• Ana Sayfa
  • Ekoloji
  • Karakaya köylüleri yaşamı savunuyor: ‘Ezilsek de yıkılsak da direneceğiz’

Karakaya köylüleri yaşamı savunuyor: ‘Ezilsek de yıkılsak da direneceğiz’

Çorum Karakaya’da planlanan taşocağına karşı direnen köylüler, ÇED sürecinde usulsüzlükler yapıldığını ve köylerinin hedef alındığını savunarak, “Toprağımızı vermeyeceğiz, yaşamımızı savunuyoruz” mesajı verdi.

Karakaya köylüleri yaşamı savunuyor: ‘Ezilsek de yıkılsak da direneceğiz’
  • Yayınlanma: 31 Mart 2026 13:07
  • Güncellenme: 31 Mart 2026 13:12

Çelikler Holding’in, aynı zamanda İbrahim Kaypakkaya’nın doğduğu köy olan Çorum’un Karakaya köyünde planladığı taşocağına karşı köylülerin tepkisi ve direnişi sürüyor. Karakaya köylülerinden Cuma Canbolat, taleplerini ve ÇED sürecindeki ihlalleri İlke TV’ye anlattı.

Karakaya köylülerinin yaşamı savunduğunu belirten Canbolat, “Karakaya köylüleri köyünü, toprağını savunuyor, yaşam hakkını savunuyor. Köyde 5 kişilik oluşturduğumuz direniş grubundanım. Köyüm adına, toprağım adına çetelere karşı mücadele ediyorum. Köyümüzü, yaşantımızı, evimizi dağıtmasınlar. Biz toprağımızı, evimizi savunuyoruz. Taşı başka yerden alma şansları var, köyümüze, toprağımıza zarar vermesinler” diye belirtti.

“Bilirkişi raporu gerçekleri yansıtmıyor”

ÇED raporuna değinen Canbolat, “ÇED raporu tamamen şirketin kontrolünde gidiyor. Parası olan, güçlü olan mantığı hüküm sürüyor bu ülkede. Kanunen yüzde 100 haklı olduğumuz bir konuda bilirkişi mesafe 50-100 metre diyor. Köylüye sormadan yazıyorlar. 600-700 tane canlı malımız var. Devletin kayıtlarında göründüğü halde raporlarda 40-50 tane geçiyor. Rakamları küçültüyorlar. Sulu tarım yaptığımız yerler yazılmıyor. Meyve bahçelerimiz gözükmüyor. Tamamen köyü atıl bir şekilde göstermek için bu raporlar mahkemede değişiyor. Bilirkişinin bilirkişi olmasının ne anlamı kaldı? Biz gerçeklerin yazılmasını, dikkate alınmasını istiyoruz. Burada bir dinamit patlasa kerpiç evlerimiz var ilk başta gidecek bunlar. Bunları bilmek için evliya olmaya gerek yok. Israrla söylüyoruz, mesafeyi görmüyorlar. Dağın ta öbür ucunu gösteriyorlar. Tamamen kafaya koymuşlar, kanunları hiçe sayan bir mantık var. Bilirkişi raporunun gerçekleri yansıtmadığına inanıyoruz” diyerek raporların mahkemede değiştiğine, köylülerin arazilerinin raporlara küçülterek yazıldığını belirrti.

“Düşman hukuku uygulanıyor”

Köylerinde Alevi ve solcuların ağırlıkta olduğunu belirten Canbolat, bu sebeple taş ocağında ısrar edildiğini vurguladı: “En az 1 km mesafe olması gerekirken 20-30 m mesafede bu taş ocağı yapılması demek oradaki insanlara düşman hukukuyla yaklaşmak demektir. Bunun başka bir açıklaması olamaz. Köyümüzün Alevi ve solcu olmasından kaynaklandığını düşünüyoruz. Bu kadar ısrarın arkasında düşman hukuku var. Bu kadar yasalar bizden yanayken ısrar ediliyorsa köyümüzü yok etmeye yönelik siyasi bir girişimdir”

