• Ana Sayfa
  • Kadın
  • İranlı kadın ve LGBTİ+’lar yıkımı anlatıyor: Savaş yoksulluğu derinleştirdi, şiddeti perdeledi

İranlı kadın ve LGBTİ+’lar yıkımı anlatıyor: Savaş yoksulluğu derinleştirdi, şiddeti perdeledi

“Savaştan ve sonrasındaki ekonomik krizden etkilenmemiş tek bir insan tanımıyorum. Çoğumuz işsiziz; umutsuzluk ile tükenmişlik arasında yaşıyoruz. Buna rağmen hayatta kalmanın ve dayanışmanın yollarını bulmaya çalışıyoruz.”

İranlı kadın ve LGBTİ+’lar yıkımı anlatıyor: Savaş yoksulluğu derinleştirdi, şiddeti perdeledi
Foto: Arşiv
  • Yayınlanma: 2 Temmuz 2026 11:00
  • Güncellenme: 2 Temmuz 2026 11:06

ABD-İsrail ile İran arasında 28 Şubat’ta başlayan savaşın ardından 17 Haziran’da 60 günlük ateşkes ve müzakere sürecini öngören mutabakat imzalandı. “Kim, ne kazandı?” tartışmaları sürerken, İran’da yaşayan milyonlarca insan için geriye ekonomik yıkım, derinleşen yoksulluk ve savaşın yarattığı travmalar kaldı. Devletlerarası müzakere süreci devam ederken İranlı kadınlar ve LGBTİ+’larla savaşın ilk gününden bu yana toplumun yaşadığı yıkımı konuştuk.

Başkent Tahran’a yakın Kerec’te öğretmenlik yapan 52 yaşındaki Kiana Saberi, kahve içmek için evden çıktığında kız kardeşine ulaşamayınca telefonunun bozulduğunu düşünmüş, savaşın başladığını ise kafedeki baristadan öğrenmişti. Marketten su ve birkaç temel gıda alıp hızlıca eve döndüğünü anlatan Kiana, o an evde yalnız olan kızını ve okul gezisindeki öğrencilerini düşündüğünde hem korku hem de ağır bir sorumluluk hissettiğini söylüyor.

Bölgeler farklı, kaygılar aynı

İran’ın güneybatısındaki Ahvaz’da yaşayan bilgisayar mühendisi Danial ile kuzeybatıdaki Senendec’te yaşayan Porya ise savaş haberini ailelerinden aldı. Porya, kamerasını eline alarak önce endişeyle televizyon izleyen annesini çekmeye başladı. Sonra gördüğü her şeyi kayıt altına almaya karar verdi:

“Dışarı çıktım, korkuya bürünmüş, güvenlik güçlerinin bile görünmediği boş sokakları çektim. Bir arkadaşımın evindeyken duyduğumuz patlama sırasında titreyen ellerimle çekim yapmaya devam ettim. Arkadaşlarımın korkuyla birbirine sarılışını hiç unutamam.”

Yaklaşık bir ay boyunca çekim yapan Porya, aldığı tehditler ve iki kişinin görüntü çektikleri gerekçesiyle idam edilmesinin ardından kamerasını bıraktı, yazmayı başladı.
Senendec’te yaşayan Danial, kısa bir süre “Bu savaş beni yıllardır taşıdığım korkulardan kurtarır mı?” diye düşündü. Bugün ise “İlk günden itibaren herhangi bir savaşın halklar yararına olmayacağını yaşadık ve gördük” diyor.

Diasporada yaşayan İranlı trans kadın Arya, internet ve telefon bağlantılarının kesilmesi nedeniyle aylarca ailesiyle iletişim kuramadı. Anne ve babasına ancak iki ay sonra, çok zayıf bir bağlantıyla bir uygulama üzerinden ulaşabildi, o günleri şöyle anlatıyor:

“Bu travma; sevdiklerini kaybetmenin, evini kaybetmenin, tutuklanmanın, idam edilmenin, yoksulluktan ya da tedaviye/ilaca erişememekten ölmenin yanında belki hiçbir şey. Ama bunları asla unutmayacağım.”

Ailesi vurulan tesiste çalışıyor

Geçici sağlanan ateşkes, gündelik hayatta yaşadıkları yıkımın ağırlığını hala taşıyan İranlılar için ‘savaşın sonu’ anlamına gelmiyor. Saldırılarda askeri hedeflerin yanı sıra endüstriyel tesislerin de bombalanması üretimi büyük oranda durdururken, milyonlarca kişiyi de işsiz bıraktı.

Vurulan petrokimya tesislerinin çok yakınında yaşayan Danial’in ailesinin çoğu bu sektörde çalışıyordu. Bombalar sussa da savaşın sonuçlarının kendileri için devam ettiğini ifade eden Danial, hem kendisi hem de tanıdıkları için kaygılarını şöyle dile getiriyor:

“Ailem, arkadaşlarım ve birbirimize güven ve destek sağladığımız sosyal ağımız geleceğe dair derin bir endişe içinde. Hiçbirimizin düzenli bir işi yok ve birçok genç işsiz kaldı. Arkadaşlarımın çoğu proje bazlı çalışıyordu, bazıları ise barista veya kafe çalışanıydı. Savaştan sonra birçok kişi geçim kaynağını kaybetti ve hala işsiz. Petrokimya tesislerinin vurulduğunu öğrendiğim an artık hayatımızı sürdürebileceğimiz bir yol kalmayabileceğini düşündüm.”

‘Bir öğün yemekle yaşıyorlar’

Resmi verilere göre, işsizlik ödeneğine son iki ayda 147 bin kişi başvurdu, bu sayı geçen yılın toplam başvuruların üç katı. Ülkede yıllık enflasyon oranı mart ayında yüzde 72 olarak kaydedilirken iş gücünün yaklaşık yarısını oluşturan 10 ila 12 milyon kişinin savaştan etkilendiği tahmin ediliyor.

