa sürede geri adım ve çelişkilerle dolu bir tabloya dönüştü. CNN programcısı ve Devrimler Çağı adlı kitabın yazarı Fareed Zakaria, Foreign Policy (FP) dergisinde yayımlanan analizinde, Trump yönetiminin blöf, doğaçlama ve teslimiyet ritüelleri üzerine kurulu dış politikasının İran karşısında sınırlarını ortaya koyduğunu belirtiyor.
Barack Obama’nın başkanlığı sonrası dönemde, onun Suriye “kırmızı çizgisi” büyük bir dış politika hatası olarak kabul edilmişti. Obama, Suriye’nin kimyasal silah kullanması halinde saldıracağını söylemiş, ancak kanıtlar ortaya çıkınca müdahale kararını Kongre’ye bırakmış ve Kongre harekete geçmemişti.
Donald Trump o dönemde bunu “bir felaket” olarak nitelendirmişti. Eski Senatör Marco Rubio (Cumhuriyetçi-Florida) bu kararın “kuşaklar boyu ve itibar açısından hasar” yaratacağını savunmuş, bu dönemin Savaş Bakanı Pete Hegseth ise bunu “dış politikanın tutarsız bir labirentinin” parçası olarak görmüştü. Senatör Lindsey Graham (Cumhuriyetçi- Güney Carolina) da Obama’nın kırmızı çizgisini hiçe saymasının ABD güvenilirliğini dünya çapında riske attığını vurgulamıştı.
Ancak Zakaria’ya göre, Obama’nın kırmızı çizgi geri adımı, İran savaşı başladığından beri yaşananlar karşısında dikkatli politika yapımının bir örneği gibi kalıyor.
Geçen hafta Trump sosyal medyada şu paylaşımı yaptı: “Eğer İran, tam olarak, herhangi bir tehdit olmadan Hürmüz Boğazı’nı bu andan itibaren 48 saat içinde açmazsa, Amerika Birleşik Devletleri onların çeşitli elektrik santrallerini vuracak ve yok edecek, en büyüğünden başlayarak.”
İran bu tehdide boyun eğmedi, saldırılarına ve boğazı kapatma eylemine devam etti. Trump’ın tepkisi ne oldu? Hızla geri adım atarak enerji altyapısına yönelik herhangi bir eylemi beş gün ertelediğini açıkladı. Ani bir değişiklikle, İran ve ABD’nin Orta Doğu’daki düşmanlıklarını “tam ve kesin” çözüme ulaştırmak için “verimli görüşmeler” yürüttüğünü iddia etti. İranlılar ise böyle bir görüşmenin olduğunu yalanladı. Şimdi Trump, çatışmalardaki bu duraklamayı bir buçuk hafta daha uzattığını söylüyor.
Artık açıkça görülüyor ki Trump, güvenilirliği sorgulanır bir eğri üzerinden değerlendiriliyor. Gümrük vergilerini yüzde 130’a çıkaracağını, İran’ın en büyük gaz sahasını havaya uçuracağını ya da “savaş neredeyse tamamen bitti” diyeceğini söylediğinde, bu ifadelerin pek bir anlamı kalmıyor. Bunlar gerçek ABD politikası olabilir de olmayabilir de; bir gün veya bir hafta geçerli kalıp sonra değişebilir.
“Savaş neredeyse tamamlandı” dedikten sonra aynı gün “yeterince kazanmadık” diye eklemiş, “düşman tamamen ve kararlı biçimde yenilgiye uğratılana kadar pes etmeyeceğiz” ifadesini kullanmıştı. İran liderleriyle müzakereye razı olduğunu söylemiş, ancak bunu yapamadığını çünkü liderlerin öldürüldüğünü belirtmişti. Oysa öldürenler kendi ordusu ve İsrail’di. Her şey net mi? Trump’ın destekçileri bu tutarsızlığı “stratejik deha” olarak savunuyor, insanların tetikte tutulduğunu ileri sürüyorlar. Oysa politika, borsa düşüşü gibi nedenlerle ya da hedef ülkenin Trump’a övgüler düzüp hediye vermesi gibi sebeplerle değişiyor.
Trump’ın süper gücü, bir anda yön değiştirebilmesi ve tabanının, önerdiği her şeyi kabul etmesi. Eskiden Orta Doğu savaşlarına kesin karşı olan birçok MAGA takipçisi, şimdi bu savaşa olan coşkularyla inanıyor. Trump düşmanlıkları bitirmek istediğini açıkça ortaya koydu ancak bu sefer, gümrük vergilerinden farklı olarak başlattığı şeyi durduramıyor. İran, tercihini savaşmaya devam etme yönünde kullanıyor. Zayıflamış olsa da dünya ekonomisine zarar verecek askeri güce sahip olduğunu hesaplıyor ve bu yolla ABD’ye acı çektirmeyi planlıyor.
Dünya için artık Amerikan güvenilirliği diye bir şey kalmadı. Yerine, başrol oyuncusunun krizden krize yalpaladığı, bugünkü sözleriyle dünkü sözlerinin yarattığı krizi çözmeye çalıştığı tuhaf bir reality show gerçeği var. İran’ın elektrik santrallerini yok etmekle tehdit etmesinden bir gün önce Trump, ABD’nin İran’a karşı askeri operasyonlarını “yavaşlatmayı” düşündüğünü iddia etmiş ve Hürmüz Boğazı’nın korunmasının kendi sorunu olmadığını, boğazdan geçen ithalatı olan diğer ülkelerin bunu halledebileceğini ima etmişti. Başka bir sefer ise hiçbir ülkenin yardımına ihtiyacı olmadığını söylemişti.
İş insanları eskiden önceki yönetimlerin politika belirsizliğinden şikayet ederdi. Şimdi ise Trump’ın her hafta piyasaları altüst eden kaos karnavalını övmek için sıraya giriyorlar.
Trump, ABD’nin muazzam gücünü kullanarak diz çökmeyenleri cezalandırmaya, eğilenleri ödüllendirmeye alıştı. Bunu yaparken on yıllar içinde biriken güvenilirliği kısa vadeli kazanımlar için heba ediyor, bazen de kendi ailesinin iş çıkarları lehine. Ancak İran’da kurallarına uymayan bir rakiple karşı karşıya kaldı.




