• Ana Sayfa
  • Gündem
  • İHD Diyarbakır Şubesi: Bölgede 2 bin 671 hak ihlali tespit edildi

İHD Diyarbakır Şubesi: Bölgede 2 bin 671 hak ihlali tespit edildi

İHD Diyarbakır Şubesi’nin 2025 raporuna göre bölgede en az 2 bin 671 insan hakları ihlali tespit edildi. Raporda, güvenlikçi politikalar, ifade özgürlüğü kısıtlamaları ve cezaevlerindeki hak ihlallerinin sürdüğü belirtildi. Ayrıca Kürt meselesinin çözülmemesinin hak ihlallerinin temel nedenlerinden biri olduğu belirtildi.

İHD Diyarbakır Şubesi: Bölgede 2 bin 671 hak ihlali tespit edildi
İHD Diyarbakır Şubesi: Bölgede 2 bin 671 hak ihlali tespit edildi
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 27 Mart 2026 15:08

İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde 2025 yılı içinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin raporunu açıkladı.

“Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi 2025 Yılı İnsan Hakları İhlalleri” adıyla düzenlenen rapor, İHD Diyarbakır Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı.

Toplantıda konuşan İHD Diyarbakır Şube Başkanı Ercan Yılmaz, özellikle Kürt meselesinde demokratik çözümün sağlanamamasının hak ihlallerinin temel nedenlerinden biri olduğuna dikkat çekti. Raporun değerlendirme kısmını Yılmaz okurken, bilançosunu ise İHD Bölge Temsilcisi Tahir Saçaklı okudu.

2025 yılında bölgede yaşanan hak ihlallerinin münferit olaylar olmaktan ziyade belirli alanlarda yoğunlaşarak süreklilik gösterdiği ve sistematik bir hal aldığının belirtildiği rapor değerlendirmesinde, “Önceki yıllarda olduğu gibi 2025 yılında da güvenlik merkezli politikalar, ayrımcı ve dışlayıcı söylemlerle birleşerek özellikle Bölge halkı üzerindeki baskıyı artırmış; bunun sonucu olarak çeşitli alanlarda insan hakları ihlalinin yaşanmasına neden olmuştur” denildi.

‘Yaşam hakkı ihlalleri sürdü’

Özellikle toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının keyfi idari kararlarla sınırlandırıldığına dikkat çekilen raporda, muhalif siyasetçiler ve hak savunucularına yönelik soruşturma ve tutuklamaların bölgede temel hak ve özgürlüklerin korunmasına ilişkin esaslı sorunların devam ettiğini gösterdiğine yer verildi.

2025 yılı içerisinde meydana gelen yaşam hakkına yönelik ihlallerde “yargısız infaz iddiaları”, “hapishanelerde yaşanan ölümler” ve “resmi hata veya ihmal sonucu meydana gelen ölümler” gibi kategorilerde yaşam hakkı ihlallerinin farklı biçimlerde sürdüğünün belirtildiği raporda, “Bunun yanı sıra kuşkulu ölümler ve intihar iddialarının her geçen yıl artması bu vakaların etkili biçimde soruşturulması gerektiğini bir kez daha ortaya koymaktadır” denildi.

İş kazaları

Yaşam hakkına yönelik ihlallerin yalnızca doğrudan şiddet olaylarıyla sınırlı olmadığını, iş kazaları sonucu meydana gelen ölümler ve yaralanmalara da dikkat çekilen raporda, “2025 yılı içerisinde iş kazaları sonucu yaşamını yitiren veya yaralanan işçi sayısındaki artış çalışma yaşamında gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığını ve denetimlerin yetersiz kaldığını göstermektedir” ifadelerine yer verildi.

‘Gözaltında işkence, kötü muamele’

Kamu görevlileri tarafından yurttaşlara yönelik hapishanelerde, gözaltı merkezlerinde ve gözaltı yerleri dışında işkence, kötü muamele ve onur kırıcı davranışlarda bulunulduğunu tespit edildiği raporda, “Bunun yanı sıra yıl içerisinde çok sayıda yurttaşın kendisini kamu görevlisi olarak tanıtan kişilerce kaçırılarak tehdit edildiği ve ajanlık dayatmasıyla karşı karşıya kaldığı gibi ciddi iddialar da rapor kapsamına girmiştir. İşkencenin fiziki ve psikolojik türünün birlikte işlendiği bu ağır insan hakkı ihlaline karşı yapmış olduğumuz hukuki ve idari girişimlerin devam edeceğini belirtmek isteriz” denildi.

