Kanayan hafıza Gar Katliamı
Hicri İzgören 10 Ekim 2026

Kanayan hafıza Gar Katliamı

Kanayan hafıza Gar Katliamı

 

Türkiye’nin modern siyasi tarihinin hafızasında, iyileşmesi en zor, kabuk bağlamayan derin bir yara var. 10 Ekim 2015 sabahı, Saat 10.04… Ankara Garı’nın önündeki meydanda, ülkenin dört bir yanından gelen binlerce insan bir araya gelmişti. Yükselen ses; savaşa, çatışmaya ve kutuplaşmaya karşı atılan ortak bir çığlıktı: “Emek, Barış ve Demokrasi.”

Ancak o sabah gökyüzünü barış güvercinlerinin kanat çırpışları değil, kenti yasa boğan patlama sesleri kapladı. Cumhuriyet tarihinin en kanlı saldırısında 104 canımızı yitirdik; yüzlerce insanımız bedensel ve ruhsal yaralarla o meydanın izlerini taşıyor hala.

10 Ekim, yalnızca takvimdeki bir yaprağın anılması ya da istatistiki bir matem günü değil, bu ülkenin toplumsal vicdanında, adalet arayışında ve ortak geleceğe olan inancında kırılmanın yaşandığı tarihsel bir eşiktir.

Saldırının ardından geçen yıllar boyunca o meydan, sadece bir katliamın gerçekleştiği coğrafi bir nokta olmaktan çıktı; adalet mücadelesinin, dayanışmanın ve kaybettiklerimizin anısını yaşatma iradesinin anıtlaşmış simgesine dönüştü. Kaybettiğimiz her bir canın; bir öğrencinin, bir işçinin, bir öğretmenin, bir emeklinin ya da henüz hayatın baharındaki bir gencin hikâyesi, o meydanın taşlarına kazındı.

***

Bu ülkede insanlar baskıyı ve zulmü yıllarca hücrelerinde hissederek yaşadı. Onu normal bir şeymişçesine kanıksadı. Bazen de unuttu yaşananları.

“Aklı beşer nisyan ile malûldur” derler. Yani insan aklı unutmaya meyillidir, insan çabuk unutuyor…

Tarih, bir bakıma insanlığın hafızasını elinde tutar. Günlük hayatın içinde yaşanan acıları unuturuz, zaman içinde üstü küllenir. Oysa unutmak, hafıza yükümlüğünü yok etmek, farklı bir zamanda farklı bir mekanda her şeyin yeniden yaşanabileceği gerçeğini de unutmak olur.

Unutturmak hükmedenin tuzağıdır bir bakıma… Zalim, hafızayı körelterek uzun zaman zulüm edebilir ancak. O halde zulme uğrayan unutmamalı… Daima hatırlamalı… Bu da yetmez belki… Unutmaya başlayana hatırlatmalı.

Unutma’nın arkeolojik kazısını yapan bilim; hatırda tutmanın, unutmamanın insanoğluna pek cazip gelmediğini söyler. Unutuş bir virüs gibi insanlığın hafızasındaki tüm bilgi-işlem merkezlerini bozmaktaymış. Bu durum daha çok yaşanan acılar için geçerli sanki…Oysa unutmamak gerekir. Çünkü unutmak, umudu kaybetmek anlamına gelir biraz da.

Unutmayalım ki, gelecek adına umutlar yaratabilelim, geçmişimizle hesaplaşıp zulme karşı direnelim. Çünkü unutmamak direnmektir!

Unutmanın ve unutturmanın en kolay yol olduğu günümüz dünyasında hafıza hayati bir direniş alanıdır. Ankara Garı önüne kurulması istenen anıt ve katliamın yıl dönümlerinde yapılan anma törenleri, acıyı taze tutmak için değil; benzer acıların bu topraklarda bir daha asla yaşanmaması adına bir toplumsal hafıza inşa etmek içindir. Çünkü biliyoruz ki, unutulan her acı, tekrarlanma riskini içinde barındırır.

10 Ekim katliamının üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, o gün meydana düşen karanlığın karşısına koyabileceğimiz en güçlü şey, meydandaki insanların o gün haykırdığı değerlerdir: Yan yana yaşama iradesi, demokrasi ve barış.

Hatırlayalım. Unutmayalım.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.