• Ana Sayfa
  • Kadın
  • Sadece izleyen değil, karar veren Kadın Kurulu talebi | Derya Arslan: ‘Barışı erkek egemen akla bırakamayız’

Sadece izleyen değil, karar veren Kadın Kurulu talebi | Derya Arslan: ‘Barışı erkek egemen akla bırakamayız’

Barış masası her geçen gün adım adım kuruluyor ama o masada kadınların yeri hala muamma. Pazartesi günü ilk kez toplanacak Takip ve Değerlendirme Kurulu bunu değiştirecek mi? Toplantı öncesinde İlke TV’ye konuşan DEM Parti MYK Üyesi Derya Arslan, ‘kadın kurulu’ taleplerini ve Meclis’teki partilerin kadın yapılarıyla yürütülen görüşmeleri değerlendirdi. “Partiler aynı cümleyi kuramazken o partilerin kadınları aynı masaya oturabildi” diyen Arslan, “Barışın kimin barışı olduğunu daha fazla anlatmak” gerektiğini vurguladı.

Sadece izleyen değil, karar veren Kadın Kurulu talebi | Derya Arslan: ‘Barışı erkek egemen akla bırakamayız’
Foto: AP Photo/Metin Yoksu, 27 Şubat 2025
  • Yayınlanma: 23 Ağustos 2026 10:23
  • Güncellenme: 23 Ağustos 2026 10:56

Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren çerçeve yasanın uygulama aşamasındaki ilk adımı pazartesi günü atılıyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında toplanacak Takip ve Değerlendirme Kurulu’nda, silahların bırakılması ve fesih sürecinin ihtiyaçları doğrultusunda oluşturulacak alt kurulların sayısı, görev alanları ve bileşimi ele alınacak. 

Kadınların barış sürecine eşit temsiliyetle katılımı, sürecin yeni aşamasında gündeme gelen bir başlık değil. Kadın hareketi, sürecin en başından bu yana barışın yalnızca siyasi aktörler arasındaki görüşmelerden ibaret olmadığını vurgulayarak kadınların karar mekanizmalarında yer almasını, savaş ve çatışmalı süreçlerin kadınlar üzerindeki sonuçlarının açığa çıkarılmasını ve kadınların kendi deneyimleri üzerinden süreci izlemesini talep ediyor.

Sürecin başlamasıyla birlikte bir araya gelen Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi (BİV) başta olmak üzere kadın hareketi, kadınlara yönelik suçların ve üniformalı şiddetin açığa çıkarılması, hakikat ve adalet mekanizmalarının kurulması ve kadınların barış süreçlerine eşit katılımı taleplerini sık sık gündeme taşımıştı. Kadınların süreci yalnızca Ankara’daki siyasi görüşmeler üzerinden değil, yerelde kadınların yaşamına yansıyan sonuçları üzerinden izlemesi gerektiği vurgulamıştı.

Kadınların talebi, çerçeve yasanın yürürlüğe girmesi ve sürecin uygulama aşamasına geçmesiyle birlikte şimdi yeni bir zemine taşınıyor. Geçtiğimiz günlerde İmralı Heyeti’nin medya temsilcileriyle gerçekleştirdiği buluşmada, sürecin yalnızca 24 Ağustos’ta oluşturulacak idari kurullarla sınırlı kalmaması gerektiği, sivil alanda bağımsız bir kadın kurulu ve STK kurulu oluşturulması için görüşmeler yürütüldüğü açıklandı. İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan, Kandil ve Avrupa’dan döneceklerin önemli bir bölümünü kadınların oluşturacağını belirterek Meclis’te her partiden bir ya da iki milletvekilinin yer alacağı bir İzleme Kurulu kurulmasının şart olduğunu vurgulamıştı.

Gözlerin pazartesi günkü ilk toplantıya çevrildiği bu aşamada, kadın hareketinin uzun süredir taşıdığı taleplerin kurulacak kurullara nasıl yansıyacağını, DEM Parti MYK üyesi Derya Arslan ile konuştuk.


(DEM Parti MYK Üyesi Derya Arslan)

Erkek egemen masaya ‘kuruluş’ eleştirisi 

Böyle bir toplantıya doğru giderken kadınların sürecin başından bu yana işaret ettiği ‘kadın kurulu’ ihtiyacını sorduğumuz Arslan, söze çatışmalı yılların tüm yükünü çeken kadın birikimiyle girdi.

