Gazetecilere yönelik saldırılar, cinayetler ve bu suçların cezasız kalması, basın özgürlüğünün önündeki en önemli sorunlar arasında yer alıyor. Gazetecilerin mesleklerini yerine getirirken karşılaştıkları tehlikelere dikkat çekmek, medya çalışanlarının güvenliğini savunmak ve gazetecilere karşı işlenen suçlarda hesap verebilirliği sağlamak amacıyla her yıl 2 Kasım, Gazetecilere Karşı Suçlarda Cezasızlıkla Mücadele Günü olarak anılıyor.
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından ilan edilen uluslararası günün ortaya çıkışında, 2 Kasım 2013’te Mali’de öldürülen iki Fransız gazeteci Claude Verlon ve Ghislaine Dupont’un cinayeti belirleyici oldu.
İki Fransız gazetecinin öldürülmesi
Fransız RFI radyosunun muhabirleri Claude Verlon ve Ghislaine Dupont, Mali’nin Kidal kentinde ayrılıkçı Tuareg grubu Ulusal Azavad Kurtuluş Hareketi’nin (MNLA) yerel yetkililerinden Ambeiry Ag Rhissa ile röportaj yapıyordu. Röportajın ardından silahlı dört kişi tarafından kaçırılan iki gazeteci, 2 Kasım 2013’te öldürüldü.
Cinayetlerin ardından gazetecilere yönelik şiddetin önlenmesi ve bu suçların cezasız kalmaması için uluslararası düzeyde yürütülen çalışmalar hız kazandı. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 18 Aralık 2013 tarihli ve A/RES/68/163 sayılı kararıyla 2 Kasım’ı Gazetecilere Karşı Suçlarda Cezasızlıkla Mücadele Günü ilan etti.
Cezasızlığa karşı uluslararası mücadele
Uluslararası İfade Özgürlüğü Değişimi (IFEX), 2009 yılında Filipinler’de 32 gazeteci ve medya çalışanının da aralarında bulunduğu 58 kişinin öldürüldüğü Ampatuan katliamının yıl dönümü olan 23 Kasım’ı, 2011 yılında Uluslararası Cezasızlığa Son Verme Günü olarak ilan etmişti.
IFEX ve ifade özgürlüğü alanında çalışan diğer kuruluşların yürüttüğü kapsamlı lobi çalışmaları sonucunda BM, 2 Kasım’ı gazetecilere karşı işlenen suçların cezasızlığına son verilmesine yönelik uluslararası gün olarak kabul etti. Böylece gazetecilere yönelik saldırıların önlenmesi, faillerin hesap vermesi ve medya çalışanlarının güvenliğinin sağlanması uluslararası gündemin başlıkları arasına taşındı.
BM kararı devletlere sorumluluk yüklüyor
BM Genel Kurulu’nun aldığı karar, gazeteciler ve medya çalışanlarına yönelik bütün saldırı ve şiddet eylemlerini kınıyor. Karar, üye devletleri gazetecilere yönelik şiddeti önlemek, hesap verebilirliği sağlamak, suçların faillerini adalet önüne çıkarmak ve mağdurların uygun hukuki yollara erişimini güvence altına almak için gerekli adımları atmaya çağırıyor.
Kararda ayrıca devletlerin, gazetecilerin mesleklerini bağımsız biçimde ve gereksiz müdahalelerle karşılaşmadan sürdürebilmeleri için güvenli ve elverişli bir çalışma ortamı oluşturma sorumluluğu vurgulanıyor.
BM kararında üye devletlere yönelik çağrı şu ifadelerle yer alıyor:
“Bu dönüm noktası niteliğindeki karar, gazetecilere ve medya çalışanlarına yönelik tüm saldırı ve şiddeti kınamaktadır. Ayrıca üye devletleri, gazetecilere ve medya çalışanlarına yönelik şiddeti önlemek, hesap verebilirliği sağlamak, gazeteciler ve medya çalışanlarına karşı işlenen suçların faillerini adalete teslim etmek ve mağdurların uygun hukuk yollarına erişimini sağlamak için ellerinden geleni yapmaya davet eder. Ayrıca üye devletleri, gazetecilerin işlerini bağımsız olarak ve gereksiz müdahale olmaksızın yapmaları için güvenli ve elverişli bir ortam sağlamaya davet eder.”
2024-2025 döneminde 189 gazeteci öldürüldü
UNESCO’nun 2026 tarihli Gazetecilerin Güvenliği ve Cezasızlık Tehlikesi başlıklı Genel Direktör Raporu, gazetecilere yönelik şiddetin boyutunu ve cezasızlığın devam ettiğini ortaya koyuyor.
Rapora göre, 2024-2025 yılları arasında görev başında 189 gazeteci öldürüldü. Bu sayı, önceki iki yıllık döneme göre yüzde 20’lik artış anlamına geliyor. Öldürülen gazetecilerin 127’si, yani yaklaşık üçte ikisi silahlı çatışmaların yaşandığı bölgelerde hayatını kaybetti.
Raporda dikkat çekilen bir diğer gelişme ise gazetecilere yönelik saldırılarda insansız hava araçlarının (İHA) kullanımındaki artış oldu. 2024-2025 döneminde çatışma bölgelerinde öldürülen gazetecilerin 50’si, İHA saldırıları sonucu yaşamını yitirdi. Bu sayı, söz konusu bölgelerde öldürülen gazetecilerin yaklaşık yüzde 40’ına karşılık geliyor.
Aynı dönemde 14 kadın gazeteci öldürüldü. Bu gazetecilerden biri dışındaki tüm kadınlar çatışma bölgelerinde hayatını kaybetti. UNESCO raporu, kadın gazetecilerin hem çatışma ortamlarında hem de çevrim içi alanlarda farklı şiddet ve taciz biçimleriyle karşı karşıya kaldığına dikkat çekiyor.
UNESCO’nun öldürülen gazetecilere ilişkin gözlem verilerine göre, 1993’ten bu yana dünya genelinde 1700’den fazla gazeteci yaşamını yitirdi. Cinayetlerin yaklaşık onda dokuzunda failler cezasız kalıyor. 2006’dan bu yana kaydedilen gazeteci cinayetlerinin yüzde 86’sı ise hâlâ çözüme kavuşturulmuş değil veya soruşturmalar sonuçlandırılmadan kapatılmış durumda.
Gazetecilerin öldürülmesi, medya üzerindeki baskının en ağır biçimlerinden biri olsa da tehditler bununla sınırlı kalmıyor. Kaçırma, işkence, fiziksel saldırı, keyfi gözaltı ve özellikle dijital alanda yürütülen taciz ve tehditler de gazetecilerin mesleklerini özgürce yapmalarını engelliyor. Bu saldırılar, yalnızca gazetecilerin güvenliğini değil, toplumun doğru ve bağımsız bilgiye erişim hakkını da doğrudan etkiliyor.




