• Ana Sayfa
  • Manşet
  • İBB davasında 47. gün: Salondan çıkarılırken itilen İmamoğlu’ndan jandarmaya tepki

İBB davasında 47. gün: Salondan çıkarılırken itilen İmamoğlu’ndan jandarmaya tepki

Ekrem İmamoğlu, Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in gözaltında ve savcılıkta yapılan muameleyi anlattığı savunmasına ilişkin “Yapılan bu vahşi deneyimler, tam bir hukuk cinayeti, tam bir adaletin infazı; başka bir şey denmez buna” dedi.

İBB davasında 47. gün: Salondan çıkarılırken itilen İmamoğlu’ndan jandarmaya tepki
İBB davasında 47. gün: Salondan çıkarılırken itilen İmamoğlu’ndan jandarmaya tepki
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 9 Haziran 2026 16:36
  • Güncellenme: 9 Haziran 2026 22:25

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 68’i tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 47’nci gününde İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda yapılıyor. Duruşmaya öğle arası verildiği sırada İmamoğlu ile jandarma personeli arasında tartışma yaşandı.

Salondan çıkarılırken merdivende arkadan itildiğini belirterek tepki gösteren İmamoğlu, “Sen mi ittin beni az önce? Terbiyesiz. Komutan, ben merdivenden aşağı düşecektim. Beni kim itti az önce? ‘Araba bozuk’ derken de yalan konuştunuz. Şimdi de aynı şeyi yapıyorsunuz. Bir daha yapmayın. Hakkınızda suç duyurusunda bulunurum. Benim konuşmama engel olamazsınız” dedi.

Jandarmanın “Burası konuşacak yer değil” demesinin ardından İmamoğlu da “Burası konuşacak yer. Sen görmediysen aktarıyoruz sana komutan bey. Aktarıyorum size. Beni arkadan kontrolsüz bir şekilde ittiler. Ben size aktarıyorum” karşılığını verdi.

Dilek Kaya İmamoğlu’ndan açıklama 

İBB Davası’nda salondan çıkarılırken jandarma tarafından itildiğini açıklayan Ekrem İmamoğlu’na ilişkin eşi Dilek Kaya İmamoğlu açıklama yaptı.

Dilek Kaya İmamoğlu’nun “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir ve bu hukuk işletilmek zorundadır” başlığıyla yapılan açıklaması şöyle:

“Hiç kimse; gözaltında ya da tutuklu bulunduğu bir süreçte, onurunu zedeleyecek ve güvenliğini tehlikeye atacak bir muameleye maruz bırakılamaz. Sevgili eşim Ekrem İmamoğlu’na yönelik bu davranış, yalnızca bir kişiye değil; hukuk devletine, insan onuruna ve adalet duygusuna yönelmiş ağır bir saygısızlıktır.

Bir insanın düşmesine sebep olacak şekilde müdahale edilmesi ve ardından bunun yok sayılması kabul edilemez. Hukukun askıya alındığı, insan onurunun değersizleştirildiği hiçbir uygulamanın normalleşmesine izin vermeyeceğiz. Adaletin herkes için eşit işlediği, kimsenin haysiyetinin çiğnenmediği bir Türkiye mücadelesinden de asla vazgeçmeyeceğiz.”

Duruşmada  savunmasını tamamlayan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, yaşadıklarını anlatırken sık sık zorlandı, ağladı ve duygusal anlar yaşadı.

Fatoş Pınar Türker, savunmasında önce gözaltı sürecindeki çıplak aramayı daha sonra savcı ile yaşadığı diyaloğu anlattı.

Fatoş Pınar Türker, savunmasının sonunda önce gözaltındaki çıplak arama sürecini şu sözlerle anlattı:

“Vatan Emniyet’teyken arşiv odası gibi bir yere aldılar beni. Eldiven giyen bir polis ‘üstünü çıkar’ dedi, çıkardım. Sonrasında gidip gidemeyeceğimi sorduğumda, altımı da indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. ‘Cinsel organını aç’ dedi, ‘arkanı dön-eğil’ dedi. (Kadın izleyicilere dönerek) Utanan varsa çıkabilir, ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum.”

Savcı bana ‘Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını’ dedi

Tutuklanıp Silivri’ye sevk edildikten sadece bir gün sonra infaz koruma memuru tarafından SEGBİS için çağrıldığını belirten Fatoş Pınar Türker, şöyle devam etti:

“Dedim ki ‘Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?’ ‘İşte’ dedi, ‘böyle online ekrana bağlanıyorsunuz.’ Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama ‘Adalet mülkün temelidir’ yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor ‘Allah Allah’ diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı, çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım.

