İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası’nın 99. günü, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde yapıldı.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, eşi Dilek İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, oğlu Selim İmamoğlu ve partileler de duruşmayı izleyenler arasında yer alıyor. Özel, salona girdiğinde izleyicilerin olduğu bölümden “Özgür Başkan, özgür Türkiye” sesleri yükseldi. Duruşma İmamoğlu’nun savunmasının tamamlanmasının ardından sona erdi.
Duruşmada yaşananlar şöyle;
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, Türkiye’nin en itibarlı kamu kurumlarından biri olduğunu söyleyen İmamoğlu, şöyle devam etti:
“Hiç temerrüde düşmemiş, borçlarını her zaman gününde ödemiştir. Buna rağmen benim dönemimde, altı yıl boyunca kamu bankalarından aldığımız kredi miktarı kocaman bir sıfır! Sıfır! İller Bankası’ndan aldığımız para da sıfır! Sıfır! Türkiye Cumhuriyeti tarihi böyle bir durum görmedi. Aynı kamu bankası olan VakıfBank, bir yandaş müteahhidin alacağı için dış kredi hesabımızdaki paranın haczedilmesine izin verdi. Oysa dış kredi hesabımızdaki para haczedilemez. Bana ulaşan bilgiye göre, ‘Yukarısı’ talep etmiş. Davayı kazandık ama parayı alan gitti.
20.00 ‘Projelere öz kaynaklarımızla başladık’
Bu projelerin bedellerini 20 yılda ödememiz gerekirken, paralar 2023 ve 2024 yıllarında, yalnızca 10-11 ay içinde bütçemizden kesilerek alındı. Sözünü ettiğimiz tutar yaklaşık 30 milyar lira. Yani bugünün parasıyla neredeyse 600 milyon dolar! Biz durmadık. Projelere öz kaynaklarımızla başladık, hakedişleri öz kaynaklarımızla ödedik. Kredi izni geldiğinde ise gelen parayı, daha önce harcadığımız öz kaynağın yerine koyduk.
Çekmeköy-Sultanbeyli hattı, bir buçuk yıl süren izin sürecinde bir gün bile durmadı. Kurumun parasını enflasyona karşı korumak amacıyla devlet tahvili almak bile suç sayılmış. Devletin kağıdına güvenmek, devlete karşı suç işlemek olarak değerlendirilmiş. Böyle bir rezalet görülmemiş. Kullanılan kredi yaklaşık 2,9 milyar avro, harcanan para ise yaklaşık 3,1 milyar avro. Nokta! Yurt dışından aldığımız kredilerden daha fazlasını harcayarak 65,1 kilometrelik raylı sistem hattını hizmete açtık. Beş yıl sonra Sayıştay tek bir bulguya dahi yer vermedi. Hazine görmedi, bankalar görmedi. Bu tabloyu suçlama konusu yapan ise mesleğinin ne olduğunu bilmediğim, ancak avukat olduğu kesin olan savcı oldu. Savcı yazdı.”
‘Avukat parası ödendi çatır çatır’
İmamoğlu, göreve geldiklerinde yalnızca maaş ödemeleri için 350 milyon liraya ihtiyaç duyulduğunu, kasada sadece 7 milyon lira bulunduğunu anlattı. Ekrem İmamoğlu, “Bunu bize yaşattılar. Kayıtlar ve evraklar orada. Kime ödeme yaptıkları da belli. Sayın Cumhurbaşkanı’nın avukatları da dâhil, bugünün parasıyla 3,5-4 milyon dolarlık, yaklaşık 2,5 milyon dolarlık avukat paraları da ödendi çatır çatır. 6-7 tane de avukat parası var. Buna da dolandırıcılık diyorlar! Bu iddianameyi uluslararası bankalar okusa, İstanbul’u bölgenin finans merkezi yapma hayali unutulur. Bir kişiyi yarıştan çıkarmak için bu ülkenin itibarı bu kadar hoyratça, bu kadar acımasızca harcanmış” ifadelerini kullandı.
İBB’yi Haziran 2019’da devraldıklarında, toplam uzunluğu 140 kilometreyi bulan 12 raylı sistem projesiyle karşılaştıklarını, bazılarının finansmanının planlanmadığını ifade eden İmamoğlu, şöyle konuştu:
“Esenyurt-Mahmutbey metrosu ihale edilmişti ama projesi yoktu. Evet, ihale edilmişti! Yaklaşık 30 kilometrelik bir metro hattından söz ediyoruz. İhale var, proje yok. Hani biz ihalelerden dolayı yargılanıyoruz ya! Aynı gün öğleden önce beş metro projesinin, öğleden sonra da beş metro projesinin ihalesi yapılıyor. İlginç bir şekilde, bu ihaleler konsorsiyumlar arasında adeta ‘al gülüm, ver gülüm’ anlayışıyla dağıtılıyor. Ama ihaleler nedeniyle yargılanan biziz! Bu konuda suç duyurusunda bulunduk. Ancak Bakanlık dosyalarımıza el koydu. Söz konusu dosya da el konulan 33 dosyanın arasında. 2017’de ihale edilen bu yedi hattın inşaatları başladıktan bir yıl bile geçmeden, kamu yararı bulunmadığı gerekçesiyle iptal süreci başladı. Rahmetli Kadir Topbaş’ın görevinden ayrılmasının ardından Mevlüt Uysal göreve geldi. İlk hamlelerinden biri, üç hattın ödenek yetersizliği nedeniyle zaten durmuş olduğu bu projelerle ilgili oldu.”
Kirazlı- Halkalı hattı iddiaları
İmamoğlu, iddianamede yer alan Metro yatırımları ve Kirazlı-Halkalı ihalesine ilişkin de konuştu. 2019-2026 yılının sonu itibarıyla 105 kilometre metroyu yaptıklarını ve parasını ödediklerini belirterek, “Gurur duyuyorum. Merkezi idare bizde değil. Kamu kaynaklarından bir lira alamadık. Tamamını ayağa kaldırdık. Hani diyorlar ya merkezi idare, yerel idare aynı olmazsa iş yapamaz. Alın size örneği” dedi.
İddianamenin, “rüşvet anlaşmasının kendisi tarafından yapılmadığını” yazdığını ifade eden İmamoğlu, şunları söyledi:
“Anlaşmayı yapan ben değilim. Bunu ben söylemiyorum, iddianame söylüyor ama ceza yine sana kesiyoruz deniyor. %7’nin bütün dayanağı duyum. İspat edecek hali olmayan izlenimler, duyumlar, hattın adı yanlış bir duyum, okunmamış bir eylem. Devletin kendi kurumu ‘Borcu yok’ diyor, bilirkişi ‘Borcu var’ diyor. Devletin belgesi bir yanda, bilirkişi düşüncesi öbür yanda. Resmî Gazete’de ilan edilmiş bir rakam nasıl sızdırılır? İhale iptal edildi, yeniden yapıldı, kamuya yarım milyar para kazandırıldı. Millet kazandı ve o kazanç yüzünden yargılanıyorum. Benim örgütüm bir ihaleden rüşvet alacakmış, sonra o ihaleyi kendisi iptal etmiş, işi yeniden ihale etmiş, daha ucuza vermiş, kamuya yarım milyar kazandırmış. Böyle bir suç örgütü dünyada görülmemiştir! Üçünde de kamunun kasasından kimsenin cebine tek kuruş girmemiştir. Üçünde de kamu kazanmıştır. Üçünde de suçlanan, kamuyu kazandıran olmuştur.”
155 eylemle ilgili açıklamalar
İmamoğlu, iddianamedeki 155 eylemle ilgili iddialara da yanıt verdi. İlk iddianamede 143 eylem isnat edildiğini belirten İmamoğlu, “Yetmedi bir ek iddianameyle 12 eylem daha eklendi. Bu sayı neden bu kadar büyük? Suç çok olduğu için değil; İstanbul’da yaptığımız her iş tek tek suç dosyasına konduğu için. Her ihale bir eylem oldu. Her imar kararı bir eylem oldu. Her konser, her festival, parka dikilen her fidan bir eylem oldu. Delil var mı? Yok. Belge var mı? Yok. Para izi var mı? Yok. Bana ulaşan tek bir kuruş var mı? Yok. Ne var? İtirafçılar var, beyanları var. Beyan, beyan, beyan… Duyum. Her eylemin sonunda aynı iki kelime: ‘Örgüt lideri.’ Delilin yerine bu iki kelime yazılmış. Amaç ispat değil, amaç sayı” ifadelerini kullandı.
