Gül bahçesini değil, yolu vaat et
Raşe Pütün 3 Ekim 2026

Gül bahçesini değil, yolu vaat et

Gül bahçesini değil, yolu vaat et

Joanne Greenberg’e ve Sana Gül Bahçesi Vaat Etmedim’e saygıyla…

Sevgili ülkem,

Yıllar önce Joanne Greenberg’in Sana Gül Bahçesi Vaat Etmedim romanını okuduğumda aklımda kalan, acının kendisinden çok iyileşmenin ne kadar sancılı olduğuydu.

İyileşmek, bütün yaraların kapanması değildi. Bazen yarayla yaşamayı, bazen yeniden kanamayı, bazen düştüğün yerden bir kez daha kalkmayı öğrenmekti. Çünkü iyileşme, acının bir sabah ansızın ortadan kalkması değil; acıya rağmen yeniden hayata dönmeyi göze almaktı.

Bugün sana biraz da bunun için yazıyorum.

Senden bir gül bahçesi istemiyorum.

Bu ülkenin geçmişini biliyorum. Kürt meselesinin bir günde doğmadığını, dolayısıyla bir günde çözülemeyeceğini de biliyorum. Yüz yılı aşan bir meselenin taşıdığı korkuların, öfkelerin, kayıpların ve hafızanın birkaç kanun maddesiyle ortadan kalkmayacağını anlayacak kadar bu ülkenin yurttaşıyım.

Barışın kolay olmayacağını da biliyorum.

Belki de gerçek bir barış, savaşmaktan daha büyük bir cesaret ister. Çünkü savaş karşıdakini yenmeye çalışır; barış ise insanı kendi korkularıyla, ezberleriyle ve geçmişiyle yüzleşmeye çağırır.

Biz bu sancıyı göze aldık.

Meclis çatısı altında bir süreç yürütüldü. Komisyon çalıştı. Bir çerçeve oluştu. Meclis geniş bir mutabakatla bir irade ortaya koydu.

Bunlar küçümsenecek şeyler değildi.

Yıllardır birbirine kuşkuyla bakan insanların aynı geleceği konuşabilmesi için önemli eşiklerdi.

Ama şimdi bir yurttaş olarak kaygılanıyorum.

Çünkü barış yalnızca silahların susması değildir. Silahların sustuğu yerde hukukun konuşması gerekir. Demokrasinin alanının genişlemesi, hakların güvence altına alınması, yurttaşın ülkesinin hukukuna güvenebilmesi gerekir.

Çerçeve çizildikten sonra hayatın o çerçevenin içine girmesi gerekir.

Bugün beklediğim tam da budur.

Büyük sözler değil.

Mucizeler hiç değil.

Bir gecede değişmiş bir Türkiye de beklemiyorum.

Ama atılan siyasi adımların hukuki karşılığını görmek istiyorum. Demokratikleşmenin gündelik hayatımıza değmesini, insanların düşüncelerinden, kimliklerinden, dillerinden dolayı kaygı duymadığı bir hukuk düzeninin güçlendiğini hissetmek istiyorum.

Çünkü iyileşmenin en tehlikeli anı, yaranın hâlâ açık olduğu an değildir.

İnsan yaranın iyileşeceğine inanmayı bıraktığında asıl tehlike başlar.

Bir ülke ile yurttaşları arasındaki ilişki de biraz böyledir.

Yurttaş her şeyin hemen düzelmesini beklemeyebilir. Sabredebilir. Zorluğu anlayabilir. Geçiş dönemlerinin sancısını taşıyabilir.

Ama yürüdüğü yolun bir yere vardığını görmek ister.

Attığı bir adımın ardından diğerinin geleceğini bilmek ister.

Çünkü umut da güven gibi sonsuz bir kredi değildir.

Joanne Greenberg’in romanında beni yıllar sonra bile düşündüren buydu. Deborah’ya dikensiz bir hayat vaat edilmiyordu. Acının bir daha hiç olmayacağı da söylenmiyordu. Ama o acıyla baş edebileceği bir hayatın mümkün olduğuna inanılıyordu.

Belki toplumların iyileşmesi de böyledir.

Ben bugün ülkemden geçmişimizi silmesini istemiyorum.

Acılarımızı unutturmasını da.

Dikensiz bir yol hiç istemiyorum.

Ben yalnızca başladığımız iyileşmenin yarıda bırakılmamasını istiyorum.

Çünkü toplumlar yaralarını saklayarak değil, onlara bakmayı öğrenerek iyileşir.

Kürtlerin bu ülkenin hafızasına bırakılmış, hâlâ anlatılmayı ve duyulmayı bekleyen acıları var. Barış belki de önce, Türklerin o acıya kulak vermesiyle; sonra herkesin kendi acısını unutmadan, ötekinin yarasının önünde de bir an durabilmesiyle başlayacak.

Çünkü ortak bir gelecek, acıları birbirine denklemekle değil, birbirinin acısını inkâr etmemeyi öğrenmekle kurulabilir.

Bunların hiçbiri kolay olmayacak.

Olsun.

Biz kolay olacağını düşünerek çıkmadık bu yola.

Dikenlerin olduğunu biliyorduk. Canımızın acıyacağını da. Bazen birbirimize kızacağımızı, bazen geçmişin yükünün bugünün önüne düşeceğini de biliyorduk.

Ama bir şeyin değişebileceğine inandık.

Şimdi senden kusursuz bir gelecek sözü istemiyorum, sevgili ülkem.

Bana güllerin açacağı günü da söyleme.

Ne kadar süreceğini de vaat etme.

Gül bahçesini değil, yolu vaat et.

Hukukun açtığı bir yolu.

Demokrasinin genişlettiği bir yolu.

Birbirimizin kimliğinden korkmadan, birbirimizin acısını inkâr etmeden, aynı ülkenin eşit yurttaşları olarak yürüyebileceğimiz bir yolu.

Çünkü biz dikenlerden korkmuyoruz.

Yolun yarıda kalmasından korkuyoruz.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.