Porya, savaşın ardından toplumun çok daha derin bir yoksulluğa sürüklendiğini anlatıyor ve artan işsizliğe dikkat çekiyor:

“Savaştan ve sonrasındaki ekonomik krizden etkilenmemiş tek bir insan tanımıyorum. Savaştan önce zaten yoksul olan birçok kişi çok daha ağır koşullara sürüklendi. Artık onların hangi sosyal sınıfa dahil olduklarını bile tarif edemiyorum. Yakınımdaki bazı insanlar günde yalnızca bir öğün yemekle hayatta kalıyor. Başka bir şeye güçleri yetmediği için, piyasadaki en ucuz sigarayı aralarında paylaşıyorlar. Bazıları savaş başladıktan sonra işini kaybeden ve şu an sadece günü kurtarma mücadelesi veren göçmen işçiler. Çoğumuz işsiziz; umutsuzluk ile tükenmişlik arasında yaşıyoruz. Buna rağmen insanlar hayatta kalmanın ve birbirine destek olmanın yollarını bulmaya devam ediyor. Ekonomik şok, yaptırımlar ve savaşın sonuçları milyonlarca insanı ‘normal hayatın’ dışına itmiş durumda.”

‘İlaçlara erişemiyoruz’

Kendisini hala güvende hissetmediğini söyleyen Saberi, bir yandan da artan hayat pahalılığına dikkat çekiyor:

“Ateşkes olsa bile huzur hissetmiyorum. Her an savaş uçaklarının sesini duyacakmışım gibi geliyor. Savaştan sonra büyük ekonomik baskılar yaşadık. Ben öğretmenim ve yaz aylarında maaş almıyorum. Savaşın etkileri nedeniyle bazı ilaçlar kullanmak zorunda kaldım. Pasteur Enstitüsü’nün bombalanmasından sonra eczanelerde birçok ilaç bulunmuyor; varsa da çok daha pahalıya satılıyor.”

İran toplumunda kadınların ve LGBTİ+’ların yaşadığı eşitsizlikler, savaş koşullarında daha da derinleşti. Aile içi şiddetin hukuki olarak açık bir tanımının bulunmaması, savaş koşullarında onları daha da savunmasız bıraktı.

‘Aile içi şiddet görünmez oldu’

Saberi, savaş sırasında kadınlara yönelik şiddetin nasıl görünmez hale geldiğini örneklerle anlatıyor:

“Savaşın ilk gününde bir kadın, eşinin uyguladığı şiddet nedeniyle polise başvurdu. Polis ise savaş sırasında yardımcı olamayacaklarını söyledi. Kadın bir süre arkadaşının yanında yaşamak zorunda kaldı. Mahkemeler şikayetleri ele almadı ve kadınlar şiddet içeren ilişkilerde kalmaya zorlandı. Savaş sırasında şiddete maruz kalan kadınların durumu daha da karmaşık hale geldi.”

Buna rağmen kadınların yıllardır sürdürdüğü hak mücadelesinin önemine dikkat çekerek Saberi, “Bugün İran sokaklarında kadınlar mümkün olduğunca özgür hareket edebiliyorsa ve istediği gibi giyinebiliyorsa bu zorunlu başörtüsüne karşı yıllardır verilen direniş sayesinde” diyor.

Porya ise Senendec’te cinsiyet normlarına uymayan bir kişinin İslamcı radikaller tarafından “vahşice” öldürülmesinin savaşın ardından en çok aklında kalan olaylardan biri olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor: “Kadınlar ve LGBTİ+’lar savaşın yarattığı korku, güvensizlik ve toplumsal istikrarsızlığı toplumun diğer kesimleriyle birlikte, ancak mevcut ayrımcılık nedeniyle çok daha ağır biçimde yaşadı.”

‘Geriye kalıcı bir duygusal yıkım kaldı’

Danial ise savaşın özellikle kadınlar ve LGBTİ+’lar üzerindeki ekonomik ve psikolojik etkisine dair şöyle konuşuyor: “Birçok arkadaşım proje bazlı, yarı zamanlı ya da güvencesiz işlerde çalışıyor. Savaşla birlikte en büyük baskı ekonomik ve çalışma hayatında hissedildi. Savaş, insanların inancı ya da siyasi görüşü ne olursa olsun herkesi etkiliyor. Bu savaşa yol açan siyasi kararlarda hiçbirimizin söz hakkı yoktu. Geriye ise derin psikolojik izler ve kalıcı bir duygusal yıkım kaldı.”

‘Demokrasi için mücadele sürecek’

Yoksulluk, baskı ve belirsizlik sürerken; kadınlar ve LGBTİ+’lar hem hayatta kalmanın hem de mücadeleyi sürdürmenin yollarını arıyor. Silahların susmasıyla savaşın bitmediğini vurgulayan Arya, bugün geriye kalanın sadece bombalar değil; derinleşen yoksulluk, artan devlet baskısı ve insanların geleceğe dair büyüyen kaygısı olduğunu söylüyor.

Son olarak, siyasi mahpusların serbest bırakılması ve idam cezasının kaldırılmasının en öncelikli talepleri olduğunu söyleyen Saberi, insan hayatının değer gördüğü, dünya halklarıyla barış içinde yaşayan, demokratik ve özgür bir İran için mücadeleden vazgeçmeyeceklerini belirtiyor. Bu mücadelenin en önemli gücünün ise kadınların öncülüğünde yükselen “Jin, Jiyan, Azadi / Kadın, Yaşam, Özgürlük” hareketinin yarattığı toplumsal dayanışma ve direniş ruhu olduğunu ifade ediyor.