Ekrem İmamoğlu, 155 eylemin 69’unun “rüşvetle irtikap” suçunu içerdiğini belirterek, şunları söyledi:
“‘Rüşvet’ dediler, peki kimin cebine para girdi, kim zenginleşti? Yok. Hangi para hangi hesaba gitti? Yok. Dosyada bunun tek bir belgesi var mı? Yok. Tek bir banka kaydı var mı? Yok. Dosyada ne var? Kreş var, okul var, cami var, yurt var, spor tesisi var, otopark var, cemevi var, kamu binası var, restore edilen tarihi yapılar var, parklar var… Hiçbiri bir kişinin cebine girmedi. Kreş yaptıran rüşvetçi! Böyle bir rüşvet dünyada görülmüş müdür? Bu dosyada rüşvet diye anlatılan şey kentin kazanımı; kişisel menfaat yok, kamu yararı var. Ekrem yapınca haram, adı irtikap; başkası yapınca helal. Özeti bu! Özeti bu! Bu dosyada belediyenin zorladığı tek bir kişi var mı? Yok. Peki bu dosyada zorlanan hiç kimse yok mu? Var. Ama zorlayan belediye değil. Zorlama bu davanın içinde, bu soruşturma sürecinde yapılıyor.”
19.00 ‘Zorlama sadece bu dosyada var’
Ekrem İmamoğlu, bu salonda sırf kedisine “hakkını helal ettiği” için bir sanığa tutuklama talep edildiğini belirterek, “Ben, ‘Hakkını helal et’ dedim de ‘Helal olsun’ dedi diye Savcı tutuklama talep etti. Tutuklanmadı, sonraki gün gelerek ek ifade verdi. İlaçlarımı kullanmamıştım, hakkımı helal etmiyorum’ dedi. Dava sürerken görüşmeye çağrılıp ifadenin arkasında dur denilenler var. Korkutmak, baskı yapmak, istediğini zorla söyletmek; zorlama buysa, sadece bu dosyada zorlama var” ifadelerini kullandı.
İddianamedeki 155 eylemin 9’unun “aklama” suçunu içerdiğini söyleyen İmamoğlu, “Hangi suçtan gelen hangi para aklamışım? Tek bir dosyada yok. Kendi şirketimizin çalışanlarına ev satmışız, ev aklaması de! Ben en az 40’a yakın insana, kendi şirketimde çalışanıma ev verdim. 1992’den 2026’ya kadar en az 40’a yakın çalışanıma ev verdim. Evet, daha ucuz verdim. Ödeme kolaylığı yaptım. Bizim elimizde tapu var, noter var, dekont var; onların elinde birtakım ‘aklama’ diye bir söz var. Başka hiçbir şey yok” diye konuştu.
‘Hangi delili gizlemişim’
İmamoğlu, 155 eylemin dördünün “suç delillerini gizleme” suçunu içerdiğini de aktararak, şunları kaydetti:
“Hangi delili gizlemişim? Nasıl gizlemişim? Belli değil. Dosyaya kendi koydukları baz kayıtları avukatımın orada olmadığını gösteriyor. Yalanı kendi delilleri ortaya çıkardı. Kullanmadığım eski telefonuma gizlenen delil dediler. Burada insanlar bir telefon yüzünden aylarca hapis yattı. Bir telefon ya! Savcılık makamı alıp da bu telefonla ilgili bir evrak yollamadı buraya. Bu insanlar boşuna yatmasın. Ne varmış benim telefonumda? Bir belediye başkanına bu kadar çok, bu kadar farklı suçlama neden yöneltilir? Bunun hukuki bir açıklaması yok, açıklaması net olarak siyasidir. Metro ve tramvay için alınan krediyle dolandırıcılık olmuş. O raylarda bugün milyonlarca İstanbullu yolculuk ediyor. Devletin izniyle, valilik protokolüyle işleyen bir maden sahası milyarlarca liralık suç geliri olmuş. Ceza Kanunu’nda adı olan neredeyse her suç bu dosyaya konmuş. Orman Kanunu’na muhalefet, Allah’ım ya! Burada yargılanan benim eylemlerim değil, İstanbul’un seçtiği yönetimin bütün icraatıdır. O yönetimi seçen milletin iradesidir. Bu dosyada sayı çok, delil yok, belge yok, ispat yok. 2019’da cirosu 412 milyon lira olan bir şirket 9,7 milyara çıktı. Sayıştay denetimlerinden tertemiz geçti. Türkiye’nin en büyük 500 şirketi arasına girdi. Aktif tedarikçi sayısını artırdı, rekabeti büyüttü, kurumsal kapasitesini katladı.”
’16 milyon İstanbullu kışın ortasında mağdur edilmedi’
Ekrem İmamoğlu, bir suç örgütünün kullandığı şirketi batıracağını ifade ederek, “Biz Ağaç AŞ’yi Türkiye’nin ilk 500’üne, kâr eden bir şirket haline getirdik. Ağaç AŞ içinde önümüzde 12 tane eylem kondu. Bu 12 eylemin her birini şirketin yöneticileri bu salonda tek tek çürüttü. MASAK raporlarında açık hesaplama hataları gösterildi. Birbirine zorla bağlanan telefon kayıtlarının HTS yorumlarının nasıl kurulduğu gösterildi. 16 milyon İstanbullu kışın ortasında yollarda mağdur edilmedi. Bu kadrolar, dünyanın en zor kışla mücadele operasyonlarından birini eksiksiz yönetti. Bu bürokratlar en ufak bir aksaklıkta yüklenici firmalara milyonlarca lira ceza kesti. Kamunun hakkını kuruşu kuruşuna korudu” diye konuştu.
18.00 ‘Ortada tıkır tıkır işlemiş bir hizmet var’
İhalelerin Sayıştay denetiminden geçtiğini anlatan İmamoğlu, “Ortada tıkır tıkır işlemiş bir hizmet var. Yükleniciye ceza kesen bir idare var ama karşımıza kamu zararı ve örgüt iftirasıyla çıkıldı” dedi.
KİPTAŞ’ta ilk kez halka açık canlı yayınlanan müzayedeler yapıldığını, sosyal konut kuralarının noter huzurunda canlı yayınla çekildiğini anlatan İmamoğlu, şöyle devam etti:
“Kurayı noter huzurunda çeken, müzayedeyi canlı yayınlayan bir örgüt… Dünyada böyle bir suç örgütü yoktur. Üç ilçede, 25 ayrı bölgede 2 bin 519 riskli yapı dönüştürüldü. Yaklaşık 11 bin insanın hayatına doğrudan dokunuldu. Bir deprem şehrinde 11 bin insanı riskli binadan çıkartıp güvenli evine kavuşturmanın suçuysa, o suçu her gün işleriz. AK Parti döneminde zarar eden bu iki şirketin ayağa kaldırıldığı, kâr eden kurumlar haline geldiği görüldü. Gerçekleşmiş, yerine getirilmiş, konser verilmiş, kıraathanesi kurulmuş işlerin toplam bedelinin kamu zararı diye görüldüğü, kamu zararı diye yazıldığı görüldü. Aylarca manşetlere taşındı. Günlerce üzerinde tepinildi. Yol arkadaşım lekelendi ve ne yazık ki lekelenmeme hakkı, masumiyet karinesi yerle bir edildi.”
’30 yıldır böyle yapılıyor ama biz yargılanıyoruz’
Bu iddianamenin, İstanbul’daki billboard’ların Kültür AŞ, Medya AŞ tarafından işletilmesini bir suç gibi anlattığını, oysa billboardların belediye şirketleri eliyle işletilmesinin yeni olmadığını, 1994’ten bu yana uygulandığını söyleyen Ekrem İmamoğlu, “Yıl 1994, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan. Billboard ve infoboard’ların işletilmesi için bir ihale yapılıyor. İhale belgelerine, özel kişi ya da şirketlere işletilmesi halinde keyfi uygulamalar olabileceği, belediye şirketlerinden birinin işletici olması durumunda ise ihalenin yararının olacağı gerekçesi yazılıyor. Yani 30 yıldır böyle yapılıyor, ama biz yaptık diye yargılanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Ekrem İmamoğlu savunmasında ikinci günü de tamamladı, beyanlarına yarın devam edecek.
