İnsan Hakları Derneği (İHD), Kuzey ve Doğu Suriye’de devam eden saldırıları protesto etmek amacıyla İstanbul Şişhane’de bir araya geldi. Yapılan açıklamada, Türkiye ve dünya kamuoyu barışa ses vermeye ve insanlığa sahip çıkmaya davet edildi.
Açıklamada, Kobani’nin IŞİD’e karşı yürütülen mücadelede sembolik bir öneme sahip olduğu hatırlatılarak, 2014 yılında yüzlerce köyün ele geçirildiği, binlerce insanın zorla yerinden edildiği ve kentin ağır bir kuşatma altında kaldığı anımsatıldı. İHD, o dönemde yaşanan insanlık trajedisinin bugün yeniden tekrarlanma riski bulunduğuna dikkat çekti.
#CANLI | İHD; Kuzey ve Doğu Suriye’deki saldırılara karşı açıklama yapıyor https://t.co/VV8iUiEWxr
— İlke TV (@ilketvcomtr) January 24, 2026
Açıklamada şunlar söylendi:
“Kobanê’nin IŞİD’e karşı savaşta sembolik bir anlamı var. Hatırlanacağı üzere 2014 yılında IŞİD çeteleri tarafından Kobanê’ye bağlı yüzlerce köy ele geçirilmiş, binlerce insan zorla yerinden edilmişti. Ardından kuşatmaya alınan Kobanê’ye dönük saldırılar; Kürtlerin öncülüğünü yaptığı, farklı etnik ve inanç gruplarından oluşan silahlı güçlerin direnişi, Pêşmerge güçleri ile uluslararası koalisyonun desteğiyle püskürtülmüş, devam eden yoğun çatışmalar sonucu Kobanê ve Suriye’nin pek çok yerleşim yeri IŞİD’den kurtarılmıştı.
2014’teki insanlık trajedisinin bugün de tekrarlanması riskinden derin bir endişe duymaktayız. Nitekim Suriye’de, HTŞ tarafından oluşturulan Geçici Yönetime bağlı silahlı grupların Alevilere ve Dürzilere yönelik saldırıları ile başlayan süreç; 6 Ocak 2026 tarihinde Halep’in Şeyh Maqsud ve Eşrefiye mahallelerinde yaşayan Kürtleri ve diğer grupları hedef alan saldırılar ile devam etmiştir. Gerçekleştirilen saldırılar sonucu oradaki çok sayıda insana dönük işkence ve infaz görüntüleri kamuoyuna yansımış, yine binlerce insan zorla yerinden edilmiştir.
Gelinen aşamada, Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) Deyr Hafir, Meskene, Rakka ve Deyrezor’dan çekilmesine rağmen sivillere yönelik saldırılar artarak devam etmektedir. Özellikle Kürtlerin çoğunlukla yaşadığı Hasekê ve Kobanê kentleri hedef alınmaktadır. Son aldığımız ve kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Kobanê kentinde internet erişimi kesilmiş; yine elektrik, su ve temel gıda maddelerine erişim engellenmektedir. Kobanê ve Hasekê kentlerinde yaşayan insanlar büyük bir saldırı tehdidi ile karşı karşıyadır.
Suriye Diyanet İşleri ve Vakıflar Bakanlığı da Suriye’deki camilere, 1988’de Saddam Hüseyin’in Kürtlere karşı gerçekleştirdiği katliamların adı ve sembolü olan “Enfal Suresi” ile başlayan bir genelge göndererek Rojava’ya yönelik saldırıları “fetih” olarak nitelendirmiş; saldırılara ve katliamlara zemin hazırlamış ve meşrulaştırmıştır.
Ayrıca kamuoyuna yansıyan görüntülerde, HTŞ tarafından oluşturulan Geçici Suriye Hükümetine bağlı silahlı grupların hapishanelerde tutulan IŞİD şüphelisi kişileri serbest bıraktığı, başta kadınlar olmak üzere sivillere yönelik saldırıların arttığı ve işkence ile infaz eylemlerinin sistematik bir hal aldığı görülmektedir. Dünya kamuoyuna yansıyan bu haberler ve görüntüler, Uluslararası Hukuk ve Cenevre Savaş Hukuku Sözleşmesi’nin sistematik biçimde ihlal edildiğini gözler önüne sermektedir. Bu süreçte sivillerin hedef alınması, yerel nüfusun zorla yerinden edilmesi, işkence ve kötü muamele uygulamaları, esir alınan silahlı militanların infaz edilmesi gibi uluslararası belgelerde savaş suçu olarak tanımlanan pek çok fiile tanıklık etmekteyiz.
Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşanan saldırılar; insan onurunun korunması konusunda yerel ve uluslararası kamuoyuna büyük bir sorumluluk yüklemektedir. HTŞ tarafından oluşturulan Geçici Suriye yönetimi, Suriye’de yaşayan Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin, Süryanilerin ve kendilerince “makbul kabul edilmeyen” bütün halkların yaşam hakkına yönelik saldırılardan derhal vazgeçmelidir.
Sivillerin korunması ve yaşam hakkının güvence altına alınması için çeşitli çevrelerden, aralarında hak kurumları ve baroların da bulunduğu sivil toplum kuruluşlarının yaptığı başvuruya dikkat çekerek Birleşmiş Milletleri göreve davet ediyoruz. Kuzey ve Doğu Suriye’de Geçici Suriye Hükümetine bağlı silahlı grupların saldırıları ve işlemeye devam ettikleri savaş suçları derhal durdurulmalı; uluslararası hukuk ilkelerine göre sorumlular hakkında etkin soruşturmalar yürütülmelidir.
Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşanan saldırılar Türkiye’nin birçok yerinde protesto edilmektedir. Bu protesto eylemleri sırasında göstericilere yönelik kolluğun işkenceye varan uygulamalar gerçekleştirdiği; birçok kişinin gözaltına alındığı ve haber takibi yapan çok sayıda gazetecinin de ekipmanlarına el konularak gözaltına alındıkları yönünde bilgi ve görüntüler kamuoyuna yansımıştır. Ayrıca Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşanan saldırılar ile ilgili farklı siyasi yelpazeden siyasi aktörlerin, bazı basın yayın organlarının ve sosyal medya hesaplarının ürettikleri ırkçılık propagandası, şiddet çağrısı ve nefret söylemlerine tanıklık etmekteyiz.
Buradan İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanına çağrıda bulunuyoruz: Gazetecilere ve medyaya yönelik kısıtlamalardan ve tehditlerden vazgeçin, gözaltında bulunan tüm gazetecileri derhal serbest bırakın, protestoculara yönelik işkence ve kötü muamele yapan kolluk görevlilerini tespit edip görevden el çektirin ve haklarında ivedilikle soruşturma başlatın. Yine Adalet Bakanına çağrımız şudur: Daha büyük toplumsal ayrışmalara yol açmadan, ırkçılık propagandası yapan, şiddet ve nefret söylemlerinde bulunan medya organları ve sosyal medya hesapları hakkında gerekli yasal işlemleri derhal başlatın. Çünkü şunun farkındayız; Türkiye’de 40 yılı aşkın süredir devam eden çatışmalı ortamın sona erdirilmesi ve Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülmesi için yakalanan tarihi fırsat heba olmak üzeredir.
Bu vesile ile bir kez daha başta Türkiye olmak üzere BM’ye üye bütün devletlere ve uluslararası kurumlara çağrıda bulunuyoruz: Suriye’de yaşanan kıyıma ve kırıma izleyici kalınmamalı, Kürtlere yönelik saldırılar derhal durdurulmalıdır. Kürtler, Süryaniler, Aleviler, Dürziler gibi yerleşik halkların ve diğer tüm toplulukların kendi gelecekleri için karar verme haklarına saygı duyulmalı ve bu meşru hak güçlü biçimde desteklenmelidir.
Suriye’de kurulacak demokratik bir yönetim hem Türkiye’nin iç barışına hem de bölgesel barışa vesile olacaktır. Bu bağlamda Türkiye; Suriye’de tekçiliği hedefleyen, kendisi dışında kimseye yaşam hakkı tanımayan yapıları desteklemekten uzak durmalı, bütün halkların ve inançların eşit ve özgür şekilde yaşamasını mümkün kılacak politikalara destek olmalıdır.
Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası örgütler ve kurumları, Suriye’de yaşanan saldırıları durdurmaya, yaşanan ağır insan hakları ihlallerini soruşturmaya ve kalıcı barışın sağlanması için çaba göstermeye davet ediyoruz.
İHD olarak; dünyada ve coğrafyamızda demokrasi ve insan hakları değerlerini esas alan, eşitlik, özgürlük ve barış ilkelerine dayalı bir ortak yaşamın kurulması için herkesi savaşa ve şiddete karşı harekete geçmeye, insan onuruna sahip çıkmaya çağırıyoruz. “