Abdullah Öcalan’ın girişimleriyle yürütülen geçmiş süreçlerin arka planında en büyük birikimin kadınların heybesinde biriktiğini vurgulayan Arslan, Barış Anneleri’ni hatırlattı:

“Çatışmanın en sert yıllarında cenaze kapısında, cezaevi görüş salonunda, mahalle aralarında toplumsal bağı ayakta tutan kadınlardı. Barış Anneleri, evladını kaybetmiş kadınlar olarak, kayıplarını siyasi bir intikam diline değil bir barış talebine dönüştürdüler. Dünyada bunun çok az örneği vardır.” 


(Mezopotamya Ajansı)

İlk günden itibaren kadınların bu sürecin izleyicisi ya da bekleyicisi değil, kurucu öznesi olması gerektiğinin altını çizdiklerini vurgulayan Arslan, “Savaşı bitirmek bir karardır; barışı kurmak ise bir emek. Karar bir günde alınır, emek her gün yeniden verilir. Kararı verenlerin tamamı masada, emeği verenlerin tamamı masanın dışında olursa, o karar hiçbir zaman emeğe dönüşmez. Oluşturulan üst kurulun tamamının erkeklerden oluşması bu yüzden bir nezaket sorunu değil, bir kuruluş sorunudur. Sayın Öcalan’ın da talebi kadınların mutlaka yer almasıdır” dedi.

‘Kadın katılımı sürecin süsü değil, ömrüdür’ 

Derya Arslan, ‘kuruluş sorunu’ olarak anlattığı şeyi dünya örnekleri üzerinden açıkladı:

“Kolombiya’da masada ayrı bir kadın komisyonu kurulduğu için nihai anlaşmaya yüzden fazla kadın hükmü girdi. Güney Afrika’da her partinin heyetine en az bir kadın koyması kural haline getirildi ve birbiriyle savaşan tarafların kadınları ortak bir metin ürettiler. Burundi’de masa tümüyle erkeklerden oluşunca, tüm partilerin kadınları ayrı bir konferansta buluşup önerilerini masaya resmen taşıdılar; o önerilerin çoğu anlaşmaya geçti. Haliyle bugün elimizde şu veri var diyebiliriz: Kadınların anlamlı biçimde dahil olduğu anlaşmaların on beş yıl ayakta kalma ihtimali belirgin biçimde daha yüksek. Yani kadın katılımı sürecin süsü değil, ömrüdür.” 

Kadınların kuruldan beklentisi ise yalnızca izlemekle sınırlı değil. Arslan, kurulun kararların uygulanmasını takip eden, kurumlara erişebilen ve kamuya açık raporlar yayımlayabilen, raporlarına yanıt alan bir mekanizma olması gerektiğini belirtti:

“Kadınların yaşadığı hak ihlalleri, şiddet ve ayrımcılık bu kurulun temel başlıklarıdır. Ve dönüş sürecinde kadınların hukuki statüsü, sağlığı, ekonomik ve toplumsal olarak yeniden kuruluşu ilk günden gündeminde olmalıdır. Çünkü kadınların güvenliği ve özgürlüğü güvence altına alınmadan toplumsal barış kurulamaz. Bu kurulun çalışma başlıkları süreç ilerledikçe genişleyecektir; genişlemesi de doğaldır.”

‘Partiler aynı cümleyi kuramazken, kadınlar aynı masaya oturdu’ 

Meclis’teki diğer siyasi partilerin yaklaşımlarını ve kadın milletvekilleriyle kurulan teması sorduğumuz Derya Arslan, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta İmralı’dan yaptığı çağrının ardından DEM Parti Kadın Meclisi olarak parlamentodaki tüm kadın yapılarıyla yürüttükleri görüşmeleri aktardı. Muhalefetteki birkaç parti dışında yapılan görüşmelerin kıymetli bir zemin yarattığını ifade eden Arslan, şöyle dedi:

“27 Şubat çağrısının ardından DEM Parti Kadın Meclisi olarak Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin kadın yapılarıyla bir araya gelmeye özel bir önem verdik. Birden fazla görüşme gerçekleştirdik. Bizi aynı masada buluşturan şey, siyasi farklılıklarımızı ortadan kaldırmak değil; kalıcı bir barışın inşasında kadınların nasıl ortak bir söz ve müdahale alanı oluşturabileceği sorusuydu.