17.00 ‘Kurumumuzda bir tane terörist bulamadılar’
En absürt konular nedeniyle bile birçok kez teftişten geçirildiklerini, 27 Aralık 2021’de haklarında özel bir teftiş başlatıldığını anlatan Ekrem İmamoğlu, şunları kaydetti:
“Kim geldi o teftişe? Ki birçok aşamada şu an benim burada yargılandığım makam aracı meselesinde de Beylikdüzü’ndeki ihaleler meselesinde de sürecin başlangıcına imza atan kasıtlı bir müfettişlik hizmeti yerine getiren AK Parti’nin milletvekili adayı olmuş Arif Yıldırım’ın, yanında 4 mülkiye müfettişiyle, bir ticaret müfettişi, bir Hazine Maliye müfettişi, MASAK ve 50’den fazla uzmanla teftiş yapıldı ve üzerimize gelindi, süreçler işletildi ama bizim kurumumuzda bir tane terörist bulunmadı.
Halbuki ‘557 terörist’ diyerek bizim kurumumuzdaki 90 bini aşan insan zan altında bırakıldı. Tüm personel incelendi, ihaleler incelendi, iş yeri açma ve çalışma ruhsatları incelendi, resmen bir saldırıya uğradık. O bakımdan ‘siyaseten ve ifade özgürlüğü bakımından ben bunları söylemiştim’ diye Soylu’nun daha sonra yaptığı ifadeyi de burada not düşerek, nasıl kasıtlı saldırılara muhatap olduğumuzu, buradan tekrar hatırlatmak isterim.”
‘Tek bir kuruş kamu zararı tespit edilemedi’
Ekrem İmamoğlu, bu tartışmaların sadece İçişleri Bakanı’nın söylemi olarak kalmadığını, aylarca sürdürüldüğünü ifade ederek, “Aylarca bize ‘terörist’ diye bu ülkenin başındaki Cumhurbaşkanı dahi bunu meclisin kürsüsünden, farklı meydanlarda konuşarak, gerçekten ahlaki unsurların tamamen dışında söylemlerle saldırılara maruz kaldık. Ama tekrar ifade edeyim, bu kadar soruşturma, bu kadar denetim, bu kadar kurumun içine kasıtlı bir şekilde yollanan birtakım görevliler olmasına rağmen, gururla ifade ediyorum, buradaki arkadaşlarım ve burada olmayan arkadaşlarım vasıtasıyla, tek bir kuruş kamu zararı tespit e-di-le-me-di. Nokta” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, 1600’e yakın denetim geçirmiş kurumdan tek bir kamu zararı çıkmadığını belirterek, “Bu, buradan bizi yargılayacak 155 tane eylemi uyduran iddia makamının ne kadar kasıtlı ve ne kadar siyasi bir iddianame hazırladığının da ispatı” dedi. Ekrem İmamoğlu, “Kamuya zarar vermemiş bir yönetimden suç örgütü çıkar mı? Çıkmaz. Kamunun kasasından beytülmale hiç dokunulmuş mu? Dokunulmamış. Kamunun kasasından kimsenin cebine tek kuruş girmiş mi? Girmemiş. Burada yargılanan nedir? Allah aşkına soruyorum” şeklinde konuştu.
‘Murat Ongun yol arkadaşım’
İddianamede örgüt diye söz edilenin İstanbul Büyükşehir Belediyesinin teşkilat yapısı olduğunu yineleyen İmamoğlu, danışmanı Murat Ongun’un “yol arkadaşı” olduğunu söyledi.
İmamoğlu, Murat Ongun’un, daha önce Türkiye’nin çok köklü medya kuruluşlarında mesleki hayatını sürdürdüğünü, çok önemli kurumlarında yöneticilik yaptığını anlattı. Ekrem İmamoğlu, “2014 yılından hemen sonra da ben açıkçası kendisini hiç tanımıyordum, bir arayışımı ifade etmiştim, arkadaşlarımın yapmış olduğu tavsiyelerden bir tanesi de Murat Ongun’du. Kendisiyle tanıştık, 10 günlük görüşmemiz oldu” dedi.
‘Murat Ongun’dan razıyım’
Bir ay kadar birlikte çalıştıklarını, süreci birlikte değerlendirdiklerini anlatan İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde ve Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde kendisiyle gerçekten çok nitelikli, kaliteli bir çalışma dönemi geçirdiğini belirtti. İmamoğlu, “Kendisinden razıyım. Gerçekten dürüstçe, mesleğine bağlı, çalıştığı insanla uyum içerisinde ama bir o kadar da eleştirel tarafı yüksek, yanlışı masaya koyan, doğruyu bulmak için benimle müzakere eden, karşı çıkan, kendi fikrini ortaya koyan ve tartışmalarla bir süreç yönettiğimiz bir arkadaşımız. Yani benim çalışma arkadaşım” diye konuştu.
“Fatih Keleş’in işkencelere muhatap edilmesini utançla izliyorum’
Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş’i, 2000’lerin başına kadar giden, siyasetle hiç alakalı olmadığı dönemden tanıdığını aktardı. İmamoğlu, “Ailesini bildiğim, iyi bir sanayici, iyi bir iş insanı, çok güvenilir gerçekten itibarlı bir insan” dedi.
Keleş’in kendisinin ısrarıyla CHP’ye katıldığını, madencilik ve mermer sektöründe iş yapan bir şirketinin bulunduğunu, daha sonra İBB Spor Kulübünde başkanlık yaptığını anlatan İmamoğlu, Keleş’in başarılı işler yaptığını belirtti. İmamoğlu, “Kadim dostumun, kardeşimin, 25 yıldır tanıdığım bir insanın bu kadar başarılı işler yapmışken, burada son gelen iddianameyle dahi, yani Fatih’i oraya da ekleyelim, oradan da bir suç üstüne atalım deyip, gerçekten zalimliğin, işkencenin en üst seviyesine kadar muhatap edilmesini utançla izliyorum” dedi.
‘Ertan Yıldız benim için hayal kırıklığı’
Ertan Yıldız ile ise 2014-19 döneminde Beylikdüzü’nde tanıştıklarını, az görüştüklerini ifade eden İmamoğlu, Yıldız iş dünyasından geldiği için yönetim şemasına katkı sunması amcıyla sorumluluk verdiğini anlattı. Göreve gelmeden önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraklerinin her birinin kopuk bir uydu gibi yönetildiğini ifade eden İmamoğlu, 32 iştirakinin tamamının hesap verilebilirliğini, kurumun bir parçası olduğunu ve toplumun buradan hak talep ettiğini ve şeffaflığını öne koyarak bir mekanizma geliştirilmesi gerektiğini söylediğini kaydetti. İmamoğlu, bu nedenle güçlü bir yapı kurarak 32 iştiraki birden denetleyen yetkili olarak Ertan Yıldız’ı görevlendirdiğini belirterek, “Örgüt yöneticisi falan değildir ama sıkıntılı halleri vardır. Sıkıntı hallerini de burada gördük. Ne yazık ki benim için bir hayal kırıklığıdır” diye konuştu.
16.00 ‘Casus diye yazan savcılar var’
İddianamede “seçim sonuçlarının ajanlar tarafından belirlendiği” yönündeki ifadeye tepki gösteren İmamoğlu, şunları söyledi:
“Bu ülkenin seçilmiş belediye başkanına, cumhurbaşkanı adayına utanmadan, sefil bir biçimde ‘casus’ diye yazan savcılar var ya. Bunu nasıl akıl edebilmişler, şaşıyorum. Casusluk davasına imza atan kişi de Adalet Bakan Yardımcısı. Şaka gibi, değil mi? Fotoğraf insanı casus yapsaydı bu ülkenin yönetiminde casus olmayan kalmazdı. Şöyle bir FETÖ dönemine ve öncesine bakalım. Tekrar söylüyorum: Bu ülkede bir insanın fotoğrafla casus olduğunu ispatlayabiliyorsanız şu anda bu ülkeyi yönetenlerden casus olmayan kalmazdı. Benim fotoğrafım yok.”
