Kürt meselesinin çözümüne yönelik başlatılan sürecin üzerinden 2 yıl geçerken, konuya ilişkin Hareket Yönetimi yazılı bir açıklama yaptı.
Açıklamada, Abdullah Öcalan’ın süreç için gösterdiği çabaya dikkat çekilerek, Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli çağrısıyla PKK’nin çatışmasızlık ilan ettiği hatırlatıldı.
Açıklamada, “5-7 Mayıs arasında yapılan 12. Kongre ile PKK feshedildi ve Türkiye’ye karşı silahlı mücadele sonlandırıldı” denildi.
Sürecin tüm boyutlarıyla Öcalan tarafından yürütülmesi gerektiğinin de bu kongrede karar altına alındığı vurgulandı.
Açıklamada, Abdullah Öcalan’ın 1993 yılında başlattığı Kürt sorununun demokratik ve siyasal çözüm iradesine bağlılığın bir kez daha ortaya konulduğu belirtildi. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bese Hozat ile 30 kişinin, 11 Temmuz 2025’te Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırma iradesinin sembolü olarak silah yaktığı hatırlatılan açıklamada, stratejik değişikliğin bu şekilde somutlaştığı ifade edildi.
Kararın ardından Türkiye sınırları dışına çekilen grupların, 26 Ekim 2025’te KCK Yürütme Konseyi üyesi Sabri Ok ile birlikte silahlı mücadeleyi sonlandırıp demokratik siyasal mücadele kararlılığını kamuoyuna açıkladığına dikkat çekildi.
Demokrati̇kleşme temelinde Kürt meselesinin çözümünün tercih edildiğinin vurgulandığı açıklamada, Türkiye’de 2 yıldır hiçbir silahlı çatışmanın yaşanmadığı ve tek bir gencin dahi yaşamını yitirmediği belirtilerek bu durumun barış ve demokratik toplum sürecinin değerini gösterdiği kaydedildi.
‘Çok yönlü kopukluk demokratik entegrasyonla giderilecek’
Açıklamada şunlar da yer aldı:
“Sadece Kürtler değil, Türkiye’de demokratikleşmeyi arzulayan herkes bu sürecin hedeflediği sonuca ulaşmasında tüm Türkiye halklarının kazanacağına inanmıştır. Çünkü 100 yıldır çözülmeyen Kürt sorununun tüm sorunların kaynağı olduğunu yaşayarak görmüşlerdir. Karşılıklı on binlerce insan kaybı olmuştur. Yürütülen savaşa trilyonlarca dolar harcanmıştır. Türk devletinin sadece iç politikada değil, dış politikada da zayıf karnı olmuştur. En kötüsü de bin yıla yakın komşu olarak yan yana yaşayan Kürt halkı ile Türk halkı arasında yaratılan kopukluktur. Yüz yıllarca hiçbir dönemde görülmeyen bir kopukluk ve karşıtlık Kürtlerle Türk devleti arasında yaşanmıştır. Barış ve demokratik toplum süreci bu karşıtlığı ve silahlı çatışmayı sonlandırarak, demokratik entegrasyonla Türkiye’nin Kürtlerle yaşadığı çok yönlü kopukluğu gidermeyi amaçlamaktadır.”
Öcalan’ın bu çözümü sadece politik bir tercih olarak gündeme koymadığına işaret edilen açıklamada, “Demokratik Toplum Manifestosu ve demokratik cumhuriyet ve demokratik entegrasyon bildirgesiyle ideolojik ve teorik temellerini de ortaya koymuştur. Bu doğrultuda süreci ilerletmek için güçlü bir irade ile büyük çaba göstermiştir” denildi.
Açıklamada hareketin de Öcalan’ın yürüttüğü bu sürecin gerekleri doğrultusunda hareket ettiği ifade edildi.