Bu görüşmeleri çok kıymetli buluyoruz. Çünkü savaş ve çatışma bütün toplumu etkilerken kadınlar üzerinde ayrıca özgün ekonomik, sosyal ve siyasal sonuçlar yaratıyor. Dolayısıyla kadınların barış sürecindeki varlığını yalnızca bir temsil meselesi olarak görmüyoruz.

Şunu özellikle kayda geçirmek isterim: Türkiye’de partiler birbiriyle aynı cümleyi kuramazken, o partilerin kadınları aynı masaya oturabildi. Oluşan ortak zemin üzerinden, muhalefetteki birkaç parti dışında siyasi partilerin genel başkanları ve eş genel başkanlarıyla da ortak görüşmeler gerçekleştirildi. Bu temaslarda kadınların süreçte daha güçlü yer alması gerektiğine ilişkin genel olarak olumlu bir yaklaşım gördüğümüzü söyleyebilirim.” 

Derya Arslan, bu görüşmelerde özellikle üç başlığın öne çıktığını belirtti:

“Siyasi dilin barışı güçlendirmesi, kadınların talep ve deneyimlerinin oluşturulacak mekanizmalara yansıması, kadınların karar süreçlerinde etkin ve eşit biçimde yer alması öne çıkan başlıklardı.” 

‘Kadınların önü sözde açık, kararda kapalı’

Ancak Türkiye siyasetinin bu konuda hala ciddi bir mesafe kat etmesi gerektiğini vurgulayan Arslan, olumlu yaklaşım ile eşit temsil arasında fark olduğunu belirterek, bu farkı şöyle anlattı:

“İyi niyet ile eşit temsil aynı şey değil. Olumlu yaklaşım bir beyanla olur, temsil ise bir kararla. Türkiye siyasetinde kadınların önü sözde açık, kararda kapalı. Her partide bir kadın yapısı var; ama karar noktasında eşit yansıma pek yok. Bugün ihtiyaç duyduğumuz, olumlu söylemi kurumsal güvencelere dönüştürmektir. O anlamda barış gibi bir süreçte kadınların katışımı iyi niyet temennisini aşmalıdır.

Varmak istediğim yer; barışın toplumsallaşması, kadınların masada bulunmasıyla değil, o masanın gündemini kurabilmesiyle mümkündür. Biz de açılmış olan bu kadınlar arası zemini korumayı, genişletmeyi ve ortak mücadele alanına dönüştürmeyi öncelikli görevlerimizden biri olarak görüyoruz.” 

‘Geri dönenler’ değil, barışın kurucuları olarak kadınlar’

Girişte bahsettiğimiz İmralı Heyeti’nin son açıklamalarına geçiyoruz.

İmralı Heyeti’nin medya temsilcileriyle gerçekleştirdiği buluşmada öne çıkan başlıklardan biri de kadınların süreçteki özgün konumu oldu. Toplantıda yer alan gazeteci Nezahat Doğan’ın JINNEWS’teki analizinde belirttiği üzere Pervin Buldan, sivillerden oluşan ayrı bir kurulun kurulması için görüşmelerin sürdüğüne; mutlaka bir kadın kurulu ve STK’lerden oluşan bir kurula ihtiyaç olduğuna ve bu kurulların oluşması için çalışacaklarına vurgu yapmıştı.

Oluşturulacak kurullarda geri dönüşler meselesine ‘kim, ne zaman, nereye dönecek?’ sorularıyla yaklaşmanın eksik olacağını belirten Arslan, esas soruların şu olması gerektiğini söyledi:

“Kadınlar nasıl bir hukuka, nasıl bir toplumsal iklime ve nasıl bir yaşama dönecekler? Çünkü bizim açımızdan bu, yalnızca coğrafi bir geri dönüş değil; çatışmadan demokratik siyasete, ayrılıktan toplumsal hayata geçişin önemli bir parçasıdır. Bu kadınları ‘geri dönenler’ olarak değil, Barış ve Demokratik Toplumu’nun inşasına kendi deneyimleriyle katılacak kadınlar olarak düşünmek gerekir.  