İmamoğlu, Hüseyin Gün’ün devlet adına toplantılar düzenlediğini ve istihbarat başkanıyla bir araya geldiğini belirterek, “Duruşmanın özeti Hüseyin Gün’dür” dedi
‘Binali Yıldırım’a aylarca 10 makam aracı tahsis edildi’
Ekrem İmamoğlu, Ertan Yıldız’ın Bakırköy Belediye Başkanlığı adaylığı için kendisinden ricada bulunduğunu belirterek, aday gösterilmeyen kişilerin kırgınlıklarının iddianamede itiraf gibi sunulduğunu savundu. İmamoğlu, belediye iştiraklerinin ilçe belediye başkan adaylarına maddi destek sağladığı iddiasına ilişkin somut delil bulunmadığını öne sürerek, iddianameyi eleştirdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Binali Yıldırım’a aylarca 10 makam aracı tahsis edildiğini, bunun milyonlarca liralık kamu zararına yol açtığını öne süren İmamoğlu, şunları kaydetti:
“Ekrem İmamoğlu döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi, acaba mensubu bulunduğu partiye bir tek araba tahsis etmiş mi? Ailelere tahsis edilmiş araçlar yıllarca, onlarca araç. Ailelere tahsis edildiği ve kime verildiği belgeli. Kendi malı mülküymüş gibi görmüşler. Ekrem İmamoğlu yapmamış. Yani Sayın Cumhurbaşkanı, belediye başkanı olduğu dönemde kendi kurucusu olduğu vakfa talimhanedeki otoparkı nasıl bedelsiz vermiş, belgesi burada. Ben öyle bir belediye başkanlığı yapmadım. Moda’daki tenis kortlarını, Moda’daki parkları nasıl vermiş, belgesi burada.
‘Alnımın akıyla hizmet ettim’
Ben böyle bir yer vermedim. Benim de üye olduğum dernekler var. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne üyeyim, Atatürkçü Düşünce Derneği’ne üyeyim. Başka dernekler de var. Ama Ekrem İmamoğlu, yakın olduğu veya ilişkili olduğu tek bir derneğe ya da vakfa bedelsiz, hukuksuz, kanunsuz veya kanuna uygun şekilde bir yer vermiş mi? Bir baksınlar ya. Vermedi. Peki, İstanbul’da büfelerin nasıl dağıtıldığını hepimiz biliyoruz. Kimlere? Akrabalara, dostlara, arkadaşlara… Yıktık ama Ekrem İmamoğlu altı, yedi senedir bir tane bile vermedi. Ben böyle belediye başkanlığı yaptım. Kamu malını kimseye peşkeş çekmeden, alnımın akıyla altı yıl bu millete hizmet ettim. Gurur duyuyorum.”
‘Baktılar partiyi kapatmaya gidemiyorlar…’
İmamoğlu, iddianamede Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) kapatılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına bildirimde bulunulduğunu belirterek, “Bu bir kapatma bildirimidir” dedi. İmamoğlu, iddianamenin yalnızca belediye başkanına yönelik suçlamaları içermediğini, CHP’nin kapatılmasına yönelik bir girişimi de barındırdığını belirterek, “Hedef ben değilim; hedef, bu ülkede iktidarın sandıkla değiştirilebileceği fikridir. İşte bu iddianame bunun için yazılmıştır. Sonradan yöntem değiştirmişlerdir. Çünkü karşılarında beklediklerinden daha büyük bir güç, toplumsal bir dinamizm ortaya çıkmıştır. Baktılar ki partiyi kapatmaya doğru gidemiyorlar; daha farklı bir yöntemi, iş birlikçisini bulunca devreye koymuşlardır. Olan budur. Ve butlan süreci başlamıştır” diye konuştu.
‘Sınıf arkadaşımı bile tutukladınız’
Ekrem İmamoğlu, iddianameyi imzalayan kişinin bugün Adalet Bakanı olduğunu belirterek, yargı bağımsızlığına ilişkin Anayasa hükmünü hatırlattı. İmamoğlu, dosyada yer alan dokuz siyasi başlığa ilişkin somut delil bulunmadığını savunarak, şunları kaydetti:
“Bana ‘Siyasi polemiğe girme’ diyen kişi, iddianamesine dokuz siyasi başlık yazan ve bir partinin kapatılması için bildirimde bulunan iddianamenin imzacısıdır. Peki, onun dediğini yapalım. Dosyadaki delillere bakalım. Bu dokuz siyasi başlıkta delil diye ne var? Üç katlı, dört katlı, beş katlı bir dedikodu mekanizması. Bir şablon, bir kurultay görüntüsü, tahmin ediyorum, ofisin üstündeki sokaktan gelen bir baz kaydı, YSK’nin kendi verdiği bir liste, beş dakikalık bir nezaket fotoğrafı, kırgınlık, kızgınlık, bir fotoğraf iddiası, seçim parası diye gösterilen bir alacak feragatı, bir Meclis kararı ve 67 çöp kamyonu! Delillere göre konuşmak bu kadar kısa sürüyor. Bu kadar kısa. Çünkü delil yok. Delil olmayınca 3 bin sayfayı dizersiniz. Benim sınıf arkadaşımı bile tutukladınız. Bu millet böyle kül yutmaz kardeş. Bu yalan torbasını, yalan çuvalını kimseye iddianame diye yutturamazsınız.”
“Yolsuzluk dosyası değil, adaylık üzerinden suç üretme safsatası’
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in katıldığı bir programda kendisinden “suç örgütü lideri Ekrem İmamoğlu” diye söz ettiğini hatırlatarak, şöyle konuştu:
“Bakın, ‘Suç örgütü lideri Ekrem İmamoğlu.’ İsmimi anmayabilirsin. Vatandaş kararını vermiş yani. Bu, mahkemeyi etkileme ve gözdağı verme çabasıdır. Çünkü kendisi sadece Adalet Bakanı değil, aynı zamanda HSK Başkanı. Cumhurbaşkanı olmak istemek, kurultayda bir adayı desteklemek, parti binası için bağış toplamak, gazetecilerle ilgili konuşmak, seçmene ulaşmak, aday göstermek, seçim kazanmak… Bunlardan hangisi suç ya? Hiçbiri. Bu dosya bir yolsuzluk dosyası değildir; adaylık üzerinden suç üretme safsatasıdır. Sandıkta yenemeyen rakip, ceza dosyasıyla yarıştan alınmak; sandıkta kazanan parti ise kapatma bildirimiyle lideriyle birlikte siyasetin dışına itilmek isteniyor. Konu bundan ibarettir.
‘Kimseye yutturamazsınız’
İddianamenin en büyük kelimesi ‘örgüt’, yani ‘suç örgütü’. Peki, neden örgüt denildi? İki sebebi var. Birincisi, tutuklamanın en kestirme yolu. Örgüt suçu, kanunda katalog suçlar arasında. Örgüt denildiği anda tutuklamanın kapısı açılıyor. Kumpas davalarının bilinen yöntemi bu: Oraya ‘örgüt’ yaz, tutukla, garanti. Bu insanlara yazık, günah. Kadına, erkeğe yazık. 19 ay, dile kolay. Böyle bir şey görülmüş mü? Utanç verici bir manzarayla karşı karşıyayız. Vicdanlar sızlıyor. Böyle bir şey olamaz, kimseye yutturamazsınız. İkincisi, birbirinden alakasız insanları tek bir dosyada toplamak. Birbirinden bağımsız 155 iddia nedeniyle ayrı ayrı yargılanması gereken insanlar, ‘örgüt’ kelimesiyle tek bir ağır ceza davasında bir araya getirildi. Sayın Mahkeme Başkanı, Sayın Heyet, işiniz zor. Üstelik bir de isim vermemiş, ‘Asrın Yolsuzluğu’ demiş. Manşet için hem yığın hem örgüt lazım. İkisini yan yana koymuş. Bir açıdan bakarsanız işiniz zor, diğer açıdan bakarsanız çok kolay. Tercih sizin.”
İmamoğlu’nun savunmasının ardından duruşmaya ara verildi.
