• Ana Sayfa
  • Ekoloji
  • İstanbul su krizine doğru: Barajlar alarm veriyor, risk büyüyor

İstanbul su krizine doğru: Barajlar alarm veriyor, risk büyüyor

İstanbul’un su kaynakları kritik bir eşiğe geldi. Son beş yılın verileri, kentin su güvenliğinde giderek derinleşen bir kırılganlığa işaret ediyor. Özellikle 1 Ocak 2026 itibarıyla baraj doluluk oranının yüzde 18,71’e kadar gerilemesi, İstanbul’un yeni yıla su açısından son derece riskli bir tabloyla girdiğini ortaya koyuyor.

İstanbul su krizine doğru: Barajlar alarm veriyor, risk büyüyor
  • Yayınlanma: 5 Haziran 2026 19:27

İstanbul’da Çevre Mühendisleri tarafından hazırlanan 2026 Çevre Durum Raporu, kentin su kaynaklarından hava kalitesine kadar birçok başlıkta alarm veren bir tabloyu ortaya koydu. Özellikle Kanal İstanbul ve birbiri ardına sıralanan yüksek katlı TOKİ Konutlarının arasında kalan Sazlıdere Barajı’nda söz konusu raporun detaylarını paylaşan Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, özellikle su yönetimi ve kentleşme baskısının İstanbul’u ciddi bir ekolojik kırılma noktasına sürüklediği vurguladı.

Doluluk oranı yüzde 20’lerin altında

Rapora göre yağışlardaki azalma barajlara doğrudan yansırken, özellikle 1 Ocak 2026 itibarıyla baraj doluluk oranları yüzde 18,71’e kadar indi. 2022’de yüzde 48,86 olan bu oran 2023’te yüzde 32,96’ya düşerken, 2024’te kısa süreli bir toparlanma yaşandı. Ancak bu iyileşme kalıcı olmadı; oran 2025’te yeniden geriledi ve 2026’da son yılların en düşük seviyesine indi.
Bu tablo, yalnızca İstanbul’a özgü değil. Rapor Türkiye’nin üç büyük kentinde su krizinin eş zamanlı olarak derinleştiğini ortaya koyuyor. Ankara’da 2026 başında baraj doluluk oranının yüzde 1’e kadar düştüğü ve kullanılabilir su rezervinin yalnızca birkaç günlük ihtiyacı karşılayabilecek seviyeye indiğine dikkat çekilen raporda, İzmir’de de barajların kritik seviyelere gerileyerek bazı kaynakların “ölü hacim” sınırına ulaştığı aktarıldı.

‘Su stresi yaşayan ülkeler arasındayız’

Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ömür Yaşayan’a göre İstanbul’da su yönetimi artık yalnızca teknik bir altyapı meselesi değil. İklim değişikliği, plansız kentleşme, artan nüfus ve yanlış politika tercihleri iç içe geçerek çok boyutlu bir kriz yaratıyor. Türkiye’de kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarının 1.301 metreküpe gerilemesinin, ülkenin “su stresi” yaşayan ülkeler kategorisine girdiğini gösterdiğine dikkatçeken Yaşayan, 15 milyonu aşan nüfusuyla İstanbul’un bu krizin en yoğun hissedildiği kentlerin başında geldiğini söyledi.

Suda dış kaynaklara bağımlılık arttı

Rapora göre kentteki yapısal sorunlar da tabloyu ağırlaştırıyor. Avrupa Yakası nüfusun yaklaşık yüzde 64’ünü barındırmasına rağmen su depolama kapasitesinin yalnızca üçte birine sahip. Bu dengesizliğin, İstanbul’u büyük ölçüde dış kaynaklara bağımlı hale getirdiği ifade edilen raporda, özellikle Melen sistemine olan bağımlılığın giderek artığını, 2025 yılında su temininin yüzde 62’sinin bu tür dış kaynaklardan sağlandığı kayydedildi. Nitekim Ömür yaşayan da bu durumun tehlikesine şu sözlerle dikkat çekti:
“Hem altyapı sorunları ile karşılaşabiliriz. Deprem, afet gibi durumlarda uzaktan geliyor olması sorun yaratacaktır. Tek havzaya bağlı olmak bizim için risk teşkil ediyor. Bu da havza kirliliğine ve su stresine neden olacak. Kaldı ki uzaktan getirmek hem maliyeti de artıran bir durum.”
Bu konuya ilişkin veriler de rapora yansıdı. Enerji maliyetlerinin krizin bir diğer boyutu olduğuna yer verilen rapora göre, uzak mesafelerden su taşınması için kullanılan pompaj sistemleri nedeniyle İSKİ’nin elektrik giderleri hızla artı ve 2025 yılında bu maliyet 7,6 milyar liraya ulaştı. Elektrik fiyatlarındaki artışın son yıllarda yüzde 420’yi bulması da, su yönetiminin ekonomik yükünü ağırlaştırıyor.

Su havzalarında yapılaşma ve sanayileşme baskısı: Su güvenliğini doğrudan tehdit ediyor 

Öte yandan barajlara ulaşan su miktarının da azaldığı rapora yansıdı. 2021–2025 döneminde yağışlardan gelen suyun yaklaşık yüzde 32 oranında düşmesi, iklim değişikliğinin etkisinin artık somut ve ölçülebilir bir tehdit haline geldiğini ortaya koyuyor.
Tüm bu gelişmelere karşın, içme suyu havzalarına yönelik yapılaşma ve sanayileşme baskısının artması ise eleştirilerin odağında. Ömür Yaşayan, Sazlıdere Barajı’nın içme suyu havzası statüsünün kaldırılması, Ömerli Havzası’nda sanayi projelerine izin verilmesi ve Kuzey Ormanları’ndaki tahribat, su güvenliğini doğrudan tehdit eden adımlar olarak değerlendiriyor.

Çözüm su havzalarının korunması

Raporda, çözüm için öncelikle su havzalarının kesin olarak korunması gerektiği vurgulanıyor. Sazlıdere, Ömerli ve Terkos gibi kritik alanlarda yapılaşmanın durdurulması, dış kaynaklara bağımlılığın azaltılması, yerel su kaynaklarının güçlendirilmesi ve alternatif su yönetimi yöntemlerinin devreye alınması öneriliyor. Ayrıca yeni yapılarda yağmur suyu hasadı ve gri su geri dönüşüm sistemlerinin zorunlu hale getirilmesi, sanayide atıksu geri kazanımının yaygınlaştırılması ve su yönetiminde şeffaflığın artırılması gerektiği belirtiliyor. Sonuç olarak rapor, suyun bir piyasa unsuru değil, temel bir kamusal hak olduğuna dikkat çekiyor ve İstanbul’un su geleceğinin bugün alınacak kararlarla belirleneceği uyarısında bulunuyor.