• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Karayılan: ‘Hattımız demokratik siyaset, sürecin ilerlemesi için Öcalan’ın statüsü tanınmalı’

Karayılan: ‘Hattımız demokratik siyaset, sürecin ilerlemesi için Öcalan’ın statüsü tanınmalı’

Murat Karayılan, çözüm sürecinde silahsızlanma için “Öcalan’ın fiziki olarak özgür kalması ve statüsünün yasallaşması gerektiğini” söyledi. Çerçeve yasayı yetersiz bulan Karayılan, bölgede barış için önerilerinin, bölge halklarının ilişkilerinin güçlendirildiği demokratik siyaset hattı olduğunu belirtti.

Karayılan: ‘Hattımız demokratik siyaset, sürecin ilerlemesi için Öcalan’ın statüsü tanınmalı’
Karayılan: ‘Hattımız demokratik siyaset, sürecin ilerlemesi için Öcalan’ın statüsü tanınmalı’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 12 Ekim 2026 14:28
  • Güncellenme: 12 Ekim 2026 15:33

Murat Karayılan, Türkiye’de devam eden çözüm sürecini, Suriye’de Esad rejiminin devrilmesinin ardından Suriye Geçici Hükümeti ile SDG arasında varılan entegrasyon anlaşmasını ve Ortadoğu’da devam eden çatışmaları değerlendirdi.

‘Savaş, küresel egemenlik arayan güçler arasında’

Amargi’den Kamal Chomani‘nin sorularını yanıtlayan Karayılan, Hamas’ın İsrail’e yönelik 7 Ekim’deki saldırısının ardından tüm Ortadoğu’da yeniden dizayn edilen güvenlik mimarisini ve köklü siyasi değişiklikleri, “Hegemonya için yarışan kapitalist güçler arasında küresel bir savaş” olarak nitelendirerek şöyle dedi:

“Yöntemleri bakımından Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından farklıdır. Tek bir olay değil; zamanla ortaya çıktı, yayıldı ve bugüne kadar devam ediyor. Hegemonya için yarışan kapitalist güçler arasında küresel bir savaştır. Küresel egemenlik arayan güçler arasındadır. Ukrayna-Rusya çatışması da var ve Ukrayna NATO ülkeleri tarafından destekleniyor. Üçüncü Dünya Savaşı çeşitli yöntemlerle devam ediyor. Birincil amaç Ortadoğu’da egemenlik kurmaktır. ABD önderliğindeki küresel kapitalist aktörler Çin’den korkuyor” ifadelerini kullandı.

‘Savaş bölgeye yayılıyor, Suriye’nin durumu hâlâ belirsiz’

ABD’nin temel amacının Çin’in ilerleyişini durdurmak olduğunu savunan Karayılan, “ABD, İsrail ve İran arasındaki savaşın genişleyerek bölgeye yayılması” ihtimalinin güçlü olduğuna dikkat çekerek şöyle devam etti:

“ABD ve Çin birçok alanda birbirleriyle rekabet ediyor. Özellikle yapay zeka (YZ) ve yeni teknolojilerin geliştirilmesi konusunda. Bu güçler, Çin’in 10 yıl içinde ABD seviyesine ulaşacağına ve Ortadoğu’da egemenlik kuracağına inanıyor. Batıdaki küresel kapitalistler bunu büyük bir tehdit olarak görüyor. Bu savaşın amacı Çin’in yayılmasını engellemektir. Bu yüzden Rusya’yı zayıflatmaya ve İran’ı yenmeye çalışıyorlar. Çin’in ilerlemesini durdurmak için Mısır’dan Kazakistan’a bir hat kurmaya çalışıyorlar. Bu açıkça belirtilmiyor, ancak temel amaç bu. Enerji kaynakları kapitalist güçler için çok önemli. Ayrıca çip ve güneş paneli üretiminde kullanılan nadir toprak mineralleri ve önemli bir enerji kaynağı olan uranyum da var. Bu enerji kaynaklarını kontrol etmek temel bir amaçtır. Savaş, enerji kaynakları ve enerji koridorları ile bu konuda nasıl üstünlük ve güç kazanılacağı üzerinedir. Bu durum devam edecek, özellikle de ABD, İsrail ve İran arasındaki mevcut savaş sürecek ve hatta muhtemelen daha da genişleyecek. Her neyse, bölge artık sadece İran-ABD savaşıyla değil, daha büyük sorunlarla karşı karşıya. Savaş yayıldı. Suudi Arabistan ile Husi milisleri arasındaki savaş şiddetlendi. Savaş bölgeye yayılıyor. Suriye’deki durum hâlâ belirsiz. Yarın ne olacağı belli değil. Özetle, Üçüncü Dünya Savaşı bu çerçeve içinde devam etmektedir.”

