ILO 193 ve algoritmanın zincirleri
Kıvanç Eliaçık 29 Temmuz 2026

ILO 193 ve algoritmanın zincirleri

ILO 193 ve algoritmanın zincirleri

 

Sağanak yağışta veya kavurucu sıcakta kapı kapı dolaşan kuryeler, ev temizliği ve bakım uygulamalarında çalışan kadınlar, ekran karşısında saatlerce veri etiketleyen içerik moderatörleri… Küresel sermayenin ve teknoloji devlerinin yıllardır dillerinden düşürmediği o parlak yalanı hepsi çok iyi biliyor: “Siz işçi değilsiniz, kendi işinizin patronusunuz. İş ortağısınız.”

Risklerin tamamen işçinin sırtına yıkıldığı, güvencesizliğin “esneklik” ambalajıyla pazarlandığı bu düzen, dünya genelinde 400 milyona yakın insanı kapsayan devasa bir siber-sömürü ordusu yarattı.

Bu sömürü çarkında geçtiğimiz ay tarihi bir gedik açıldı. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), 193 Sayılı Platform Ekonomisinde İnsana Yakışır İş Sözleşmesi’ni kabul etti. Bu sözleşme, teknoloji tekellerinin “dijital yenilik için işçi haklarından feragat edilmelidir” sahtekarlığını küresel ölçekte hukuken geçersiz kıldı.

Sermaye lobilerinin masaları devirdiği kıran kırana müzakerelerin ardından kabul edilen ILO 193, dijital fabrikaların görünmez duvarları arasında temel bir sınıfsal dönüşümün işaretini veriyor.

“Ortak Değil, işçisiniz!”

Sözleşmenin en kritik boyutu, sermayenin en büyük yasal hilesi olan “etiket oyununu” bozmasıdır. Platform şirketleri bugüne kadar işçileri kâğıt üzerinde “kendi namına çalışan”, “bağımsız yüklenici” veya “ortak” diye etiketliyordu. Amaç, asgari ücretten, kıdem tazminatından, sendikal haklardan, hatta iş güvenliğinden sıyrılmaktı. ILO 193 bu oyuna açıkbir sınır çekti.

Statüden Bağımsız Güvence: Getirilen haklar şirketlerin tek taraflı dayattığı unvanlara değil, doğrudan kişinin “dijital platform işçisi” olma fiiline bağlanıyor. Kâğıt üstündeki unvanınız ne olursa olsun, artık sosyal haklar ve sendikal güvence kapsamındasınız.

Gerçek Durumun Esas Alınması: Türkiye iş hukukunun temel sütunlarından olan bu ilke, sözleşmenin ruhunu oluşturuyor. Bir çalışanın statüsü belirlenirken sözleşme metinlerine değil, sahadaki fiili çalışma ilişkisine bakılması zorunlu kılınıyor.

Platform şirketleri yazılımların arkasına saklanıp işçiye kâğıt üzerinde ne ad takarsa taksın,üretim sürecini ve denetimi algoritma üzerinden şirket yönetiyorsa, karşımızdaki özne sonuna kadar işçidir!

Üstelik sözleşme, platformların sorumluluktan kaçmak için kullandığı taşeron şebekelerini ve aracı şirketleri de denetim kapsamına alıyor. Göçmen ve sığınmacı işçilerin hesap kiralama, yüksek komisyon ve borçlandırma yoluyla sömürülmesine karşı devletlere önleyicisorumluluklar yüklüyor.

Kumarhaneler ve angarya

Sözleşme, dijital platformların işçinin cebindeki parayı hangi sinsi yöntemlerle gasp ettiğini de belgeliyor. Platformlar, anlık arz ve talebe göre değişen “dinamik fiyatlandırma” modelleriyle ve yapay zekayla ücretleri sürekli baskılıyor.

Bu durum işçiler üzerinde tam bir “kumarhane etkisi” yaratıyor. Kurye veya dijital işçi, siparişi teslim edene kadar o işten ne kazanacağını asla bilemiyor. Şirketler, işçilerin ürettiği davranışsal verileri kullanarak kişiye özel ücretler dayatıyor. “Algoritmik ücret ayrımcılığı” adı verilen bu sistem, arka planda çalışan ayrımcı kodlar aracılığıyla kadın işçiler aleyhine ücret makasını açıyor.

