Necmettin Erbakan Üniversitesi öğrencisi Hanaa Ebu Zeynep (19) Bayramın ikinci günü, Konya’da çalıştığı kafede ölü halde bulundu. Medyada olay intihar vakası diye geçse de ailesi buna inanmıyor. Hanaa’nın adı gibi hayata neşeyle bağlı olduğunu belirten ailesi, ölümü şüpheli buluyor. Görüşlerine başvurduğumuz aile bireyleri olay hakkında gerçeklerin aydınlatılmasını istiyor. İnsan hakları savunucusu Taha El Gazi ise hayatını kaybeden Suriyeli işçilerin medyada yeterince haber olmamasını eleştiriyor.
‘Hayata neşeyle bağlıydı’
Hana’nın ablası Aya Ebu Zeyneb Hanaa’nın ketum bir kız olmadığına, tersine adı gibi hayata neşeyle bağlı olduğuna vurgu yapıyor:
“Son zamanlarda kardeşlerine harçlık veriyordu. Onlara hediyeler hatta mezuniyet kıyafeti aldı. Defterine ‘2026’da hedeflerim var, araba alacağım, sürmeyi öğreneceğim, kendime ev alabilirim’ diye yazmış. Böyle bir insan nasıl intihar eder”. Abla Aya’nın kafasına takılan bir soru işareti daha var: “Hanaa ipi nerden getirmiş olabilir, bu belli değil.”
Hana’nın abisi Halil Ebu Zeyneb ise “Biz hepimiz gerçeklerin peşinde koşuyoruz, ayakta durmaya çalışıyoruz” diyor.
‘Günlük 110 TL’ye çalışıyordu’
Hanaa’nın ablalarından biri de Nur Ebu Zeyneb. Diğer ablası gibi Nur da intihar iddiasına inanmıyor, üstelik kardeşinin çalışma koşullarının vahametine dikkat çekiyor:
“Kardeşim hayatını çok seviyordu. Tırnaklarını manikür yapıyordu. Hiç kendine kıymazdı. İntihar yapan kişi bunları yapmaz. Hiç rahatsız eden ya da tehditte bulunan olmadı. Arife gününde saat 4’e kadar bizimle kaldı. Okuldan arkadaşlarla birlikteydik. Bayramın ilk günü de beraberdik. Son anları çok iyiydi. Çalıştığı kafede parası kaldı mı bilmiyoruz. Garsonluk yapıyordu. Saat ücreti 110 liraya çalışıyordu. Sigortası yoktu. Okul masrafını çıkarmak için çalışıyordu. Geçen yaz da orada çalıştı. Yaz bitince okul başladı. Bir dönem bıraktı, İkinci dönem yine başladı ve orada öldü. Gerçeği bilmek istiyoruz.”

‘Ölen Suriyeli olunca neden zor haber oluyor?’
Mülteci/sığınmacı toplumun haklarını yakından takip eden Taha El Gazi bu tür şüpheli vakaların göç toplumu üzerindeki etkisini şöyle anlatıyor:
“Mülteci ve göç eden toplumlar için bu acı bir vaka. Ailenin gerçeğe ulaşamaması çok acı. Hanaa gibi yüzlerce sığınmacı işyerlerinde hayatını kaybetti. Ama böyle haberler medyada yer almadı. Bir hafta geçtiği halde hala medyada kızımızın, öğrencimizin haberi yer almadı. Neden? Çünkü Suriyeli. Sığınmacı olunca böyle acı haberler yer almıyor. İzmir Güzelbahçe’de yakılan inşaat işçileri de böyle oldu. Bize bir ay sonra bilgi gelince haber oldu. Nourtani haberi de bizler sizler takip edince ortaya çıkabildi. Bakın, İSİG Meclisi’ne göre son 10 yıl içinde 600 Suriyeli işçi işyerinde can verdi. ÇSGB, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Göç İdaresi Başkanlığı’nın birlikte yabancı işçilerin çalışma ve hayat güvenliğini sağlaması lazım. Hanaa’nın ailesi diyor ki kızımızız sigortası yoktu. Bir öğrenci 10 saat çalışsa ayda ancak bin TL yapar. Hiç durmadan 30 gün çalışsa 30 bin lira! Ki bu mümkün değil. Demek ki asgari ücretten az alıyor, bu da acı durum. Yıllar geçti hala mülteciler için işçi sağlığı iş güvenliği sistemi oturmadı. Ne zamana kadar? Hanaa olayına sessiz kalan medya kurumları daha ne kadar suskun kalacak? Bu olayın her zaviyesinde acı, her zaviyesinde bir hak ihlali var”.