‘Savaşı çözüm olarak görmüyoruz, taraf tutmuyoruz’

Ortadoğu’nun yeni güvenlik arayışları çerçevesinde, Suriye’deki iç savaş boyunca IŞİD’e karşı Uluslararası Koalisyon güçleriyle birlikte mücadele eden Kürtlerin bölgedeki geleceğine ve barış çabalarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Karayılan “Biz savaşa karşıyız ve üçüncü bir çizgiyi temsil ediyoruz: Halk demokrasisi çizgisini” dedi.

Karayılan şu yanıtı verdi:

“Öncelikle şunu söylemek isterim ki, savaşı bir çözüm olarak görmüyoruz. Bu savaş, bölge halklarının veya dünyanın çıkarlarına hizmet etmiyor. Bu savaş, yöneticilerin ve kapitalistlerin çıkarlarıyla ilgili. Biz savaşa karşıyız ve üçüncü bir çizgiyi temsil ediyoruz: Halk demokrasisi çizgisini. Bu savaşta taraf tutmuyoruz ve savaşı bir çözüm olarak görmüyoruz.

‘Bölgenin tüm bileşenleri için çıkar, demokratik sistemde yatıyor’

“Bizim Rêber Apo formülümüz doğru olanıdır. Lider Apo’nun yaklaşımı, Demokratik Ulus kavramına dayanmaktadır. Bölge halkları arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi ve geliştirilmesi esastır. Buna dayanarak, dar ulus devletlere değil, demokratik konfederalizme dayalı bir sistem kurmayı öneriyoruz.

Burada bölge halklarının özgürleşmesini ve çıkarlarını görüyoruz. Kürt, Arap, Türk, Fars, Ermeni veya Asur-Süryani olmaları fark etmez. Bölgenin tüm bileşenleri için çıkar, savaştan ziyade demokratik bir sistemde yatmaktadır. Bugün, kadın devrimine dayalı bir halk demokrasisi çizgisi geliştirmek istiyoruz. Kadın özgürlüğüne dayanarak, demokratik bir ulus zihniyeti, birlik ve demokratik konfederalizm ile tüm halklar arasında demokratik bir toplum inşa etmeyi hedefliyoruz.

‘Türk devletinin planları farklı, İsrail’in farklı’

Biz bunu temel çözüm olarak görüyoruz. Dahası, bahsettiğiniz bölgesel devletler…

Kendi aralarında birlik içinde değiller. Örneğin, Türk devletinin planları farklı. İsrail’in planları farklı. Herkesin kendi stratejisi var.

ABD ile NATO ortakları arasında gerilimler mevcut; hepsi birlik içinde değil. Bir yanda İran Şii çizgisini temsil etmek isterken, diğer iki yanda da Türkiye ve İsrail var. Bunlar arasında da çatışmalar mevcut. İki gün önce ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun müttefikleri arasındaki çelişkilerin savaşa dönüşmesine izin vermeyeceklerini söylediği doğru. Yunanistan ve Türkiye arasındaki çatışmaya atıfta bulunuyordu.

İsrail-Türkiye ilişkisi konusunda aynı görüşte olabilirler. Ancak, aralarındaki çelişkiler oldukça derindir. Bölgeye ilişkin farklı hesaplamaları vardır.”

Kürtlerin, bölgedeki diğer halklara da “üçüncü bir yol” önerdiğini söyleyen Karayılan, Türkiye ve Suriye özelinde demokrasi temelinde böyle bir dinamiğin olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Kürtler bunu halkların kardeşliği ve demokrasi temelinde başarabilirler. Örneğin, Türkiye’de Demokratik Millet çizgisinin ilerlemesi ve güçlenmesi için sağlam bir zemin var ve aynı durum Suriye için de geçerli. Kürtler ve Araplar birlikte ana demokratik güç olma potansiyeline sahipler. Suriye’de böyle bir temel mevcut. Ancak bu, mücadele gerektiriyor. Demokratik siyaset ve işbirliği için mücadele şart. Halk devriminden bahsediyoruz. Tekrar belirtiyoruz ki, savaşı bir çözüm olarak görmüyoruz. Savaş çözüm değildir. Savaş acı, ölüm ve yıkım getirir. Ancak barış ve demokrasiye dayalı halk mücadelesi daha fazla sonuç verecektir. Buna inanıyoruz ve bu mücadeleyi ilerletmeliyiz.