En az 588 gözaltı, 83 tutuklama

2025 yılı içerisinde kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına yönelik ihlallerin yoğun biçimde devam ettiğini belirtildiği raporda, şunlara yer verildi:

“Bölge kentlerinde en az 588 yurttaş gözaltına alınmış, bunların en az 83’ü tutuklanmıştır. Aynı süreçte çok sayıda ev baskını gerçekleştirilmiş ve soruşturmalar kapsamında birçok yurttaşın özgürlüğü kısıtlanmıştır. Bu uygulamalar çoğu zaman ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken faaliyetler nedeniyle gerçekleşmiştir. Yurttaşların düşüncelerini açıklamaları nedeniyle haklarında soruşturmalar açılmış, ceza davaları yürütülmüş, yargılama süreçleri adeta bir cezalandırma gibi işletilmiş ve yürütülen davalar neticesinde cezalar verilmiştir. Basın kuruluşları ve dernek binalarına yönelik baskınlar, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün kullanımının baskı altında olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra özellikle Kürtçe özelinde anadilini kullanma özgürlüğüne yönelik ihlallerin de devam ettiği görülmektedir.

Cezaevlerinde durum

Geride bıraktığımız yıl boyunca tutsaklara yönelik hak ihlalleri şiddetini artırarak sürmüştür. Tutsakların istekleri dışında başka cezaevlerine sevk edilmesi, sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlar, haberleşme ve sosyal etkinlik haklarının engellenmesi gibi birçok konuda sistematik ihlaller tespit edilmiştir. 2025 yılında tutsaklar hakkında verilen disiplin cezaları ve infaz erteleme uygulamaları tutsakların özgürlüklerine yönelik ek sınırlamalar yaratmaktadır. Yeni tip hapishaneler ile yaygınlaşan tecrit ve izolasyon uygulamaları, tutsakların dış dünya ile iletişiminin neredeyse tamamen ortadan kalkmasına neden olarak ruhsal sağlık problemlerinin artmasına neden olmaktadır.

Kadına yönelik şiddet

Kadınlara yönelik şiddet ve kadın cinayetleri 2025 yılında da devam etmiştir. Bölge genelinde çok sayıda kadın aile içi şiddet sonucu yaşamını yitirmiş veya yaralanmıştır. Aynı şekilde çocuklara yönelik istismar ve şiddet vakaları da rapor kapsamında tespit edilmiştir. Kadınların ve çocukların maruz kaldığı bu ihlaller, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve yetersiz koruma politikalarının sonuçları olarak değerlendirilmelidir.

İnsan hakları ihlalleri

2025 yılı kapsamında yapmış olduğumuz izleme, değerlendirme ve raporlama verileri birlikte değerlendirildiğinde bölgede en az 2 bin 671 insan hakları ihlali tespit edilmiştir. Bu tablo, hak ve özgürlüklerin korunmasına ilişkin köklü ve yapısal sorunların varlığını ortaya koymaktadır. Yaşam hakkından ifade özgürlüğüne, hapishanelerde yaşanan ihlallerden ekonomik ve sosyal haklara kadar geniş bir alanda ihlallerin sürmesi, kamu gücünü elinde bulunduranların insan haklarına saygı ilkesine ne kadar riayet ettiğinin en bariz göstergesidir.”

Barış ve demokratik toplum süreci

Raporda Kürt meselesine de dikkat çekildi. Raporda, bölgede yaşanan hak ihlallerinin önemli bir bölümünün Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülememiş olmasıyla yakından ilişkili olduğu belirtildi. Yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin çatışmalı sürecin sona erdirilmesi açısından önemli bir fırsat olarak görüldüğü belirtilen raporda, “Çatışmalı ortamın sona ermesine yönelik atılan tarihi adımlar, taraflar arasında yürütülen temaslar ve TBMM bünyesinde oluşturulan Komisyon eliyle yürütülen çalışmalar, Kürt Meselesinin diyalog ve müzakere yöntemleriyle ele alınabileceğine dair beklentiyi güçlendirmiştir. Ortaya çıkan bu beklentiye karşılık devam eden sürecin henüz yurttaşların bireysel ve kolektif haklarını kullanmasına olumlu bir etki yapmamış olması, sürecin farklı toplumsal kesimlerin, katılımına yeterince açık biçimde yürütülmemesi; şeffaflık konusunda ortaya çıkan eksiklikler ve kamuoyunun düzenli biçimde bilgilendirilmemesi gibi nedenler sürece olan güvensizliği artırmaktadır” ifadelerine yer verildi.