‘Demokratikleşme konusunda da hiçbir girişim yok’
Açıklamada süreç kapsamında oluşturulan komisyonlara da değinilerek, siyasi partilerin çoğunluğunun katılımıyla kurulan meclis komisyonunun pek çok toplumsal kesim ve ilgili kişilerin yanı sıra Abdullah Öcalan ile de görüştüğü belirtildi. Komisyonda bazı ciddi eksiklik ve hataların bulunduğu ifade edilse de, çalışmanın sonucunda Kürt sorunuyla ilgili bir rapor hazırlandığı kaydedildi:
“Bu raporda Kürt sorununun silahlı yöntemlerle çözülemeyeceği de belli düzeyde ortaya konulmuş, sorunun demokratikleşme ile çözülebileceği de ifade edilmişti. Bu açıdan ilk etapta siyasi iradenin atabileceği bazı adımlar da sıralanmıştı. Ancak siyasi irade bu adımları atmadığı gibi demokratikleşme konusunda da hiçbir girişimde bulunmamıştır.”
Açıklamada, Abdullah Öcalan’ın Kürt meselesinin demokratikleşme temelinde çözümü için “kök yasa” olarak nitelendirdiği bir çerçeve yasanın çıkarılmasını hayati gördüğü ve devletle yapılan görüşmelerde bunun altını önemle çizdiği belirtildi.
Öcalan’ın bu yasanın ardından özgürlük yasalarının çıkarılması gerektiğine dikkat çektiği aktarılan açıklamada, hazırlanan çerçeve yasanın ise hedeflenen kapsamda çıkmadığı ve hareketin ilettiği görüş ile önerilerin dikkate alınmadığı ifade edildi:
“Rêber Apo, kendisinin barış ve siyasallaşma koordinatörü olarak özgür çalışır koşullarda rolünü oynamasının sağlanması açısından bu yasayı bin adımın ilk adımı olarak ele almıştır. Özgürlük Hareketimiz de yasanın çıkmasının mevcut siyasi koşullarda içeriğinden bağımsız önemli olduğundan hareketle ret eden bir tutum göstermemiştir. Ancak yasanın ciddi biçimde sorunlu olduğunu da vurgulamıştır. Çünkü yasa Önderliğimizi ve Özgürlük Hareketi yönetimimizi dışta tutarak daha baştan kendisini anlamsız ve uygulanması zor bir duruma düşürmüştür. Öyle ki, Kürt sorununun çözümünde temel bir platform olacak meclisin iradesine ipotek koyan bir yasa olarak tarihteki yerini almıştır.”
‘Bir kaç gün önce Türkiye içinde risk yaratmayan güçlerimizi de çektik’
Bu yasadan sonra AK Parti iktidarının hiçbir adım atmadığı belirtilen açıklamada şunlar yer aldı:
“Devlet yetkilileri yasanın hazırlanması sürecinde Önderliğimizin gazeteciler başta olmak üzere birçok kesimle görüşebileceği taahhüdünde bulunmalarına rağmen bu konuda da adımlar atılmamıştır. İmralı-DEM heyetinin bir görüşmesi dışında Rêber Apo üzerinde tecrit sürdürülmüştür. Özgürlük Hareketimiz buna rağmen AKP iktidarının artık hiçbir bahanede bulunmaması ve sürece yetersiz yaklaşımına gerekçe yapmaması için Türkiye içinde herhangi bir çatışma riski yaratmayan güçlerimizi de birkaç gün önce tümden geri çekmiş bulunmaktadır. Ayrıca sınırdan uzakta olsa da Türkiye devletinin bir tehdit olarak görmemesi açısından Zap’ın batısında bulunan Metina’daki 4 savaş tünelini ve mevzilerini de aynı günlerde boşalttık. Özcesi Türkiye sınırları içindeki ve Türkiye dışında sınıra yakın olduğu söylenebilecek tüm silahlı güçlerimizi çekmiş bulunuyoruz. Böylece Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırma ve demokratik siyasal mücadele stratejimizin gerekleri tümüyle yerine getirilmiştir.
Türk devleti artık Türkiye için hiçbir biçimde bir silahlı tehdit durumundan söz edemez. Özgürlük Hareketi olarak bu tür sorunların çözümünde dünyanın hiçbir yerinde görülmeyecek adımlar attık. Attığımız bu adımların değeri ve anlamı bilinmez, Önderliğimizin özgürlüğü öncelikli olmak üzere özgürlük yasaları konusunda adımlar atılmazsa bu, Türk devletinin yüzyıllık inkar ve imha politikalarını sürdürmesi anlamına gelir.”