15.00 ‘Benim böyle yöntemlerden haberim yok’
İmamoğlu, babasının tarlasını niye kazdılar diye düşündüğünü de ifade ederek, şunları kaydetti:
“Hatta telefonda espri yaptık: ‘Yandaki tarlayı da söyle de kazsınlar, belki de ekin ekersin yani. Senin yerine orayı da tarasınlar.’ Adamın kuyusuna niye bakarlar? Para arıyorlarmış! Kapalı yazdıkları kapıları kırıp içeri giriyorlar. Bunu yazanlardan şüphe etmeye başladım. Yazanlardan ve yazdıranlardan şüphe etmeye başladım. Bu yöntemleri bilenler yapabilir bu işi. Ben bu yöntemleri bilmem. Benim böyle yöntemlerden haberim yok. Yazdıktan sonra para gizlemek, toprağa para gömmek, kuyunun dibine altın koymak… Çok mu merak ediyorum yani? Avrupa ülkelerinde hesap açtırmak! Offshore’da hesap açtırmak! Vallahi ben bilmem. İsviçre’de, Lüksemburg’da veya bilmem hangi adalarda, şurada burada bu hesaplar nasıl işler, ben bilmem.”
Ekrem İmamoğlu, babasıyla ticaret yaparken 1994, 1997, 2001 ve 2008 ekonomik krizlerinde çok sıkıntı çektiklerini anlattı. Ticaret yapmayı sevdiklerin ama parayı sevmediklerini söyleyen İmamoğlu, “Bu parayı sevenler, bu işi nerede saklıyorsa, ne yapıyorsa demek ki bir yöntem biliyorlar. Buraya yazmışlar ama bizimle ilgisi yok. Olmadığı da ortaya çıktı zaten. Çünkü yok, yok” dedi.
‘İddianame bir hukukçunun değil, manşetçinin kalemidir’
Duruşmaların 9 Mart’ta, yani tutuklanmalarından bir yıl sonra başladığını, hala insanların neyle suçlandığını öğrenemediğini söyleyen Ekrem İmamoğlu, şöyle devam etti:
“İddianameyi okuyan herkes bir şeyi hemen fark eder: Bu metin, bir hukukçunun değil, bir manşetçinin kalemidir. ‘Ahtapotun kolları’, ‘güç zehirlenmesi’, ‘gasbetti’ bile deniyor. Böyle bir suçlama yok ama. Çünkü bu kelimeler mahkeme için değil, ekran için yazıldı. Seviyorlar. Bu işi seven basın mensuplarını yanlarında taşımayı da seviyorlar. Ama ağır yük oldu kendisine. Peki, bu iddianame neye dayanıyor? Bunu ben söylemeyeceğim, iddianame kendisi söylüyor. Örgüt şemasının hemen üstündeki cümle şöyle: ‘Soruşturma kapsamında elde olunan başka etkin pişmanlık hükümlerinden başta, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan örgüt mensuplarının beyanları olmak üzere, tüm deliller bir arada nazara alındığında…’ Başta belge değil, bakın. Başta banka kaydı değil. Başta dinleme değil. Başta itirafçı! Yani ‘mış, muş’. Demiş, söylemiş. Bu binanın temeli bu kelime. O temelin nasıl döküldüğünü de biraz önce anlattım. İddianame bir şeyi daha kendi ağzıyla itiraf ediyor. Bir eylemde benim için ‘Doğrudan talep eden kişi olmasa da…’ diyor. Birçok olayda, yapılmamış olduğunu kabul ediyor: ‘Her ne kadar bu eylemde yer almasa da…’ ve benzeri ifadeler kullanıyor. Talep eden değil, anlaşan değil, eylemde yok ama cezanın başına o ismi yaz! Bu şekilde davranılan birkaç isim daha var.”
‘Belge bizde, dedikodu onlarda’
Ekrem İmamoğlu, dosyada tek bir banka dekontu, para izi, talimat yazısı, ses kaydı, görüntü bulunmadığını, tek bir “gözümle gördüm” diyen tanık olmadığını ifade ederek, “Ama her arkadaşımın ve benim tarafımızda tapular var, faturalar var, noter belgeleri var. Açıklamalarında ada, parsel, proje var. Banka havaleleri var, Hazinenin izinleri var, Sosyal Güvenlik Kurumunun ‘borcu yoktur’ yazısı var, İBB Meclisinin oy birliğiyle aldığı kararlar var, MAPEG Genel Müdürlüğünün yazdığı yazılar var, Enerji Bakanlığının aldığı kararlar var. Hepsi var! Öbür tarafta ‘mış, muş’. Belge bizde, dedikodu onlarda. Bu davanın bütün hikâyesi bu dört kelime: Belge bizde, dedikodu onlarda” ifadelerini kullandı.
‘Tam bir komedi, safsata’
İddianamenin tümüyle siyasi saiklerle başladığını söyleyen İmamoğlu, şunları kaydetti:
“Eylemleri bir kenara koyalım. Rüşveti, ihaleyi, ruhsatı, raporu bir kenara koyalım. Geriye ne kalıyor? Aslında tümüyle siyasi bir hikâye. Bu dava siyasidir. Tekraren söylüyorum: Bu dava siyasidir. İddianame bu hikâyeyi saklamıyor da. Kendi eliyle dokuz başlıkta yazıyor: Bir partiyi ele geçirmek ve cumhurbaşkanı adayı olmak. Suç! Kurultay ve il kongresi, parti binası, gazeteciler, seçmen verisi, casusluk, ilçe adayları, iştiraklerle adayların eşleştirilmesi, en sonunda da o partinin kapatılması için Yargıtay’a bile bildirim yapan bir iftiraname. Tam bir komedi, tam bir safsata! Dokuzunu da iddianamenin kendi cümlesiyle okuyacağım. Her birinin karşısına bu salonda söyleneni koyacağım. Hükmü milletimiz verecek. Ama bu parayı sevenler, bu işi nerede saklıyorsa, ne yapıyorsa demek ki bir yöntem biliyorlar. Buraya yazmışlar ama bizimle ilgisi yok. Olmadığı da ortaya çıktı zaten. Çünkü yok, yok!
‘Kılıçdaroğlu tanık olarak dinlensin’
CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın alınma sürecine ilişkin atılan manşetlere ve suçlamalara değinen Ekrem İmamoğlu, “Benim gözümün önünde dönemin genel başkanına anlatıldı. Kendisi her şeye laf yetiştiriyor. Bu konuda cevap vermiyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu konuyla ilgili tanık olarak dinlenilmesini talep ediyorum” dedi.
İddianamede, “Şimdiki hedefimiz Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı olmasıdır. Nasıl ki partinin ele geçirilmesi için fon oluşturuldu…” şeklinde bir alıntının yer aldığını ifade eden İmamoğlu, kendisinin cumhurbaşkanı olması için 2 milyar dolar fon topladığının iddia edildiğini belirtti.
‘Hayatımda fon diye bir şey demedim’
Ekrem İmamoğlu, şöyle konuştu:
“Fon! Ben hayatımda fon diye bir şey demedim, bilmiyorum. Fonu burada öğrendim. ‘Ve bu hususta başarılı olunmuşsa şimdi de cumhurbaşkanlığı seçimi için büyük bir fona ihtiyacımız var. Bu fona katkı verenler abat olacak.’ Vallahi bunu, bu işi yapmış olan biri yazar. Ben bilmem. Bak, yapmış olan biri yazar mı? Ya da yazdırır. Tarihe dönün, bakın; vallahi bulursunuz onu. Ben bulamam, ben cahil kaldım. Şu metni, bu işi yapmış olan ya da yaptırmış olan biri yazmıştır. Ya da şu fon meselesinde milyarlar döküldü ya, onun arkasında kim varsa bunu da o yazdırmıştır. Birebir aynı kişi. Çok net bir metin yani. Benim ne aklımdan böyle bir şey geçti ne fikrimden geçti ne de böyle bir hedefim var. Yaradan şahit, arkadaşlarım şahit. Bu cümleyi kim, kime, nerede, hangi tarihte söylemiş ya? Hangi fon? Hangi hesap? Hangi banka? Günü geldiğinde bunu yazana soracağım. Allah bana o günleri gösterecek. Soracağım, soracağım. Vallahi, ‘Şunu hangi kafayla yazdın? Ne yediniz siz?’ diye soracağım. İnşallah o günleri göreceğim.