“Orman arazisinde dinamiti bırakın dal kopartamazsınız. İlk günlerde kepçeleri durdurduk ama en az 10 15 dalımız ağacımızı kepçe dağıttı. Bu kepçelerle ormanı talan etmek nasıl bir şey? Burası tarihi Hitit uygarlığının içinde yer alıyor. Kültür yolu gözüküyor. Taş ocağının yolundan giden. Valilik kültür yolu ilan ediyor. Köylünün canı olan toprağı ortadan bölündü gitti. Değeri kalmadı tarlanın. Bari evlerimizi yıkmasınlar. Hem malımızdan hem canımızdan olacağız. Bu nasıl bir yaklaşımdır? Bunun arkasında art niyet olduğunu düşünüyoruz” diyen Canbolat, kepçeleri direnişle durdurduklarını, köylerinin tarihi bir alanda bulunduğunu ifade etti.

“Mezarımıza girmek bile yasak”

Köylüler olarak ağır bir baskı altında olduklarını belirten Canbolat, İbrahim Kaypakkaya’nın mezarını ziyaret etmenin yasak olduğunu, köye giriş çıkışlarda kontrol uygulamalarına maruz kaldıklarını belirterek şunları söyledi: “Bizim yaşadığımız sorunlar inanın ilkel yaşantılarda olmaz. Televizyonlarda çağ atladık diye anlatıyorlar. Parası olana gelişiyor, İşçiye, emekçiye, köylüye, farklı düşüncelere gelişmiyor. Nasıl bir baskıdır ki köyümüze girerken çıkarken kontrol altındayız. Mezarımıza gitmek yasak. İbrahim Kaypakkaya mezarından korkuluyor. Giriş çıkışlar kontrol altında. Günlük bu uygulamalara maruz kalıyoruz. Şu anda bir haber aldım jandarma beni arıyormuş.”

“Sakat haliyle yerlerde sürüklendi”

“Çok büyük baskı altındayız. Kamuoyundan, duyarlı insanlardan destek bekliyoruz. Bir köy yok olmak üzere. Sermaye köyümüzü yıkıp geçecek. Hem ekonomik hem siyasi olarak yok edecekler. Hem yoldan kazanacaklar hem de bu bahaneyle solcu Alevi bir köyü kaldırmak istiyorlar. Bunu da devlet eliyle yapıyorlar. Jandarma köylünün yanında olması gerekirken şirketin yanında oluyor. Çok darp edildik. Sakat Behzat abimiz var, sakat haliyle yerlerde sürüklediler. Tüm kamuoyundan destek bekliyoruz. Yapabileceğimiz imkanları zorluyoruz gerekirse daha da oturacağız ama gücümüz kudretimiz bu. Tüm duyarlı, ülkesini seven insanlardan çetelere karşı yanımızda yer almasını istiyoruz.”

“Ezilsek de yıkılsak da direneceğiz”

“Biz anayasal hakkımız olan yaşamımızı savunuyoruz. Karşımızdaki sermayenin ezeceğini biliyoruz ama ezilsek de yıkılsak da direneceğiz. Köyümüzü, toprağımızı vermeyeceğiz. Direniş çadırı kuruyoruz, köylüler olarak destek verilmesini bekliyoruz. Bizi dövüyorlar, darp ediyorlar. Şu anda muhtarlıkta Cuma Canbolat aranıyormuş. Cuma Canbolat toprağını savunuyor. Bu ülkeyi soyanları arasınlar hırsızı haydutu arasınlar”

Karakaya köylüsü Cuma Canbolat, ayrıca jandarmanın direnişte yer alan köylüler üzerinde baskı kurduğunu, soruşturmalarla köylülerin yıldırılmaya çalışıldığını aktardı. Bugün de köylüler olarak Meclis’te basın açıklaması yapmak istediklerini belirtti.