Öcalan’ın özgürlüğü
“Rêber Apo’ya yaklaşım ve Rêber Apo’nun özgür yaşar ve çalışmasının hiçbir kısıtlama olmadan gerçekleşmesi AKP iktidarının sürece yaklaşımının ne olduğunun ifadesi olacaktır. Bu konuda gecikmeden adım atılmazsa halkımız ve Özgürlük Hareketimiz içinde sürece karşı duyulan kuşkular doğrulanmış olacak, bu da her bakımdan tutumlara yansıyacaktır. Örgüt yapımız en başta da Rêber Apo’ya yaklaşım temelinde sürece yaklaşmaktadır. Çünkü Rêber Apo’ya yaklaşımı Kürt halkına ve Kürt sorununun çözümüne yaklaşım olarak görmektedir.
Rêber Apo’nun özgürlüğü ve özgürlük yasaları konusunda adım atmanın önünde hiçbir engel ve gerekçe kalmamıştır. Türk devleti biz 100 yıllık bir sorunu eskisi gibi silahlı yolla değil, demokratikleşme temelinde çözmek istiyoruz diyorsa o zaman barış ve demokratik toplum sürecinin ilerlemesi için gereken adımları gecikmeden atmalıdır.”
‘Türkiye’nin 100 yıllık sorunu seçime endekslenmeyecek kadar önemlidir’
Açıklamada, Türkiye’nin yüzyıllık sorununun güncel iç politikalara endekslenemeyecek kadar kritik olduğu vurgulanarak, “Türkiye’nin 100 yıllık sorunu güncel iç politikalara ve seçime endekslenmeyecek kadar önemlidir. Herhangi bir partinin değil, tüm Türkiye halklarının ve siyasi güçlerinin sorunudur. Eğer AKP iktidarı bu süreci zamana yayarak Kürt Özgürlük Hareketini zayıflatır ve bu konudaki politikayı eskisi gibi sürdürürüm diyorsa bu, Türkiye tarihinin en büyük yanılgısı olur.” denildi.
İktidarın bu süreci zamana yayarak hareketi zayıflatabileceği ve eski politikalarını sürdürebileceği yönündeki bir yaklaşımın Türkiye tarihinin en büyük yanılgısı olacağı kaydedilen açıklamada, bu durumun Abdullah Öcalan ile hareketin Türkiye ve Orta Doğu halklarının yararına olan politikalarını boşa çıkaracağı ve halklara büyük bir kötülük anlamına geleceği ifade edildi. Kendilerinin bu tablonun oluşmaması için sorumluluk bilinciyle hareket ettiği vurgulanan açıklamada, Öcalan’ın ve hareketin bu yaklaşımının doğru anlaşılmamasının ya da zayıflık olarak görülmesinin yüzeysel ve basit bir siyasi yaklaşımdan ibaret olduğu ifade edildi.
Sürece sahip çıkma çağrısı
Açıklamada, iktidara söz konusu yaklaşımdan vazgeçme çağrısında bulunulurken; Türkiye halklarına, demokrasi güçlerine ve yurtseverlere Abdullah Öcalan’ın öncülük ettiği sürece sahip çıkma çağrısı yapıldığı belirtildi. Meselenin sadece bir partinin veya iktidarın sorunu olmadığı, tüm Türkiye halklarının özgür yaşamı ile demokratik geleceğini ilgilendirdiği vurgulanan açıklamada, süreci yalnızca iktidar ile hareket arasındaki bir ilişki olarak indirgemenin gerçeği görmezden gelmek anlamına geleceği ifade edildi.
Türkiye’deki pek çok sorunun Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklandığı belirtilerek, halkların ve demokrasi güçlerinin sürece aktif olarak müdahil olması gerektiği kaydedildi. Barış ve demokratik toplum sürecinin toplumsal kesimler ve tüm Türkiye halkları için tarihi bir fırsat sunduğu ifade edilen açıklamada, sürecin önündeki engellerin kaldırılması ve başarıya ulaştırılması için kararlı bir politik duruş sergilenmesinin tarihsel bir sorumluluk olduğu vurgulandı. (ANF)