‘Aylarca manşetlerde 2 milyar dolar diye bir şey gezdi’
Kim kimin katili demiş? Kim abat olmuş? Arkasında dekont yok, hesap hareketi yok, tarih yok, fon yok; fonun kendisi yok. Yok, yok. Aylarca manşetlerde 2 milyar dolar diye bir şey gezdi. Neymiş efendim? Seçimi kazanmamız için en az 2 milyar dolar gerekiyormuş. Vallahi benim aklımdan ne 2 milyar geçti ne 2 milyar dolar geçti ne de 2 milyar dolarlık fon geçti. Demek ki bunu bilenler, 2 milyar dolarlık fonla bu işi yapmışlar, geçmişler. Acaba kim? Allah Allah! Milletimiz düşününce bunu bulacak. Ben bulamam, ben cahilim. Ben bilmiyorum. Demek ki birileri bunu böyle yapmış. 2 milyar dolarlık fon lazımmış. Benim bildiğim, sandıkta milletin oyu lazımdır. İstanbul’da sokak sokak nasıl gezdiğimi de Allah biliyor. Kimse şans vermedi. Zatımuhterem, ülkenin Cumhurbaşkanı, ‘Kıyıda köşede kalan ilçenin belediye başkanını mı cumhurbaşkanı seçeceksiniz? Binali Yıldırım’ı mı, Sisi’yi mi seçeceksiniz?’ dedi mi? Dedi. Ne yaptı? O kıyıda köşede kalmış ilçenin, tümüyle samimiyetiyle ve projesiyle milletin önüne çıkan Ekrem İmamoğlu seçimi ka-zan-dı. Nokta. Ben bunu bilirim yani. Bağcılar’ın sokaklarında başladım ilk siyasi gezime. İlk 15 gün, partinin iktidar olduğu hiçbir ilçeye gitmedim.
‘Vasatlık kokan insanlar’
2 milyar fon! Kim demiş? Sarp Yalçınkaya diye bir adam. Ben tanımam, etmem. O ondan duymuş, o ondan duymuş, o ondan duymuş, o da ondan duymuş. ‘Muş, muş, muş, muş.’ Dört katlı bir dedikodu. Ah, ah! Şimdi bu zincirleri kurarak, buradan işlemler yaparak, süreçleri çözdüm diye… Herhâlde bir savcı bir şey yazıp koşarak Başsavcının önüne gidiyor: ‘Nasıl oldu efendim, bir baksanız. Bu yalan iyi mi oldu?’ Ondan sonra Başsavcı alıyor, ‘Yok, yok, sen buna bir daha bir şeyler daha ekle’ diyor, savcı gidiyor, tekrar koşuyor. Herhâlde böyle yani. Sözüm ona bu fon rakamının geçtiği isimlerin arasında Murat Gülibrahimoğlu denen bir iş insanı var. Burada rakamları tek tek yukarıdan aşağı döküldü. Rakibimin kampanyasına 42 milyon yatırmış. 42 milyon, 2024’ün rakamlarıyla, yani üç sene önceki rakamlarla 42 milyon. Daha sonraki maddelerde bundan biraz bahsedeceğim. Milyonlarca lirayı, 42 milyonu yatırdığı kişi Murat Kurum. Ben değilim. Gak guk dediler. ‘Ya, o öyle değil de…’ falan filan! Bırak gak guku! Benim cumhurbaşkanlığı fonumu toplayan adam böyle yapacak, siz de buradan bir yalan uyduracaksınız, o yalanı da millete yutturmaya çalışacaksınız. Hadi oradan! Vasatlık kokan insanlar!”
14.00 ‘Amaç ifade almak değil, görüntü’
Hakkında daha önce de soruşturmalar açıldığında, ifadeye gittiğini aktaran İmamoğlu, “19 Mart’ta telefon etsen gelmez miydi? Yok. O tiz sesini dün gibi hatırladığım kişi, birisinin karşısında paye edinecek. Çünkü bir süre sonra bakan olacak. Söz almış. Benim dilimin kemiği yok. Her şey çok net bende. Ben çünkü gökten hiçbir şeyi zembille almadım. Emeğimle aldım, terleyen alnımla aldım. Sırtımdan akan terle aldım. Seçimler de öyle, paramı da öyle kazandım, malımı da öyle kazandım, her şeyi. Ama amaç ifade almak değil ki, amaç görüntü” diye konuştu.
‘İddia makamı sınıfta kaldı’
İmamoğlu, gözaltına alınmasının ardından toplantı ve gösteri yasağı ilan edildiğini, avukatların Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne ve vatandaşların Saraçhane’ye yürüyerek ulaşabildiğini hatırlatarak, “Böyle bir rezillik var mı ya” dedi.
İBB Davası’nda yedi aydır “dedikodu yapıldığını” savunan İmamoğlu, “İddia makamı ne sorabildi? Hiçbir şey. Sınıfta kaldılar, sefil oldular. Ne sordu? Bir şey gösterdi mi size? Gördünüz mü? Görmediniz, göremeyeceksiniz. Çünkü yok” ifadelerini kullandı.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, yargı makamlarının fon krizine odaklanması gerektiğini belirterek, partisinin fon iddialarının araştırılması için Meclis’e önerge verdiğini ancak önergenin Cumhur İttifakı tarafından reddedildiğini kaydetti ve herkesin mal varlığının incelenmesi çağrısı yaptı.
İmamoğlu, “Verelim hesabı hep beraber. Veremezler, her tarafından pislik akıyor çünkü. Bir avuç insan kümelenmiş. İktidar falan değil, milleti aldatıyorlar. Önce AK Partilileri, sonra ortaklarını, ardından milleti aldatıyorlar. Bunun hesabını Allah huzurunda ve bu ülkede yargı huzurunda verecekler. Göreceğiz aldatanı” dedi.
Emniyette dört gün boyunca hücrede tutulduğunu aktaran İmamoğlu, bu hücrelerin pis, idrar ve uyuşturucu kokusu içinde yerler olduğunu öne sürdü. İmamoğlu, “‘Bak, biz Ekrem İmamoğlu’nu dört gün burada tuttuk arkadaş.’ Sonra bunu herkes için yaptılar. Foncuları ise orada tutmadılar” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, “AK Parti’nin Grup Başkanvekili bana yolsuzluk edebiyatı yapıyor. Ne kadar çok bağırıyorsa bilin ki onun paçalarından pislik akıyordur. Ben FETÖ döneminde AK Parti’nin çevresinde çok bağıranları gördüm, hepsi FETÖ’cü oldu. ‘Çok bağıranlardan uzak durun’ dedim arkadaşlarıma. Bir iki ay sonra çoğunu tutukladılar, gözaltına aldılar. Bugün de çok bağıranların mutlaka hesabı vardır, söyleyeyim” dedi.
‘Savcı, yarın cumhurbaşkanı olursunuz, siz bizi yargılarsınız dedi’
Ekrem İmamoğlu, İBB soruşturması kapsamında ifade verdiği savcının kendisine, “Sayın Başkanım, bugün biz burada oturuyoruz, sizi yargılıyoruz; siz yarın Cumhurbaşkanı olursunuz, masanın bu tarafına geçersiniz, siz bizi yargılarsınız” dediğini iddia etti. Savcıya, “Ya siz kimsiniz, biz kimiz? Bu kafayla mı bizi yargılıyorsunuz?” diye karşılık verdiğini anlatan İmamoğlu, söz konusu savcının bugün Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü olduğunu söyledi. İmamoğlu, yaşadıklarını uydurmadığını, olayın tanıklarının ve kayıtlarının bulunduğunu savundu.
‘Devletin TRT’si 87 milyonun parasıyla bize küfretti’
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin TRT’si benim param, benim. Sizin paranız, 87 milyonun parasıyla bize küfretti, bize hakaret etti” diyen İmamoğlu, soruşturmanın siyasi operasyon olduğunu öne sürdü.
31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından başsavcının bakan yardımcılığından İstanbul’a atanmasını, 18 Mart 2025’te diplomasının iptal edilmesini ve 19 Mart’ta gözaltına alınmasını aynı sürecin parçaları olarak değerlendiren İmamoğlu, “Belgeler bizim tarafımızda, takvim onların tarafında” dedi.
