Kapalıçarşı çok kapalı
Hüseyin Bul 11 Ekim 2026

Kapalıçarşı çok kapalı

Kapalıçarşı çok kapalı

Armağan Tunaboylu’nun Komiser Berkun İstanbullu karakterine can verdiği üçüncü romanı Kapalıçarşı’da Feci Bir Cinayet diğer serilerde olduğu gibi Maceraperest Yayınları’ndan çıktı. Üslubunu her seferinde daha da belirginleştiren yazar serinin yeni halkasında Türkiye gündemine bodoslama girmiş.

Armağan Tunaboylu yerli polisiye edebiyatta ilk akla gelenlerden bir yazar. Zaman zaman cinai öyküler de yazan yazarın dili oldukça sade ve eğlenceli. Karakterlerini iyi tanıyor ve konuştururken absürt durmuyor. Sosyeteden biriyse karakter konuşurken köpüğü görür ve hissedersiniz; biraz sonra hepsi uçup gidecektir. Sokaktan biriyse ağdasız cümlelerinden, sinkaflı belirteçlerinden, çalışan biriyse tırnaklarının arasındaki kirden veya koşuşturmasından hayata geç kalmasından şıp diye anlarsınız. Zira dediğim gibi yazar karakterlerini yaratırken muhtemelen akşam karşısına alıp konuşuyor, hal hatır soruyor, derdini dinliyor, derdi olmayana dertli dertli bakıyordur. Aksi takdirde Berkun İstanbullu’yu bu kadar saygısız, titiz, hijyen takıntılı, evhamlı, vefalı ve havalı yapamazdı. Ha keza Semra da o kadar canlı kanlı olarak karşımızda oturuyor ki yanlışlıkla ağzında ‘ötekilere’ karşı yanlış bir kelime veya seksist bir konuşma duyduğunda uçan tekme atacak kadar asabi olduğunu biliyoruz. Peki, yazar bunu okuyucuya nasıl verdi derseniz, sanıyorum doğru yer ve zamanda doğru diyalog/replikle…

Komiser Berkun İstanbullu direksiyonu hangi tarafa kıracak?

Kapalıçarşı’da Feci Bir Cinayet, görevden alınan ya da kızağa çekilen Berkun İstanbullu’ya amiri Sezai tarafından on bir yıl önce Kapalıçarşı’da işlenmiş bir cinayet dosyasını araştırması için görev verir. Bunu yaparken çok da umutlu değildir. Daha çok oyalansın diyedir bu görev. Fakat Berkun’u çok iyi tanıdığını sanan amiri bu soruşturma boyunca aslında çok da iyi tanımadığını öğrenir. İşler sarpa sarınca artık geri dönmek için çok geçtir ve atı alan Üsküdar’ı geçmiştir. Üsküdar’ı geçen Komiser Berkun’un önünde iki yol vardır: ya cinayetin ucu kime varırsa varsın işi sonuna kadar götürmek ki bu hayatına mal olabilir, ya da hakkındaki soruşturma neticeleninceye kadar çiçekleriyle hasbıhal edip antik radyoların karşısında iç geçirecek hayatını devam ettirecek. Önceki iki kitabı okuyanlar (https://bianet.org/yazi/bir-polisiye-romandan-da-cikti-hepimiz-multeci-adayiyiz-263432-) (https://yeniyasamgazetesi9.com/cesur-gazeteciler-hep-olacaktir/) kavşakta Berkun’un direksiyonu hangi tarafa kıracağını elbette ki tahmin eder.

Yaygınca kullanılan dil yanlışları (söylem) için romanın bazı bölümlerinde dil dersi vermekten geri durmadığı gibi teşbihlerinde okuyucuyu tebessümle okumasını başarıyor. ‘Cebinde tank olsa bulamayacak kadar beceriksizdi’ gibi. Yukarıda da belirttiğim gibi yazarın üslubu okuyucuyu romana çekiyor. Gel sana bir şey anlatacağım diyor ve konu konuyu açıyor, bir hikâyeyi diğerine eklemeyi ustalıkla beceriyor.

Kapalıçarşı aslında ne satıyor?

Hastalık derecesindeki temizlik takıntılı Berkun üzerinden okuyucuya soru sormayı da metne ekleyerek okuyucunun bütün dikkatini çekmeyi başarıyor. Berkun’un önündeki iki yol var dediğimiz yer işiyle alakalıyken yazar özel hayatına da bir kavşak koyarak okuyucuya soruyor. Halası Şaheser’in Berkun’dan bazı şeyleri (çocukluğuna, ailesine dair) gizlediği için bir cezayı mı hak ediyor yoksa oğlu gibi bakıp büyüttüğü için vefalı davranıp nankörlük etmeyerek saygıyı mı? İkiye böldüğü okuyucunun gönlünü hoş tutarak bir bölümü için Berkun’un eline zippo çakmak tutuşturuyor diğer bölüm için de naif davranarak ya telefonunu yüzüne kapattırıyor ya da telefonu hiç açmıyor.

Onbir yıl önce cinayetin işlendiği Kapalıçarşı’nın kendini anlattığını görüyoruz. Binbir gece masalları gibi hikâye üstüne hikâye anlatarak müşteriye kuyum yerine masal anlattığını, masal sattığına şahit oluyoruz. Hikâyeye verilen tepkiye göre beklenti satıyor müşterilerine. Yazar bunu çok iyi yakalamış. Altın, ziynet eşyası her yerde var, önemli olan nasıl sattığındır. Türlü hikâyelerle çerçeveleyip sattığında herkesin bir hikâyesi vardır özdeyişinin yanına her eşyanın da bir hikâyesi neden olmasın hizmetini müşterinin kucağına bırakarak ‘ayağını alıştırıyor.’

Çetelerin devlet-siyaset-emniyet imkânlarını ve ayrıcalıklarını kullanarak ülkeyi nasıl soyduklarını, zorbalıklarını yasalaştırdıklarını, her satırda her bölümde paranın hükümranlığının altının çizildiği, vicdanıyla cüzdanı arasında sıkışıp kalanların nasıl yasa, kural tanımadıklarını kurguya sahici bir şekilde yerleştirilen Kapalıçarşı’da Feci Bir Cinayet temposu yüksek bir polisiye roman. Kendinizi bir filmin içinde bulmanız işten bile değil. Hangi film olduğunu okuyucuya bırakayım.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.