Hayâller Norveç ama gerçekler Kolombiya!
Süleyman Karan 25 Eylül 2026

Hayâller Norveç ama gerçekler Kolombiya!

Hayâller Norveç ama gerçekler Kolombiya!

 

Natixis Investment Managers ve CoreData Research ortaklığıyla yayımlanan ‘2026 Küresel Emeklilik Endeksi’ (Global Retirement Index) sonuçları oldukça düşündürcü. Eylül 2026’da yayımlanan güncel endeks, 44 ülkeyi sağlık, emeklilik finansmanı, maddî refah ve yaşam kalitesi gibi 18 farklı gösterge üzerinden değerlendiriyor. Bu çalışma, ülkeleri sadece ödenen emekli aylıkları üzerinden karşılaştırmıyor; sağlık hizmetlerine erişimden yaşam kalitesine, enflasyondan kamu borcuna, gelir seviyesinden vergi yüküne kadar emeklilik dönemini etkileyen çok sayıda gösterge birlikte hesaba katılıyor.

Tüm bu kıstaslar göz önüne alındığında, Norveç yüzde 83 puanla ‘dünyanın en iyi emeklilik ülkesi’ unvanını koruyor. Tahmin edebileceğiniz üzere; endeksin zirvesinde Kuzey ve Batı Avrupa ülkelerinin ağırlıkta olduğu görülüyor. Ancak bu ülkelerde bile, sosyal güvenlik sisteminin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunun pek çok işareti var.

GELİŞMİŞ ÜLKELERDE DE DURUM PEK PARLAK DEĞİL

Raporda dikkat çeken gelişmeler sıralanmış… ABD, artan kamu borçları, enflasyon baskısı ve emeklilik finansmanındaki bozulmalar nedeniyle, üç basamak birden düşerek 24’üncü sıraya gerilemiş. Oysaki, bundan on yıl öncesinde 14’üncü sıradaydı. Bir zamanlar ‘sosyal refah ülkesi’ dendi mi ilk akla gelen İsveç’in durumu ise daha vahim; 17 basamak birden gerileyerek 22’nci sıraya düşmüş. Endekste yılın en büyük gerilemesini Finlandiya yaşamış. Ülke geçen yıl 23’üncü sıradayken, 12 basamak düşerek 35’inci sıraya gerilemiş. Genel puanı da yüzde 66’dan yüzde 54’e inmiş.

İzlanda da ilk 10 içinde beş basamak gerilemiş. 1980’lerden bu yana sosyal devlet kazanımlarının birer birer yok edilmesiyle, çalışanların ve emeklilerin durumu gittikçe kötüleşen Birleşik Krallık, skorunu yüzde 72 seviyesinde korumasına rağmen, bir basamak düşerek 15’inci sıraya yerleşmiş.

Gerilemede özellikle maddî refah göstergelerindeki bozulma ve işsizlikteki yükseliş etkili…

‘ÜÇ SÜTUNLU MODEL’ ÇÖKÜŞTE

Bu sonuçlar, güçlü sosyal sistemlere sahip ülkelerin bile istihdam, gelir ve ekonomik koşullardaki hızlı değişimlerden olumsuz etkilenebildiğini gösteriyor.

Raporda öne çıkan en çarpıcı bulgu; ‘üç sütunlu model’ olarak da bilinen, devlet yardımları, işveren sponsorlu planlar ve kişisel tasarruflardan oluşan geleneksel emeklilik yapısının ciddi bir baskı altında olduğu… Yaşlanan nüfus ve artan borç yükü nedeniyle, dünya genelindeki girişimcilerin ve yatırımcıların yüzde 81’i, artık emekliliklerini tamamen kendilerinin finanse etmesi gerektiğine inanıyor. Bu bulgu ışığında, sosyal güvenlik sisteminin ciddi bir tehdit altında olduğunu söylemek gerek. 19’uncu yüzyılda Alman Şansölyesi Otto von Bismarck’ın yürürlüğe koyduğu emekçilerin sosyal güvenlik hakları, bu gidişle çok ciddi gerilemelerle yüz yüze kalacak. Bunu önleyebilmek için hem ulusal düzeyde, hem de uluslararası ölçekte sendikaların bir araya gelip mücadeleyi yükseltmesi dışında bir seçenek yok. Sonuçta, Bismarck da emeğe saygı duyduğundan değil, işçi sınıfının mücadelesi karşısında mecburen bu hakları tanımak zorunda kalmıştı!

