Almanya’da düzenlenen 62. Münih Güvenlik Konferansı’na (MSC) katılan Kuzey ve Doğu Suriye Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed, Jin TV’de yayınlanan özel programda gazeteci Aysel Avesta’nın sorularını yanıtladı.
Konferansa davet üzerine bir heyet olarak katıldıklarını belirten Ahmed, şunları söyledi:
“İlk defa bu konferansa katılıyoruz. SDG de konferansta hazırdı. Bunun bir anlamı var. Kürt özgürlük mücadelesi uzun yıllardır saldırılara maruz kaldı, inkar edildi, bugün bu toplantıda temsil edilmesinin bir anlamı var. Değerlerimizi, devrimi, Kürtlerin haklarını savunmak için bugüne kadar elde edilen kazanımları demokratik bir Suriye’de korumak için bir araya gelmeye, görüş alışverişinde bulunmaya gerek vardır.
Suriye’de yaşanan sorunların çözümü noktasından eski rejimin yıkılması, yerine yeni bir rejimin gelmesi ile değişim olmadı. Herkes Suriye’nin istikrarı için bir araya geldi ancak o istenilen istikrar yakalanmadı. Bizler de bu konferansa katılarak Suriye’nin inşasında varız, yeni bir Suriye’de ortağız. Yaptığımız her görüşmede Kürtlerin savunması ve hakları için uyarılarda bulunduk.”
Türkiye’nin tutumu ve ‘entegrasyon’ tartışmaları
Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye heyetinin konferansa katılımına yaklaşımına dair değerlendirmesinde İlham Ahmed, şu ifadeleri kullandı:
“Bugüne kadar olumsuz bir yaklaşımları olmadı. Bu bizi mutlu etti. Türkiye ile komşuyuz. Uzun yıllardır ciddi sorunlar yaşandı. Bugün olumsuz bir tutumlarının olmaması bizi mutlu eder. Konferansta Türk yetkililer vardı, özellikle MİT’ten.”
Konferansta entegrasyon meselesinin herkesin gündeminde olduğunu vurgulayan İlham Ahmed, “Entegrasyonun doğru olması için hep ilk sorular, konuşulan entegrasyon konusu oldu. Bazı ülkeler ile görüşmelerimiz var. Bütün devletler bu entegrasyonu takip ediyor. Bu olursa komşu ülkeleri de olumlu etkileyecek. Özellikle Türkiye’yi ve içindeki süreci etkileyecek. Suriye’de yaşanan gelişmeleri bir çok ülke adım adım izliyor” dedi.
Kobani ablukası: ‘Diyalog açık kalmalı’
SDG ile Şam arasında 30 Ocak’ta duyurulan ve 2 Şubat’ta yürürlüğe giren anlaşmaya rağmen Kobani’ye yönelik ablukanın sürmesine ilişkin soruya İlham Ahmed şöyle yanıt verdi:
“Burada Şam heyeti ile de görüşmelerimiz oldu. Bu yaşananları gündeme getirdik. Entegrasyon daha bütün maddeleri ile hayata geçirilmiş değil. Hala bazı maddeler var. Hem onları konuştuk hem de Kobanê’ye dönük ablukayı konuştuk.
Bu abluka biran önce son bulmalı. Asayişin entegrasyonu konusunda bazı sorunlar var. Bunlar normal, bazen sorunlar çıkabilir. Önemli olan diyalog yollarının açık olmasıdır. Yapılan anlaşmada gerekli maddeler vardı. Bunların hayata geçmesinde bazı pürüzler olabilir ancak bunlar konuşularak aşılabilir.
Ablukanın son bulması için Suriye ordusunun cephelerini geriye çekmesi gerek. Kobanê’de bu süreç biraz ağır ilerliyor. İnanıyorum ki bu yapılan görüşmelerden sonra bu sorunlar da çözüme kavuşacak.”
Afrin ve Serekaniye: ‘Dönüş için güvence şart’
Paramiliter güçlerin kontrolündeki Afrin ve Serekaniye’ye ilişkin İlham Ahmed şunları söyledi:
“Bunun ile ilgili bazı görüş alışverişleri oluyor. Herkesin kendi evine, toprağına dönmesi için bir komitenin kurulması gerekiyor. Evlerine dönen herkesin güvenliğinin alınması gerek. Bu sağlanmalı ki insanlar evlerine dönebilsin.”