Raporda süreçle ilgili şunlara yer verildi:

“Devam eden sürecinin toplumsal barışın sağlanmasına katkı sunabilmesi için yurttaşların bu surecin etkilerini olumlu anlamada hissetmeleri gerektiğini belirtmek isteriz. Cezaevlerinde yaşanan ağır insan hakkı ihlalleri, AYM ve AİHM tarafından verilen ihlal kararlarının uygulanmaması, demokratik siyaset alanını daraltan politikalar, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik baskılar, tutuklamalar ve kayyım uygulamaları devam ettiği sürece bu sürecinin toplumsal güven üretmesi güçleşmektedir. Bu nedenle uzun yıllardır sistematik bir şekilde yaşanan insan hakları ihlallerinin son bulması sağlayacak tedbirlerin hayata geçirilmesi gerekmektedir.”

‘Umut hakkı’ vurgusu

Kalıcı ve onurlu bir barışın inşasının, yalnızca mevcut çatışma ortamının sona ermesi ve hakların ihlal edilmediği bir ülke ile değil, geçmişte yaşanan ağır insan hakları ihlalleriyle yüzleşilmesiyle mümkün olabileceğinin altı çizilen raporda, Kürt meselesi bağlamında insan hakları tartışmalarının bir diğer önemli boyutunun “umut hakkı” olduğu belirtildi. raporda, şunlara yer verildi: “AİHM’in bu konudaki içtihadı açık olup, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilen tutsakların belirli bir süre sonra özgürlük ihtimalinin değerlendirilmesini güvence altına almaktadır. Buna rağmen Türkiye’de umut hakkının uygulanmasına yönelik herhangi bir yasal düzenleme yapılmamış ve AİHM kararlarının gereği yerine getirilmemiştir. Bu durum yalnızca bireysel başvurular bakımından değil, aynı zamanda hukuk devleti ilkesinin uygulanması bakımından da ciddi bir sorun teşkil etmektedir. ‘Umut hakkı’ tartışması aynı zamanda Kürt meselesinin barışçıl çözümü ve toplumsal barışın inşasıyla da doğrudan bağlantılıdır. Uzun yıllardır devam eden çatışmalı sürecin sona erdirilmesi ve barışın güçlenmesi için hukuki güvencelerin oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda umut hakkına ilişkin uluslararası insan hakları standartlarının uygulanması, yalnızca bireysel bir hakkın teslim edilmesi anlamına gelmemekte; aynı zamanda hukukun üstünlüğüne dayalı bir çözüm iradesinin güçlenmesine katkı sunmaktadır. İnsan haklarına dayalı kalıcı bir barışın tesis edilebilmesi için uluslararası yargı kararlarına uyulması ve hukuki yükümlülüklerin eksiksiz biçimde yerine getirilmesi gerekmektedir.”

‘Toplumun tüm kesimleri sürece dahil edilmeli’

Raporun sonuç kısmında ise şunlara yer verildi:

“Sonuç olarak; yürütülmekte olan çözüm süreci, Türkiye’de uzun yıllardır devam eden çatışmalı dönemin sona erdirilmesi bakımından önemli bir imkân sunmakla birlikte; sürecin şeffaf, katılımcı ve hukuki güvencelere dayalı bir biçimde ilerlemesi büyük önem taşımaktadır. İnsan haklarına dayalı bir barışın tesis edilebilmesi için demokratikleşme yönünde somut adımların atılması, geçmişte yaşanan ağır hak ihlalleriyle yüzleşilmesi ve toplumun tüm kesimlerinin sürece dahil edilmesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde hem Kürt meselesinin demokratik çözümü hem de insan haklarının kalıcı biçimde güvence altına alınması mümkün olacaktır.” (MA)