Güvenli geri dönüşler için ihtiyaçları anlatmaya devam eden Arslan, “İlk ihtiyaç hukuki güvence ve güvenli dönüştür. İnsanlar hayatlarının yeniden belirsizlik içine gireceği duygusuyla dönemezler. Sürecin açık, öngörülebilir ve ayrımcılığa yol açmayacak hukuki kurallara dayanması gerekir. Bunlar yasa çıkmadan önce özellikle belirttik her fırsatta. Bunun yanında kadınların özgün durumlarını takip edecek kadın kurulları, bağımsız izleme mekanizmaları ve hukuki danışmanlık yapıları oluşturulabilir. Bu mekanizmaların içinde kadın örgütleri, barolar, yerel yönetimler ve insan hakları kurumları yer alabilir” diye konuştu.

Başında da hatırlattığımız gibi, Kürt kadın hareketi başta olmak üzere Türkiye’deki kadın hareketi, uzun süredir erkek siyasetçilerin karar verip kadınların bu kararların pasif nesnesine dönüştürüldüğü anlayışa karşı çıkıyor.

Kadınların sürecin nesnesi değil kendi hayatlarının karar vericisi olmaları gerektiğini vurgulayan Arsan, cümlelerine devam etti:

“Bir başka önemli mesele de kadınların edilgenleştirilmemesidir. Kadınlar hakkında karar verilen kişiler değil, dönüşün koşullarını belirleyen aktörler olmalıdır. Nerede yaşayacakları, toplumsal ve siyasal yaşama nasıl katılacakları konusunda kendi sözleri esas alınmalıdır. Hukuka uygun demokratik siyasetin, örgütlenmenin ve toplumsal yaşamın önündeki engeller kaldırılmalıdır. 

Çünkü barış, insanların sadece sınırı geçip evlerine ulaşması değildir. Gerçek dönüş, insanın korkmadan sokağa çıkabildiği, geçimini sağlayabildiği, sözünü söyleyebildiği ve geleceğini yeniden kurabildiği gün tamamlanır. Kadınlar açısından kalıcı barışın ölçüsü de tam olarak budur. Güvenli dönmek, eşit yaşamak ve yeni hayatın kuruluşunda söz ve karar sahibi olmaktır diyebilirim.” 

‘Rehabilitasyon değil, hukuki güvence’ 

Geri dönüş sürecinin nasıl yürütüleceği de önümüzdeki günlerin başlıkları arasında. Son olarak NTV’nin aktardığı kulis bilgilerine göre, kurulacak alt kurullardan biri Türkiye’ye dönecek kişilerin sosyal uyum ve rehabilitasyon süreciyle ilgilenecek. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı’ndan psikolog, psikiyatrist, hekim ve sosyal hizmet uzmanlarının bu kurulda görevlendirilmesi planlanıyor.

Bu çerçevede, ‘rehabilitasyon’ kavramının nasıl ele alınması gerektiğini ve devletin dönüş sürecine nasıl hazırlanması gerektiğini Derya Arslan’a sorduk.

“Kavramlara takılmamakla birlikte, kullanılan kavramların neye karşılık geldiğine dikkat etmek gerekiyor. Toplumun, kadınların ve sürecin tüm taraflarının hassasiyetlerini gözeten bir dil kullanılmalı. Yapılacak hazırlıklar da bu hassasiyetler dikkate alınarak yürütülmelidir. ‘Rehabilitasyon’ kavramının da bu çerçevede ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Geri dönen insanları rehabilite edilmesi gereken kişiler olarak görmek doğru değildir. Burada esas olan, onların güvenli ve onurlu bir şekilde toplumsal yaşama katılabilecekleri koşulların oluşturulmasıdır. 

Dolayısıyla meseleye bir ‘rehabilitasyon’ başlığı altında değil; hukuki güvence, demokratik siyaset, toplumsal kabul ve eşit yurttaşlık çerçevesinde yaklaşmak gerekiyor. Asıl hedef, insanların geçmişleri üzerinden yeniden tanımlandığı değil, özgür ve eşit yurttaşlar olarak geleceğin demokratik toplumunun kuruluşuna katılabildiği bir zeminin yaratılması olmalıdır.” 