‘Ya’ dedi, ‘Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda’ dedi, ‘ben sana ne dedim’ dedi. ‘Ben senin ne olduğunu biliyorum ama bu adamlar sana’ dedi, ‘kumpas kuracak demedim mi’ dedi. ‘Niye konuşmadın sen’ dedi. ‘Verecektin ifadeni gidecektin’ dedi. ‘Ama’ dedim, ‘Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım.’ ‘Bak şimdi’ dedi, ‘sen git’ dedi, ‘eşyalarını topla ben sana Çağlayan’dan araba göndereceğim’ dedi. ‘Geleceksin’ dedi, ‘burada bana ifadeyi vereceksin, buradan çocuklarına gidersin.’ Ben de dedim ki, ‘Savcım ben yeniden ifade veririm vermemi istiyorsanız. Bir avukatıma sorayım’ dedim.

Şimdi karşımdaki savcı ya, ‘Yok efendim’ diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedim ki ‘Tamam’ dedim, ‘ben avukatıma bir danışayım’ dedim. Böyle yaptı, ‘Hâlâ avukat diyorsun bana. Sen bu kafayla bir daha çocuklarını asla göremeyeceksin’ dedi. ‘Sen bekârsın, değil mi?’ dedi. ‘Evet’. ‘Velayetleri de sende?’ ‘Evet.’ Senin çocukların reşit de değildi, değil mi?’ dedi. ‘Değil’ dedim. ‘Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını’ dedi. Bir anneye böyle denir mi? Çocuklarımla tehdit ettiler.

Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur… Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyler… Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. İnsan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu. Çünkü iyi insan dediğimiz bir tarif var, bir de kötü insan dediğimiz bir tarif var; birbirine girdi bu.

40 metrekarede 25 kişiyiz, 16 kişilik. Koğuş arkadaşlarım; uyuşturucu satıcıları, cinayet, hırsız… Ben o insanlarla birlikte kaldım. Örgü ördüm, tuvalet temizledim. Çünkü tuvaletler taşıyor. Şey dedim ben de, ‘Çekilin’ dedim, ‘madem 16 milyon için çalışıyoruz, hani burada da bari bu görevi ifa edelim. Ne yapalım?’ Yani film gibi bu yaşananlar. Gözlerimi açıp şey denmesini bekliyorum, işim gereği tabii reklam çekimlerinin setinde filan da bulundum, birisi çıkacak şuradan, ‘Kestik. Selçuk Bey siz birazcık daha işte soru sorun, siz şey yapın. Ekrem Bey siz araya girmeyin, bir daha alıyoruz aynı planı’ filan diyecekler diye umuyorum yani. Ama olmuyor. Tutukluyuz biz hakikaten.

Ben Medya A.Ş. Genel Müdürü olarak yargılanmaktan hiç gocunmuyorum. Elbette ki varsa bir hatamız, neyse ortaya çıksın. Bence yok, ben %100 beraat edeceğime, %90 bile değil, inanıyorum. Ama siz burada lütfen, rica ediyorum Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar’ı yargılayın. Ben anne olarak, benim çocuklarıma yazık günah değil mi?

Bak geçen sene mezun oldu Nehir. Londra’ya gidemedik, o okuldan kabul olamadı. Benim kızım tüm dünyada yapılan sınavda %1’lik dilime girdi. Şu an dünyanın en iyi yapay zeka okulunda okuyor. Bak mezun oldu, ben göremedim. Orada benim güzel kızım. Babalarıyla… Diyor ki: ‘Anneciğim kepimi saklıyorum, sen eve geldiğinde havaya atacağım.’ Yani şu kadar, bacak kadar da onu ilkokula verdiğimde, mezun oldu, ben göremedim. Can sağlığı olsun. Ben rüşvet almadım, 15 aydır yatıyorum, bir şey çalıp çırpmadım, mal varlığıma tedbir kondu. Hakikaten, hakikaten çok mağdurum ama kendime dair, geleceğime dair bir şeyim, böyle bir yaşama sevincim, bir şeyim kalmadı.”

‘Yargılayın ama Pınar’ı yargılayın da anne Pınar’ı ne olur tahliye edin’

Türker, savunmasının sonunda ise şu ifadeleri kullandı:

“Çok yorgunum. Anneme dedim ki, demesem iyiydi çünkü benim annem babam ablamı kaybetmişler, çok agresif bir lösemiden 9 ayda… Anneme dedim ki: ‘Keşke idam cezası olsa da kalemi kırsa, bitse bu iş.’ O kadar yorgunum, o kadar yorgunum ki kendime dair hiçbir beklentim, isteğim yok. Ama Sayın Hakim lütfen vicdanınıza sesleniyorum, Sayın Savcım sizin de. Yargılayın ama Pınar’ı yargılayın da anne Pınar’ı ne olur tahliye edin. Ev hapsi verin, ben çocuklarımla zaten el ele oturmak istiyorum.”

Türker’in savunmasının ardından duruşmaya ikinci ara verildi.

İmamoğlu, salondan çıkarken gazetecilere dönerek “Bu korkunç şeyleri kelimesi kelimesine aktarmanızı rica ediyorum” dedi.