TÜRKİYE, 44 ÜLKE ARASINDA SONDAN ÜÇÜNCÜ SIRADA

Gelelim Türkiye’ye… Türkiye ‘2026 Küresel Emeklilik Endeksi’nde yer alan 44 ülke arasında, 39 puanla 42’nci sırada. Ayrıca endekste tüketici enflasyonunun en yüksek olduğu ülke olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin ardında yalnızca Kolombiya ve Hindistan bulunuyor. Sonuçlar, emeklilikte yalnızca maaş seviyesinin değil, satın alma gücü ve ekonomik istikrarın da belirleyici olduğunu gösteriyor.
Türkiye’nin dört ana kategorideki sonuçları arasında belirgin farklar bulunuyor. Sağlık alanında yüzde 55, maddi refahta yüzde 45 puan alan Türkiye, yaşam kalitesi ölçütlerinde yüzde 32’de kalmış. En düşük sonuç ise yüzde 28 ile emeklilik finansmanında ortaya çıkıyor. Bu kategoride; enflasyon, faiz oranları, kamu borcu, yaşlı bağımlılık oranı, yönetişim ve vergi baskısı gibi göstergeler değerlendiriliyor.

EMEKLİLİK İKÂME ORANI İYİ AMA SATIN ALMA GÜCÜ FENA

Raporun Türkiye açısından en şaşırtıcı sonuçlarından biri emeklilik ikâme oranı… Türkiye’nin yüzde 96 civarındaki oranı, emeklilik gelirinin çalışma dönemindeki kazanca göre oldukça yüksek olduğunu gösteriyor. Benzer şekilde yüksek oranlar Hollanda ve Meksika’da da görülüyor. Ancak Türkiye genel sıralamada bu ülkelerin çok gerisinde kalıyor. Bunun nedeni, endeksin, yalnızca emekli maaşının önceki gelire oranını değil, o gelirin satın alma gücünü ve ekonomik koşullar altında ne ölçüde korunabildiğini de dikkate alması. Dolayısıyla yüksek maaş ikâme oranı tek başına yüksek emeklilik güvenliği sağlamaya yetmiyor.

Yüksek enflasyon, emeklilik döneminde sabit veya sınırlı artan gelirlerin satın alma gücünü doğrudan etkilediği için emeklilik finansmanı puanında önemli baskı oluşturuyor. Maaşın çalışma dönemindeki gelire oranı yüksek olmasına yüksek ama gıda, konut, enerji ve sağlık gibi temel harcamalarındaki hızlı artışlar, emeklinin gerçek yaşam standardını korumasını zorlaştırıyor.
Endeks, emeklilik güvenliğinin yalnızca aylık maaş rakamıyla ölçülemeyeceğini ortaya koyuyor. Enflasyon nedeniyle hızla değer kaybeden yüksek bir gelir, fiyatların istikrarlı olduğu bir ülkedeki daha düşük gelirden daha az güvence sağlayabiliyor. Sağlık hizmetlerinin maliyeti, konut giderleri, vergiler, tasarruf imkânları ve yaşam kalitesi de tabloyu doğrudan değiştiriyor. Türkiye’nin yüksek ikâme oranına rağmen 42’nci sırada kalması, nominal gelirle gerçek satın alma gücü arasındaki farkın emeklilikte ne kadar kritik olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

AKTİF/PASİF ORANI 1.54 İLA 1.64 ARASINDA

Tüm bu saptamalar doğru, ancak önemli bir etmen atlanmış. O da, siyasal islamcı olduğunu iddia edip neoliberal polilitikaları en vahşice uygulayan bir iktidarın bu ülkede uzun yıllardır hüküm sürüyor olması… Ancak, bu meseleye gelmeden, önemli bir yapısal soruna değinmek gerekiyor.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre, Türkiye’de yaklaşık 16.7 milyon emekli, dul ve yetim aylığı alan kişi yaşıyor. Daha açık söyleyelim; yaşamaya çalışıyor! Aktif sigortalı çalışan sayısı ise yaklaşık 25.6 milyon seviyesinde ve aktif/pasif oranı yaklaşık 1.54 ila 1.64 arasında. Türkiye genelinde 21 ilde emekli ve hak sahibi sayısı aktif çalışan sayısını geçmiş durumda ve bu veriler geleceğe ilişkin ciddi yapısal sorunların habercisi…

Dünya genelinde, bir emekliye karşılık ortalama üç ila dört aktif çalışan düşüyor, ideal ve sürdürülebilir sosyal güvenlik dengesi de bu oranlar civarında kabul ediliyor. Avrupa Birliği (AB) genelinde ortalama üç aktif çalışana bir emekli düşüyor. Avrupa ülkeleri genel olarak hızlı yaşlanan bir nüfusa sahip olmalarına rağmen, iş gücüne katılım oranlarının yüksekliği ve kayıt dışı istihdamın düşüklüğü sayesinde sosyal güvenlik dengelerini Türkiye’ye kıyasla daha dirençli tutabiliyor. Türkiye ise Avrupa’nın en genç nüfuslarından birine sahip olmasına rağmen, istihdam yapısı ve erken emeklilik nedeniyle, çalışan/emekli oranında Avrupa ortalamasının oldukça gerisinde kalıyor.

EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI, 23 YIL ÖNCE ASGÂRÎ ÜCRETİN YÜZDE 47 ÜZERİNDEYDİ

Şimdi gelelim, bugüne kadar AK Parti hükûmetlerinin emeklileri ne hâle getirdiğine… 2000’li yılların başında en düşük emekli maaşı, çalışan bir asgârî ücretlinin maaşına göre çok daha yüksek bir alım gücüne sahipti. Zaman içinde bu denge tamamen emeklinin aleyhine döndü. 2002-2003 yıllarında, 332 TL olan en düşük emekli maaşı, 226 TL olan net asgârî ücretin yaklaşık yüzde 47 üzerindeydi. Eğer 2002 yılındaki bu alım gücü rasyosu ve millî gelir payı korunabilseydi, bugün en düşük emekli maaşının 42,000 TL civarında olması gerekiyordu. 2026 yılında, yürürlükteki net asgârî ücret 28,075.5 TL’yken, en düşük emekli maaşı temmuz zammıyla birlikte ancak 23,552 TL’ye erişebildi. Yani en düşük emekli maaşı, asgârî ücretin yaklaşık yüzde 16 altında kaldı.

Nasıl hesaplarsanız hesaplayın, son 23 yılda emeklinin adım adım sefalete mahkûm edildiği sonucu çıkıyor. Enflasyonun etkisinden arındırılmış yatırım araçları ve para birimleri üzerinden bir hesaplama yapıldığında, emeklinin cüzdanının nasıl boşaltıldığı daha net görülüyor. 2003 yılında en düşük emekli maaşıyla yaklaşık 11 çeyrek altın alınabiliyorken, 2026 yılına gelindiğinde, çeyrek altının 12,000 TL’yi aşması sebebiyle en düşük emekli maaşıyla sadece 1.6 ila 1.9 adet çeyrek altın alınabiliyor.

Bir de dolar üzerinden bir hesap yapalım. 2000-2008 yılları arasında ortalama bir emekli aylığı dolar bazında yükseliş göstererek 2008’de 756 dolarla zirveyi görmüştü. Ancak sonraki yıllarda tırmanan enflasyon ve kur şoklarıyla birlikte, alım gücü hızla eridi. Son 10-15 yıllık süreçte 450-500 dolar seviyelerinden 200-300 dolar bandına kadar kalıcı bir gerileme yaşandı.

ÇALIŞANI DA, EMEKLİYİ DE SEFALETTE EŞİTLEMEK

Bu bir siyasî tercih… Emekli maaşlarının bu denli erimiş olması yapılan yasal değişikliklerle doğrudan ilgili. Bunu anlamak için bir çalışanın aktif çalışma hayatı boyunca SGK’ya bildirilen kazançlarının ve ödediği primlerin, emekli olduğunda kendisine bağlanacak emekli aylığına ne oranda yansıyacağını gösteren temel katsayı olan ‘aylık bağlama oranı’ndaki değişimleri takip etmek yeterli…

1999 öncesi dönemde prim ödeyen bir çalışanın aylık bağlama oranı yüzde 60-76 aralığındayken, 2000-2008 arası sistemde bu oran yüzde 55’e, 2008 sonrasındaki reformla ise yüzde 28-50 aralığına kadar düşürüldü. Bu durum, yeni emekli olanların kök maaşlarının otomatik olarak daha düşük hesaplanmasına yol açtı.

Bir diğer önemli darbe ise, eski sistemde ülke ekonomisinin büyüme payının tamamı emekli maaşı güncelleme katsayısına yansıtılırken, 2008 sonrasında bu payın yüzde 30’a düşürülmesi oldu. Emekliler ülkenin ekonomik büyümesinden mahrum bırakıldı.

Şimdi, milyonlarca emeklinin gerçek (kök) maaşı asgârî seviyenin çok altında kaldığı için devlet ‘taban aylık’ uygulamasıyla aradaki farkı hazineden kapatıyor. Ve utanmadan bunu bir ’emekliye destek’ gibi sunuyor! Bu da sinsi bir plan… Bu durum, daha çok prim ödeyenle az prim ödeyenin ‘en düşük maaşta eşitlenmesi’ne, yani ‘sefalette eşitlik’e ve ortalama emekli refahının çökmesine neden oluyor.

HER HESABIN SONUCU AYNI; DAHA FAZLA YOKSULLUK!..

Şimdi, açlıkla yüzleşen emekliler altı ayda bir umutsuzca kaleme kağıda sarılıp bir zam hesabı yapıyor. Her zam döneminde, biraz daha yoksullaşacağını bile bile… Hesabı kabaca yapalım: SSK ve Bağ-Kur emeklileri, memurlardan farklı olarak doğrudan temmuz-aralık dönemini kapsayan altı aylık kümülatif enflasyon oranı kadar doğrudan zam alıyor. Temmuz (yüzde 1.78) ve ağustos (yüzde 1.84) verileriyle birlikte, şu anki iki aylık birikimli zam oranı yüzde 3.65 olarak kesinleşti. Resmî enflasyon beklentileri doğrultusunda, yeni yılda en düşük emekli maaşının 25,600 TL ile 26,650 TL arasında bir seviyeye çıkabileceği hesaplanıyor. Bu sonuca göre, sefaletin dibine bir adım daha yaklaştık değil mi? Nasıl da ’emekliyi enflasyona ezdirmiyorlar’ ama!..

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.