‘Kadınlar olarak biz süreci dönüştürmeye hazırız’ 

Kadınların bu talepleri, pazartesi günü başlayacak yeni aşamada Meclis’teki diğer siyasi partilerin de tutumunu önemli hale getiriyor. Meclis’te grubu bulunan partilerin kadınların özne olduğu bir barış sürecine ne kadar hazır olduğunu sorduğumuz Arslan, şunları söyledi.

“Binlerce yıllık erkek egemenliğinin sirayet ettiği, erkek egemen politikaların hakim olduğu bir yerde ‘evet, hepsi hazır’ demek meselenin gerçekliğinden uzak durmak olur. Türkiye’deki genel siyasetin kadın konusuna bakışı o anlamda bir eleştiri olarak ifade ettim. Çoğunda temsiliyet sınırında kalan bir anlayışın bulunduğunu söyleyebiliriz. Bunun biraz da bizlerin, yani siyasetteki kadınların ortak mücadelesiyle mümkün olacağına inanıyorum. 

Dolayısıyla bugün ‘hazır mısınız?’ sorusunun cevabı biraz da şu: Kadınlar olarak biz bu süreci kadınların özne olduğu bir sürece dönüştürmeye hazırız ve bunun mücadelesini vermeye devam edeceğiz.”

‘Barışı erkek egemen akla bırakamayız’ 

Barış süreçlerinin sıklıkla devlet, siyasi partiler ve o partilerin erkek aktörleri arasındaki görüşmelere sıkıştırıldığı göz önüne alındığında, Meclis’in erkek merkezli siyaset aklını aşması için ne yapılması gerektiğini de Derya Arslan’la konuştuk. Ona göre bunun yolu yaşamın her alanını örgütlemekten geçiyor:

“Barışı toplumsallaştırmalıyız. Israrla, inatla bunun mücadelesini vermeliyiz. Kadınların deneyimlerini ve taleplerini sürecin merkezine taşıyacak irade, sokakları, mahalleleri, işyerlerini ve yaşamın her alanını örgütlemekten geçiyor. Biz barışın kadınlar cephesinden toplumsallaşacağına inanıyoruz. Bu nedenle barışı çok boyutlu düşünmek ve yaşamın her alanında toplumsallaştırmak gerekiyor.

Dünya deneyimlerinden söz etmiştim; bize gösterdikleri en önemli gerçeklerden biri şu: Kadınların yalnızca temsil edildiği değil, karar süreçlerine doğrudan katıldığı barış süreçleri daha kapsayıcı ve daha kalıcı oluyor.

Fabrikadaki işçi kadının barışıdır bu. Tarladaki mevsimlik tarım işçisi kadının barışıdır. Evlatlarını kaybeden annelerin acılarını ortaklaştırarak bir daha bu acıların yaşanmaması için mücadele eden kadınların barışıdır. Yıllardır haklarına ve kazanımlarına savaş açan erkek egemen zihniyete karşı mücadele eden kadınların barışıdır.

Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Ancak asıl mesele, bu süreci erkek aktörlere ve erkek egemen akla bırakmamaktır. Bunun yolu da barışın kimin barışı olduğunu daha fazla anlatmaktan, kadınların taleplerini görünür kılmaktan ve bu talepleri toplumun her alanında ortaklaştırmaktan geçiyor.

Gerek üst kurulda gerekse oluşturulacak alt kurullarda kadınların hangi mekanizmalara ihtiyaç duyduğunu birlikte belirlemeliyiz. Çünkü kadınların talebi çok açık: Şiddetsiz ve sömürüsüz bir dünya, özgür ve eşit bir yaşam, kadınların kazanılmış haklarına yönelik saldırıların son bulması ve kayyım rejiminin sona ermesi.

Bu taleplerin karşılık bulacağı mekanizmalar, yalnızca erkek aktörlerin yer aldığı yapılarla oluşturulamaz. Kadınların eşit ve etkin biçimde yer aldığı, söz ve karar sahibi olduğu kurulların oluşturulması gerekiyor. Ancak o zaman kadınların talepleri sürecin merkezine taşınabilir ve barış gerçekten toplumsallaşabilir.”

‘Takım elbiseli adamlar kendi satrançlarını oynarken kadınlar hayatta kalmaya çalışıyor’