Mezopotamya Göç İzleme ve Araştırma Derneği (GÖÇ-DER) 14-21 Haziran Göç Haftası kapsamında “Yaşam Ana Topraklarında Yaşamakla Anlam Bulacaktır” sloganıyla Diyarbakır’ın Sur ilçesinde bulunan dernek binasında “Demokratik toplumun inşasında köye dönüş ve yerel yönetimlerin rolü” konulu panel düzenledi.
Panele Saha Araştırmaları Merkezi (SAMER) Koordinatörü Yüksel Genç, Tekman Belediye Eşbaşkanı Abdurrahman Sever ve siyasetçi Rıdvan Yusufoğlu konuşmacı olarak katıldı.

‘İnsanlar kendinden olan dokulardan koparıldılar’
Her göç biçiminin yarattığı etkinin farklı olabileceğini belirten Yüksel Genç, Kürtlerin yaşadığı bölgelerde 1990’lı yıllarda yaşananları hatırlatarak, “4-5 milyon arası insan zorunlu göçe tabi edildi. Köy ve kırsal sahadan büyük şehirlerin merkez hatlarına, Türkiye metropollerine gittiler. Bu sebeple sadece göç eden değil göç edilen mekanın da dokusunda değişim oldu. Kürt meselesine ilişkin güçlü bir kimlik çelişkisi de meydana geldi. Bundan 40-50 yıl önce Kürt meselesi kır, köy alanlarındayken göç ile kent merkezlerine de taşındı. Böylelikle Kürt meselesi batının da meselesi olmuş oldu. En önemli etki kimlik politizasyonunun güçlenmesi ve yayılmasıydı” dedi.
Köy yakmaları ve zorunlu göçlerle insanların çok büyük travmalar yaşadığını ifade eden Yüksel Genç, “Köy ekonomisi iflas etti. İnsanlar üretim alanından ve kendinden olan kültürel dokulardan koparıldılar. Sosyal ilişki bağlamından, güven- ilişki ağlarından koptular. Ekonomik ilişki, sosyal çevre, kültürel ilişki, yaşam hikayelerinden koptular. Bunlar yaşandı ama bununla beraber Kürt meselesi de başka bir boyuta taşındı. Kimlik sömürüsüne emek sömürüsü de eklendi” dedi.
‘Göçe zorlananlar için mahalle meclisleri kurulmalı’
Yaşanan göç sürecinde toplumun “şehir yalnızlığı” ile karşı karşıya kaldığı belirten Yüksel Genç, “Mahalle ve topluluk temelli iyileşme yöntemleri denenmeli. Bu noktada göçe zorlananlar için köy, mahalle meclisleri kurulmalı. Onlara dair ağların oluşturulması gerekir. Güvenli dönüş ve mekansal adalet sağlanmalı. Mülkiyet sorunu çözülmeli. Kamusal hizmetlerin sağlanmasına dair bir dizi çalışma yapılmalı. Kuşaklar arası çatışma meselesinin üstünde durulmalı. Bu çalışmalar içerisindeki en önemli konsept demokratik toplum inşasıdır” şeklinde konuştu.
‘Komünal toplum ve meclisler üzerinden yeniden inşa çağrısı’
Göç politikalarının bir cinayet politikası olarak değerlendirilebileceğini belirten Rıdvan Yusufoğlu da, “Göç politikaları topraktan koparılmayı aynı zamanda ruhun, kültürün, dilin ölümünü hedefliyor. Yeniden inşa sürecinde göçü ele almak öze dönüşü yaşatmak önemlidir. Yeniden inşayı gerçekleştirmek her şeyden önce bir bilinç geliştirme meselesidir” dedi.
Göçertme politikalarıyla yüzleşmenin Kürt meselesiyle, faili meçhullerle, tahrip edilmiş bir ekonomiyle yüzleşmeyi gerektirdiğini dile getiren Yusufoğlu, “İşin ekonomik boyutu da yeniden düşünülmeli. Diğer kurumların sunacağı katkılar önemlidir. Komünal toplum köyün doğasında olan bir olgudur. Göçertilenleri çoğu kentlerde, işsiz ya da mevsimlik, karın tokluğuna çalıştırıyor. Ekonomi, sağlık güvenceleri olmayan işlerde çalıştırıyor. Bütün bunların yolu, çözüm kanalı meclislerin inşası yoluyla örgütlenerek olabilir” dedi.

‘Şark Islahat Planı’ndan 1990’lara: Göçertme politikaları tartışıldı’
Şark Islahat Planı’nı hatırlatan Eşbaşkan Abdurrahman Sever ise, Cumhuriyetin ilk dönemlerine nazaran 1990’larda yalnızca fiziksel göçün değil kültürel, etnik göçertme planlarının da devreye konulduğuna dikkat çekti.
Göçertme politikaları ile yurtsuzlaştırma, kimliksizleştirme ve sosyal ayrıştırma yaşandığını ifade eden Sever, “Geldiğimiz noktada bu sorunsallığı aşmalı, yerel yönetimler olarak ciddi çalışmalar yapmalıyız. Yerel yönetim belediyeden ibaret değildir. Yerel yönetim merkezi olsa da kendi karar mekanizması olması dolayısıyla özerktir. Önemli olan bu özerk yapı içinde alanlarımızı genişletme ve zorla yerinden edilmelere karşı çalışma yürütmektir. Bunun için tüm yapılar ortak karar almalı ve halk bu mekanizmalara katılmalı” dedi.
Panel soru cevap bölümünün ardından son buldu. (MA)