İmamoğlu: Kötü bir kahvehane dedikodusu şeklinde tasarlanmış bir iddianame

Savunmasını tamamlayan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, yaşadıklarını anlatırken sık sık zorlandı, ağladı ve duygusal anlar yaşadı.

Salondaki seyircilerin ve sanıkların da bir kısmının ağlayarak dinlediği konuşmasının ardından söz alan İmamoğlu, Türker’e “Kötü bir kahvehane dedikodusu şeklinde tasarlanmış bir iddianame üzerinden bizim önümüze konan biçimiyle bir dünyamız oldu mu sizinle? Yani böyle bir süreç, bu tarzda konuşmalar ya da bu tarzda iddianamede yazılan şekliyle dayatmalar veya önünüze kabul edemeyeceğiniz teklif getirmeler gibi şeyler oldu mu aramızda” sorusunu yöneltti.

Türker, “Olmadı. Bilakis rutin olarak tabii her sene iştirakler seneyi kapattıktan sonra sizinle sunum yapıp o senemiz nasıl geçti diye üzerinden bir özetle geçerdik. İlk toplantımızda, göreve başlayalı daha 7-8 ay olmuştu; bana tam Medya AŞ’den ayrılmadan ‘Aman Pınar Hanım, mümkün olduğunca havuza çok fazla firma alıyorsunuz değil mi? Hem bakış açısı, yaratıcılık açısından hem de aman laf söz olmasın, mümkün olduğunca çok firma her taraftan havuzunuzda bulunsun. Buna dikkat edin’ dediniz” karşılığını verdi.

‘Soruşturmaya tabi kılınacak mı?’

Türker’in gözaltında ve savcılık aşamasında yaşadığı muameleye tepki gösteren İmamoğlu, şunları söyledi:

“Ben tabii ister istemez salonun havası bu şekilde sıklıkla değişince bir hususu bir vatandaş gibi, bir yönetici gibi hem 16 milyon insan adına hem de bu memleketin 86 milyon insanı adına merakımdan ama bir yanıyla da hatırlatmak istiyorum. Açıkçası ben Pınar Hanım’ın anlattığı, evinden emniyete, emniyetten birinci gittiği cezaevine, sonra ikinci gittiği cezaevine kadar yaşadığı psikolojik, fiziksel işkence ve tacizlerin etkisinin altından henüz çıkabilmiş değilim. Birileri sırıtarak izliyor olabilir, çok da önemli değil nasıl sırıttığının ama çok can yakıcı bir durum. Bu hususta yüce mahkemeniz huzurunda yapılan bu tür anlatılar ya da yaşanmışlıklar -ki ne yazık ki sayısı çok oldu- sadece burada anlatılıp uzay boşluğuna mı gidiyor yoksa? Hukuken sormuş gibi de kabul edebilirsiniz, elbette cevap vermek zorunda değilsinizdir muhtemelen ama bu sizin huzurunuzda yapılan bu tür işlemler bir soruşturmaya tabi kılınacak mı? Ama adı savcı ama adı emniyet ama adı cezaevi yöneticisi ya da kişileri hakkında… Çünkü daha yeni bir gazeteci hakkında yapılan bir işlemden sonra medyada takip ettiğim kadarıyla hızlıca bu konularda suç duyuruları da ilan edildi.

‘Hâlâ etkisi altındayım’

Bu manada yapılan bu vahşi deneyimler, tam bir hukuk cinayeti, tam bir adaletin infazı; başka bir şey denmez buna. Bir devletin nizamının yerle bir edilmesi… Bu hususta bunu bir talep olarak kabul etmenizi istiyorum kendi adıma ve buradaki eminim ki birçok insan adına. Bu hususta bugün bir açıklama yapmanızı ben dilerim ve isterim. Bu konudaki yetkinizi bilmeyerek söylüyorum. Ben hâlâ etkisi altındayım. Bunu yaparsanız toplum rahatlar. Yani çünkü şu an bunu artık Türkiye okuyor. Muhtemelen burada konuşulanlar oraya yansımıştır. Ben de yansıtacağım. Çok acı bir durum bu çünkü. Bu konuda gerekeni yapmanızı talep ediyorum, diliyorum. O dönemde iddia makamının başında olan insan şimdi de HSK’nın başında ama ne olursa olsun ya da diğerleri hangi kurumlarsa en üst seviyede bir dille bir suç duyurusu ya da analiz edilmesi ya da ihbarı şeklindeki katkınızın bu mahkemenin yüce adaletini daha sağlıklı bir şekilde ilerleyeceğine dair hepimizde bir umut ışığı belirmesi noktasında çok önemli. Ben eminim ki yani ben dahil hiçbir arkadaşım bugün yaşananları dinledikten sonra bunun etkisinden kurtulamayacak.”

Duruşma yarın 48. gününde devam edecek.