‘Demokrasi bayrağı, kadın özgürlüğü temelinde yükseltilmeli’

Şimdi, bazı insanlar demokratik ulus perspektifinin işe yaramadığını ve Kürt halkının çıkarına olmadığını düşünüyor. Bu doğru değil. Ortadoğu’daki Kürt toplumunun refahına katkıda bulunabilecek iki şey var. Birincisi, demokrasi ve kadın özgürlüğü bayraklarını yükseltmek. Kadın özgürlüğü temelinde, demokrasi bayrağını yükseltmelidirler. İkincisi, halklar arasında kardeşlik ve işbirliği zihniyetini geliştirmektir. Bu şekilde Kürtler başarıya ulaşabilir ve stratejilerini güçlendirebilirler. Şimdi Suriye’de bu stratejiyle Kürtler kendilerini güçlendirebilir ve başlıca bir güç haline gelebilirler. Aksi takdirde, sayıları sınırlı olduğu için fazla bir şey yapamazlar. Sadece dar milliyetçilikle herhangi bir sonuca ulaşamazlar. Milliyetçi, ulus devlet zihniyeti Kürtleri daraltıyor ve izole ediyor. Bu, Kürtlerin çıkarına değildir. Bu nedenle, Lider Apo, Kürt halkının ve bölgedeki diğer halkların çıkarları için yeni bir strateji ortaya koymuştur. Bu, demokratik bir toplum stratejisidir. Birlikte katkıda bulunan, demokratik bir ulus temelinde mücadele eden bir toplum, mücadelesini artırır. Bu, Kürt halkının çıkarınadır ve bu şekilde güçlenip başarılı olabilirler.

‘Bölgenin nasıl yönetileceği konusunda üstünlükçü bir zihniyet söz konusu’

Bu şekilde, içinde bulunduğumuz çağa uygun derin bir farkındalıkla, Kürt halkının demokratik sosyalist toplum çerçevesinde bir rol oynamasını, öncü olmasını istiyoruz; demokratik bir toplum ve demokratik bir millet olarak, bu çağda Kürtlerin bu rolü üstlenmesini, devrimci öncüler olarak mücadele etmesini istiyoruz.

PKK’nin ‘üçüncü hat’ önerisinin yanı sıra Ortadığu’nun geleceğine dair İsrail ve Körfez ülkeleri arasındaki İbrahim Anlaşmaları, İran’ın “direniş ekseni”, “Şii hilali” ve yeni gğüvenlik dizaynının bir parçası olarak gelişen, Mekke Anlaşması başta olmak üzere halihazırda Sunni ittifaklarının da var olduğu diğer projeleri nasıl gördüğüne ilişkin soruyu da yanıtlayan Karayılan, şöyle devam etti:

“Burada bir risk görüyoruz. Bunu bölge halklarının çıkarına uygun görmüyoruz. Sizin tarif ettiğiniz bu üç çizginin hiçbirinde bunu görmüyoruz. Bunlar bölge halklarını bölüyor. Aralarındaki düşmanlığı artırıyor. Savaşı bölgesel bir savaşa dönüştürüyor. Bakın, bu savaş özünde küresel bir savaş. Üçüncü Dünya Savaşı; ancak bunlar onu bölgesel bir savaşa dönüştürüyor. Şiiler ve Sünniler arasında savaş. İran ve Arap Körfez ülkeleri arasında savaş. Bu, üstünlükçü bir plan ve zihniyetten kaynaklanıyor. Bölgenin nasıl tasarlanacağı, nasıl kontrol edileceği ve nasıl yönetileceği konusunda üstünlükçü bir zihniyet söz konusu. İşte böyle bir plan. Bu nedenle, biz buna tamamen karşıyız. Buna karşılık biz farklı bir çizgiyi temsil ediyoruz: Halk demokrasisi çizgisini. Bu yüzden diyoruz ki, bu tür planlar bölge halklarının çıkarına değildir, iç savaşlara yol açar, baskıcı bir zihniyetten kaynaklanır ve bu tür gerilimleri körükler.

Örneğin, Mekke Paktı hangi temele dayanarak oluşturuldu? Bölgedeki iç savaşları önlemek için. Bunu doğru bulmuyoruz. Biz buna karşıyız. Bu nedenle, halkların birliğini ve demokratik bilincin gelişmesini istiyoruz. Bakın, tarihsel olarak bölge halkları barış içinde birlikte yaşadılar. İnsanlığın ve medeniyetin beşiği, Neolitik Devrimin gerçekleştiği yer olan Mezopotamya’daki Zagros Dağları’nda, Ortadoğu’ya özgü bir kardeşlik kültürü vardır ve bu kültür bölgede hala mevcuttur.