Görünmez kılınan uzun bekleme süreleri sömürüyü katlıyor. Şirketler sadece siparişi taşırken ödeme yapıyor; uygulamayı açıp sipariş bekleyerek geçirilen süre ödemesiz kalıyor. Araştırmalar, platform emrinde geçirilen bu bekleme süresinin fiili çalışma zamanının %40’ına ulaştığını gösteriyor. Sermaye, işçinin zamanının neredeyse yarısına tek bir kuruş ödemeden el koyuyor.

ILO 193 bu soyguna karşı yasal setler çekiyor. İşçinin işi kabul etmeden önce ücretin nasıl hesaplandığını şeffafça görebilmesini zorunlu kılıyor ve davranışsal verilerin ücret düşürmek amacıyla kullanılmasını yasaklıyor.

Dijital kırbaca karşı

Bugüne kadar bir işçinin hesabı, algoritmanın tek taraflı puanlamasıyla anında kapatılabiliyordu. Sözleşme bu sanal gözetleme kulesine karşı işçiye ve sendika temsilcilerine algoritmanın kodlarını denetleme şeffaflığı getiriyor. Hesap kapatma gibi kararlarda “gerçek ve yetkili bir insanın incelemesini” zorunlu kılıyor. Sendikal faaliyet yürüten işçileri konum verileri üzerinden takip edip cezalandırmak da yasaklanıyor.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanında önemli haklar tanınıyor. İşçi, otomasyon sistemlerinin yarattığı riskler de dahil olmak üzere, sağlığı ve hayatı için yakın bir tehlike gördüğü an üretimi durdurma ve çalışmaktan kaçınma hakkına sahip oluyor.

Sözleşme sadece fırtınada çalışmayı reddetme hakkını tanımakla kalmıyor, şirketlerin kuryeleri ölüme koşturan “ultra hızlı teslimat” primlerini, dakika baskısını ve performansa dayalı riskli teşvikleri de doğrudan yasaklıyor.

Ayrıca platform ekonomisinin en güvencesiz kesimini oluşturan temizlik, bakım ve dijital büro işçisi kadınlar da kapsama alınıyor. Sahada ve çevrim içi ortamda yaşanan şiddet vetacize karşı açık koruma kalkanları getiriliyor.

Masadaki tavizler ve sokaktaki gerçeklik

Peki, bu sözleşme eksiksiz bir zafer mi? Elbette hayır. Karşımızdaki metin, doğası gereği uluslararası masalarda sermaye sınıflarıyla yapılan çetin pazarlıkların ve verilen tavizlerin bir ürünüdür.

Sözleşmede çok ciddi bir sınıfsal boşluk da bulunuyor. Asgari ücret garantisi ve iş masraflarının karşılanması hakkı, yalnızca resmi olarak “sözleşmeli işçi” statüsüne geçebilenlere tanındı. Kendi namına çalışan statüsünde bırakılan milyonlarca güvencesiz emekçinin ücret güvencesi ise devletlerin inisiyatifine terk edildi.

Oylamada Silikon Vadisi sermayesinin merkez üssü olan ABD’nin doğrudan ret oyu vermesive 11 ülkenin ise çekimser kalması tesadüf değil. Emperyalist blok, işçi sınıfına karşı kendi teknoloji sermayesini korumak için barikat kurmaya çalışıyor.

Asgari sözleşme, azami mücadele

ILO 193 mücadelenin tavanı, yani nihai hedefi değil. Bu sözleşme, ancak üzerine yeni mevziler inşa edeceğimiz asgari bir zemin. Haklar, hiçbir zaman altın tepside sunulmadı. Bu uluslararası sözleşmenin yazıldığı mürekkep, kuryelerin kontak kapatma eylemleriydi.

Hedefimiz dev şirketleri biraz daha “insaflı” olmaya zorlamak olamaz. Asıl hedef, bu dijital altyapıların kamulaştırılması, kuryelerin ve veri işçilerinin kendi yönetimlerinde kuracakları “dayanışma ekonomisi” ve kooperatif modelleri olabilir.

ILO 193; emek, feminist, göçmen ve dijital haklar hareketleri için güçlü bir ortak mücadele zemini yarattı. Şimdi görevimiz, bu uluslararası mevziiyi kullanarak, fiili grevlerle, üretimi ve hizmeti durdurma gücüyle algoritmanın zincirlerini tamamen kırmaktır!

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.