Entegrasyon sonrası sistem nasıl olacak?
Yeni sistemin nasıl şekilleneceğine ilişkin İlham Ahmed, sürecin hala tartışıldığını belirtti:
“Bazı alanlarda formülleri hala arıyoruz. Alt kademede yer alan kurum ve kuruluşlarda herhangi bir değişiklik pek olmayacak ancak üst kurumlar için hala nasıl olacağı yönünde görüşmeler sürüyor.
YPJ’nin hangi şekilde hangi sistem içinde yer alacağından ziyade önemli olan kadınların savunmasıdır. YPJ şu an tugayların içinde kendini örgütlüyor. Bazı görüşler iç güvenlik güçlerine katılsın diyor. Farklı görüşler var. Önemli olan kadınların savunmada yer alması ve var olmasıdır.
Kürtlerin yaşadığı kentlerde çok fazla kurum ve kuruluşlar var. Yapılan anlaşmada bu kurumların kendi çalışmalarına devam etmesi noktasında maddeler var. Haseke Valisi’nin atanması sonrası bu var olan kurum ve kuruluşlar resmileşme süreci de başlamış oldu.”
Kürtçe eğitim: ‘Ana dil doğal haktır’
Kuzey ve Doğu Suriye’de Kürtçe eğitime dair kararnameyi de değerlendiren İlham Ahmed şöyle konuştu:
“Bir kararnamede haftada iki saat seçmeli olarak gösterilmiş. Biz bunu Şara ile yaptığımız görüşmede de dile getirdik. Anadilde eğitimin doğal bir hak olduğunu, herkesin kendi anadilinde eğitim alması gerektiğini belirttik. Bu kadar yıldır Kürtçe eğitim alan bir öğrencinin bir anda Arapça eğitim almasının mümkün olmadığını söyledik. Bu bir haktır. Onlar da bunun daha iyi anlaşılması için bir toplantı yapılması gerektiğini söyledi. Burada konferansta da görüştüğümüz heyete bunu ilettik. İki heyet oluşturularak bu konuda görüşmelerin yapılması gerekir.”
‘Demokratik Ulus’a dönük saldırılar bir an önce son bulmadır’
Demokratik Ulus Paradigması’na yönelik eleştirileri de değerlendiren İlham Ahmed şunları söyledi:
“Demokratik Ulus Paradigması’nın işleyişinde bazı sorunlar yaşandı ancak bu sorunlar yaşandı diye bu sistemin yanlış olduğunu söyleyemeyiz. Bazıları eleştirirken duygusal yaklaşabiliyor. Bu sitem uğruna çok kişi şehit düştü. Çocukların özgür bir geleceği uğruna bu şehadetler oldu. Bir anda bunun kökten yanlış olduğunu söylemek doğru olmaz. Daha önce Güney Kürdistan böyle bir aşamadan geçti. Bazen böyle şeyler olur. Bir kerede yapılan her şeyi silmek doğru değil. Bundan dersler çıkarılmadır. Bazı yanlışlar var onları bulunup düzeltilmesi gerek. Uzun yıllardır Kürtler ile Araplar arasında bir savaş çıkarılmaya çalışılıyor zaten. Bu noktada Kürtlerin kendini herkesten soyutlaması, kendi kendini öldürmesi anlamına gelir. Bu noktada Demokratik Ulus’a dönük yapılan saldırılar bir an önce son bulmadır.”
‘Kadınlar örgütlü olmazsa fırsatlar kaybolur’
İlham Ahmed, kadınlara ilişkin şu mesaj verdi:
“Kadınlar için yeni fırsatlar ortaya çıkıyor. Sistem değişiyor, yeni sistemler yaratılıyor. Yeni sistemlerde yeni fırsatlar doğuyor. Bunlar kadınlar için fırsattır. Kadınlar örgütlü olmasa bu fırsatların hepsi elinden kayar gider. Bu sefer olduğu noktadan da daha geri bir duruma gider. Bu noktada kadınların sesini daha yüksek çıkarması gerek. Sadece Kürt kadınları değil, bütün kadınların sesini yüksek çıkarması gerek. Rojava’ya sahip çıkmak bütün kadınlara sahip çıkmak demektir. Kadınların bu noktada mücadeleyi büyütmeleri gerek.” (MA)