Soruşturma dosyasına gizlilik kararı getirilmesine rağmen bilgilerin basına sızdırıldığını iddia eden İmamoğlu, iddianame hazırlanmadan önce kendisinin ve yol arkadaşlarının suçlu ilan edildiğini belirterek, “Bu bir hukuk süreci değil, bir itibar suikastıdır. Lekelenmeme hakkının ihlalidir, masumiyet karinesinin ihlalidir. Kimin lekelenmeme hakkı ihlal ediliyorsa, kimin masumiyet karinesi çiğneniyorsa, kime iftira atılıyorsa bunu yapan namussuzdur, şerefsizdir. Bu kadar net” diye konuştu.
İmamoğlu, davada sanıkların yakınlarının da gözaltına alındığını ve tutuklandığını, itirafçı olmaları için baskı gördüklerini öne sürerek, “Özgürlük karşılığında isim, tahliye karşılığında cümle. Bunun adı itiraf değil, bunlar takastır” ifadesini kullandı.
12.00: İmamoğlu: Bugün yaşananların sorunu dündedir
Savunmasının ilk gününü dün tamamlayan Ekrem İmamoğlu, savunmasının 2. gününde yaptığı konuşmada, İstanbul’da dün yaşanan yağmur ve sel olaylarında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diledi.
Yoğun bir sel ve su baskınıyla karşılaşan İstanbul için 1986’dan bu yana yaşanan en yoğun yağmur yağışından bahsedildiğini aktaran İmamoğlu, şunları söyledi:
“1986’da, 6 milyonu biraz aşan nüfusta bir İstanbul, 94 yılında 8,5 milyon civarında bir İstanbul ve 2019’da, yani 25 yıllık bir yönetimle bulunduğu esnada ,2019’da 15 milyonu aşan, 15,5 milyon ve 16 milyona yaklaşan nüfusuyla bir İstanbul. Yani temel mesele, yağmurun yere düştüğü kilogram veya altyapıyla tek başına izah edilemez. Temel mesele, esasen bir yerleşimle ilgili nüfus planlamasıyla, kentleşmeyle ilgili izah edilebilir, kentleşme sorunuyla izah edilebilir.
Yani bugün baktığınızda, Kağıthane arka çeperinde bulunan ve Ayazağa bölgesinde çok yoğun ve şaşırtıcı görüntülerin olduğu bir bölüme baktığınızda, arada kurulmuş olan, vadiye yerleştirilmiş olan son 10-15 yılın yüzbinlerce nüfusunun bir dere yatağına kuleler halinde dizilmiş olmasını, bundan ayrı tutamazsınız. Yani derelerin, dere yataklarının, su havzalarının yapılaşması büyük bir sorundur. Bu davayla çok ilgilidir.”
‘İstanbul, rant, yağma, imar artışı gibi konularla hayatımızı meşgul ediyor’
“Çünkü İstanbul; rant, yağma, imar artışı gibi konularla hayatımızı ne yazık ki yıllardır meşgul ediyor. Dedim ya savunmamda buna özel, özenli bir şekilde özellikle konuları geldiğinde bahsedeceğim bazı kıyaslamalar ortaya koyarken. Fakat tek başına Sazlıdere Barajı’nın, neredeyse İstanbul’un görünmeyen ama en önemli su havzalarından birinin, yaklaşık 136 milyon metrekarenin, göz göre göre, sadece bir tek imzayla yok edilmesinin ve oraya 2 milyona yakın nüfusun hazırlık yapılmasının, bunun hiçbir teknik altyapısının olmamasının… Bakın şu anda orada kurulan şehirlerin kanalizasyonunun bile hangi arıtmaya gideceği belli değil.”
‘Bunu yapanlar, Ekrem İmamoğlu’nu İstanbul’da istemedi’
“Böyle bir ortamda, böyle bir müdahalenin yapıldığı bir ortamda, bunu yapanlar tabii ki Ekrem İmamoğlu’nu İstanbul’da istemedi. Ekrem İmamoğlu’nu derken, temsil ettiğimiz belediyeciliği istemedi. Hani kulelere kızılıyordu. Bizim karşı çıktığımız kuleler bile Ankara’dan izin alarak işine devam etti. Niye Resul Emrah Şahan burada? Taş Yapı kulesine baktığınızda o beton yığınını gördüğünüzde bunun cevabını çok rahatlıkla bulabilirsiniz.”
‘Bugün yaşananların sorunu dündedir’
Ekrem İmamoğlu, İstanbul’a dün 1986’dan bu yana yaşanan en fazla yağışın düştüğünü dile getirerek, “Bugün yaşananların sorunu dündedir, bugünde değildir ve ne yazık ki aynı akılla yollarına devam etmek isteyen bir zihniyetle mücadele eden bir belediye başkanı ve onun arkadaşları, onun teknik arkadaşları ağırlıklı olarak burada tutsaktır. Yol arkadaşları, belediye başkanları burada tutsaktır ya da başka davalardan başka bir şekilde tutsaktır” diye konuştu.
İçinde bulunduğu durumu, “kötülerle mücadele” şeklinde adlandırdığını söyleyen İmamoğlu, Halk TV’ye kayyım atanmasının da fon soygununun da kendileriyle ilişkili olduğunu söyledi.
İmamoğlu, “Dün Meclis’e fonla ilgili kanun tasarısının sunulduğu esnada oraya bir Maliye Bakanı’nın göbeğindeki kurum SPK’nın başkanının gelememesi bizimle ilişkili. Bütün Türkiye’nin ve aziz milletimizin bütün bunları görmesini diliyorum. Görmelerini engelliyor olabilirler, geliyor olabilirler ama bilsinler ki aile büyüğümün dediği gibi, kulağımızı 87 milyonun kulağını kesemeyeceklerine göre bu kulaklar duyacak. Bu kulaklar duyacak. Duymaları için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Bu vurgunlara karşı dimdik duracağız” dedi.
’31 Mart’ta şok oldular, alabora oldular’
İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik 19 Mart operasyonunun düzeninin 31 Mart 2024 itibarıyla kurulduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:
“Beklemedikleri bir yenilgiyi aldılar. Beklemedikleri. Şok oldular. Ters yüz oldular, alabora oldular. Sayın Özgür Özel’in liderliğindeki siyasi mücadele muazzam bir zafer kazandı, millet adına. Bu zafer, 25 yıllık siyasi haritasındaki tek kaybı olmuştur AK Parti’nin. Dolayısıyla 2024’ün hemen sonrasında tetiğe basıldı. Süreç konuşulmaya başlandı. Kesemedikleri bu kulak, bunu duymaya başladı. Ne zaman? Mayıs, Haziran aylarında duymaya başladı: İstanbul’a ve sana gelecekler. Ve biz, bu müdahalenin ilk yerinin, özellikle kurcaladıkları noktanın sonrasında bütün üyelerini değiştirerek ahmak davası ile ilgili istinafta kararı çıkartmayı başardıkları o davayla ilgilenmeleriyle öğrendik.
Kapılarını nasıl aşındırdıklarını, oradaki insanları nasıl tehdit ettikleriyle öğrendik. 2024’ün Mayıs, Haziran aylarında ve akabinde yaz döneminde İstanbul’a bir başsavcı atanacağını, bunun bir bakan yardımcısı olacağını ve İstanbul’da bir operasyona başlanacağını, Temmuz’da Haziran’da duydum. Ben bunu arşivi açın bakın bu kaygılarımı ve bu duyduklarımın karşısındaki sert cevabımı ya Ağustos sonudur ya Eylül başıdır, Sözcü TV’ye katıldığım bir programda alıp izleyin oradaki tepkimi göreceksiniz. Yargının üst düzey yetkilileri, İstanbul’da da Ankara’da bunu konuştu. Ve bu duyduklarımın en yakın şahidi… Ki kendisiyle çok büyük bir uyum içerisinde millete hizmet yolunda and içmiş bir kimlikle Sayın Özgür Özel çok iyi bilir. Çünkü onunla bu süreçlerdeki hangi tespiti yakalamışsam paylaştım. Kendisi de biliyorlar. Evet Ekim’in başında siyasi görevden hukuksuz bir biçimde İstanbul’a atanan görevlendirilmiş kişi, İstanbul’daki mücadelesine, benimle olan mücadelesine başladı ve bu mücadele işte 19 Mart’a gelene kadar Esenyurt’la birlikte kendini göstermeye başladı.”
‘Aradım randevu istedim’
Ekrem İmamoğlu, Akın Gürlek İstanbul’da göreve geldiğinde, hayırlı olsun ziyareti için kendisini aradığını anlatarak, şunları söyledi:
“Aradım, ‘Sizden randevu istedim bir hafta 10 gündür randevu vermiyorsunuz. Niçin vermiyorsunuz?’ dedim, ‘Çok yoğunum’ dedi. ‘Sizi İstanbul Valisi ziyaret etti teamül gereği İstanbul Valisi’nden sonra ziyaret etmesi gereken kişi benim’ dedim. Yine o hiç unutmadığım kulağımda duran tiz sesiyle, ‘E ben hemen çözmeye…’ dedi. ‘Çözmek değil bana bu hafta randevu verin ya da vermeyin’ dedim. Bu kadar net. Çarşamba günü 30 Ekim’e randevu verdi. Saati de belli, kayıt da var. 30 Ekim sabahı o kişi Esenyurt Belediyesine operasyon yaptı.Bir gün önce de o randevuyu iptal etti.
Bakın, bütün bunlar bir sistemli sistem, sistemli, örgütlü bir çalışmanın muamelesidir. Onun için kimse bize sistemden, örgütten bahsetmesin. Onun için bunların hepsi o davanın bir parçası. Ama bunları bir sanık olarak yapmayacağım. Kendimi aklamak için de yapmayacağım. Çünkü aklanması gereken kişi ben değilim. Aklanması gereken birinci kişiyi biliyorum, ikinci kişiyi de biliyorum, üçüncü kişiyi de biliyorum. Sıralamasını yaptım, isimlerini vermeyeceğim. En az benim kadar 87 milyon bu üç kişiyi tarifleyecektir. Aklanması gereken onlardır ve onlar olacak. Hem millet huzurunda, hem yargı huzurunda, hem yüce Yaradan huzurunda.”
19 Mart’tan bu yana yaşananları anlatmaya çalıştığını dile getiren İmamoğlu, “19 Mart sabahından bugüne kadar ve her durakta aynı şeyi göreceksiniz. Hukuk kılıfına sokulmuş bir siyasi operasyon, hem de vahşi bir operasyon. İçinde işkence var. İçinde zulüm var. İçinde insan haklarına aykırı her şey var. Bu dosyanın içinde kaybolmayacağım, bu dosyanın üzerinden geçeceğim. Her hukuksuzluğun üstünde bir an duracağım, gösterip yoluma devam edeceğim. Çünkü bu dosyada hukuksuzluklar, hukuksuzluklar o kadar çok ki ve o kadar bariz ki, her birinin dibine dalmaya ömür yetmez” şeklinde konuştu.
İmamoğlu, bugün burada yargılananın kendisi değil bu iddianame, iftiraname olduğunu belirterek, “Onu yazdıranlardır ve onu yazanlardır. Hükmü de her zaman ifade ettiğim gibi ve her zaman olduğu gibi, tarihten nice örneklerini göreceğiniz gibi millet verecek.Bu ülke darbeleri tanır, tankla yapılanı da tanır, muhtırayla yapılanı da tanır” dedi.
19 Mart operasyonlarının ardından yaşananları milletin gördüğünü söyleyen İmamoğlu, şöyle devam etti:
“Demokrasi tarihimiz bu tür mücadelelerin verilmiş ve verilmiş bir tarihtir. Onun için bu millet darbeleri bilir. Kazanılan hiçbir hak da bedelsiz kalmadı. Yassıada’da, 12 Mart’ta, 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta mahkemelerinde nice masum insan ağır bedel ödemiştir bu ülkede. Taraflar değişti, sanıklar değişti ama sonuç hiç değişmedi. Bir türlü de akıllanmıyoruz. Erki eline alan, ‘Bu hatalar yapılmıştı, ben bu ahlakça hataları yapmayayım’ diyemedi. Niye diyemedi? Toplum vicdanında lanetlenen mahkeme kararlarını tarih yazdı. Adnan Menderes’e, Fatin Rüştü Zorlu’yu, Hasan Polatkan’a idam cezası verenler bugün nasıl anılıyor bir baksınlar. Gencecik Deniz Gezmiş’e, Yusuf Aslan’a, Hüseyin İnan’a idam cezası verenler nasıl anılıyor dönüp bir tarihe baksınlar.”
‘Ramazan’da kapıma dayandılar’
İBB’ye yönelik 19 Mart operasyonlarının ramazan ayına denk geldiğini hatırlatan İmamoğlu, şunları anlattı:
“Ramazanda en vahşi olmayı, en vahşi perdeden, en büyük kinle, nefretle bakmayı bile geri tutmadılar. Ramazan ayında bir sabah değil bakın, sabah değil, sahurunu yapmış bir insanın, daha henüz uykuya dalamamış haliyle kapısına dayandılar Ekrem İmamoğlu’nun. ve bütün arkadaşlarımın.
Zifiri karanlıkta evimin kapısına yüzlerce polis geldi, yüzlerce! Ve 5-6 kademe, 5-6 kademe canım polisimizi kapıya dizdiler. Kim? Koltuğunu sağlama almak isteyen bir kişi ve onun aparatı! Ev bastı! 15,5 milyon insanın cumhurbaşkanı adayı olarak istediği insanın, 16 milyon insanın koca kadim İstanbul’u emanet ettiği insanın kapısına dayandı.”
Ekrem İmamoğlu, dün yaptığı savunmayla ilgili, “Savunma yap” eleştirilerinin geldiğini belirterek, şunları kaydetti:
“Ne savunması? Boynunuzu aşağı eğin bu kararı alanlar, siz Türk milletine ihanet etmiş insanlarsınız. Bu ülkenin insanlarına; demokrasiye, adalete, Cumhuriyete ihanet etmiş insanlarsınız. Çağırdınız da gelmedik mi? Adaletten mi kaçtık? Sorgulamadan mı, hangi denetimden kaçtık? Elinizde ne var? Nereden kaçtık? Korkaklar! Randevu bile veremediniz. Telefonumuza bile bakamadınız. Korkaklar! Çok netim ben. Ciğerim yanıyor, bu milletin ciğeri yanıyor. İki elim yakalarında! Bu dünyada adalet önünde, öbür dünyada mahşerde iki elim yakalarında! Bunu bilsinler. Kin ve nefret taşımıyorum, hiç taşımadım. Ama bu millet için bunu yapacağım. Hayatım ne kadar varsa o kadar mücadele edeceğim. Çocuklarımın önünde, 16 milyon İstanbullunun Belediye Başkanının kapısına yüzlerce polis… Niye?
Bugün bir yandaş vasat basın demiş ki: ‘Ben dün şov yapmışım.’ Sizi şovmenler sizi, foncular sizi! Benim evim de barkım da belli. Benim gizli tapum yok. Gizli tapusu olanlar düşünsün. Benim her şeyim belli. Didik didik edin, her şeyim belli benim. Her şeyi belli olmayanlar kendini göstersin. Manşet: Şov… Şovu o sabah yaptılar. Niye biliyor musunuz? ‘Bak padişahım ben ne kadar güzel yaranıyorum sana. Bak sen öyle dedin ama ben daha iyisini yaptım’ Bunları tarih gördü. Bu dalkavukları tarih gördü.”
11.54: İmamoğlu’nun savunması devam ediyor
Savunmasının ilk gününü dün tamamlayan Ekrem İmamoğlu, bugün itibarıyla savunma yapmaya devam ediyor.
İmamoğlu’nun yarın da öğlene kadar savunmasına devam etmesi, ardından çapraz sorgusunun yapılması ve avukatlarının söz alması bekleniyor.
11:44: Tutuklu sanıklar salona getirildi
Tutuklular salona getirildi. İmamoğlu, salona girdiğinde izleyiciler, “Cumhurbaşkanı İmamoğlu”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” ve “Türkiye’nin geleceği burada yazılıyor” sloganları attı.
Halk TV’ye kayyım atanmasına da tepki gösteren izleyiciler, “Özgür basın susturulamaz” şeklinde hep bir ağızdan gazetecilere seslendi.
10.30 | Duruşma başladı
İBB davasının ikinci celsesinde 35. gün başladı.