Bu durum derin köklere sahip, geçmişten gelen bir sorundur. Bölge halkının barış içinde birlikte yaşaması yönünde bir zihniyet vardır. Ancak kapitalist modernite, çıkar odaklı yaklaşımı ve kontrolcü zihniyetiyle egemenliğini dayatıyor ve bölgenin kaynaklarını gasp ediyor. Bu da mezhepler ve dinler arasında savaşlara yol açıyor. Bu yolla kendi egemenliğini kuruyor. Özünde, durum buna benzer.”

‘Ne inkar, ne yok etme, ne de isyan’

Irak, Suriye ve Türkiye’de hattında birbiriyle diyalog halindeki barış ve entegrasyon süreçlerinin geleceği hakkında da değerlendirmelerde bulunan Karayılan, “Ne inkar, ne yok etme, ne de isyan. Yol, demokratik bütünleşmeyi ilerletmektir” ifadelerini kullandı.

Karayılan, bu süreçleri bölge genelinde “yeni bir dönemin başlangıcı” olarak gördüğünü belirterek şöyle devam etti:

“Bu sadece Kürtler ve komşu devletler için değil, daha genel bir yeniden doğuşa da yol açabilir. İddiamız şudur: Bu yeni stratejinin ilerlemesiyle bölge için yeni bir çağ başlatmak istiyoruz. Her şeyden önce şunu söyleyeceğim: Yönetici devletlerin inkâr ve yok etme politikalarından vazgeçmelerini istiyoruz. Başka bir deyişle, üstünlükçü devletler inkâr ve asimilasyon politikalarından vazgeçmelidir. Kürtler ise isyandan vazgeçmelidir. Ne inkar, ne yok etme, ne de isyan. Yol, demokratik bütünleşmeyi ilerletmektir.

Biz, son 53 yıldır mücadele veren bir hareketiz. Ve herkes biliyor ki, bu mücadele çok zordu, değil mi? Birçok fedakarlık gerektirdi. Bizler her şeyi feda etmeye hazır insanlarız; eskiden hayatlarımızı feda ederdik, kişisel veya bireysel çıkarlarımız, maddi çıkarlarımız yoktu, her şey anlamla ilgiliydi. Anlam dolu bir hareketti bu. Amaçlarımız uğruna canlarımızı vermeye hazırdık. Bu sadece özveri meselesi değil, aynı zamanda hayatlarımızı bu dava uğruna feda etme meselesidir.

Durum şöyle. Örneğin ben, gençliğimden bugüne kadar hep böyleyim. Lider Apo böyle, tüm arkadaşlarımız böyle. Bir fikre inanıyoruz ve bu fikre olan inancımız uğruna her şeyden vazgeçmeye hazırız. Biz böyle bir hareketiz. Çok zorlu bir mücadele vermiş bir hareketiz. Bakın, ben buradan geliyorum. Neler verdiğimizi, neler vermediğimizi biliyorum.

‘Mücadele yöntemlerimizi değiştiriyoruz’

41 yıl boyunca bir savaş yaşandı. 1984-2025 yılları arasında. 41 yıl sürdü. Sonuç olarak, bu savaşın amacına ulaştığını gördük. Başarılabilecek her şey başarıldı. Bundan sonra siyasete ihtiyaç var. Bu noktadan itibaren, siyaset yoluyla bir sonuca ulaşabiliriz.

Şimdilik bir sonuca vardığımızı söylemiyoruz. Belki bazı sonuçlar elde ettik, ancak mücadele yöntemlerimizi değiştiriyoruz.

Bu dönemde, esasen silahlı mücadelede, ilk dokuz yılda başarılı olmamız gerekiyordu. 1984’te başladık, 1993’te hedefimize ulaştık.

Türk devletinin inkar ettiği Kürt sorunu, savaşla birlikte gündeme geldi ve tartışma konusu oldu.

Gördüğünüz gibi, Kürt sorunu masaya yatırılmalı, tartışılmalı ve müzakereler yoluyla çözülmeliydi.

Ancak son 36 yıldır Türk devleti bunu kabul etmedi. Ne kadar uğraşsak da kabul etmediler. Bazen kabul ettiler, sonra da tekrar baltaladılar. Şimdiye kadar dokuz kez ateşkes ilan ettik. Ve her seferinde Türk devleti bu ateşkesleri özel harekat için kullandı.

Şimdi onların da aynı şeyi yapmak için bunu kullandıklarını söyleyebilirsiniz, ya da söylemeyebilirsiniz; bundan emin değilim.

Ama şimdi devlet tarafından, barışı sağlayacağımız, Kürtler ve Türkler arasında kardeşlik kurabileceğimiz, burada olduğumuz söyleniyor. Devlet Bahçeli’nin bu çağrıyı yaptığını ve daha sonra devlet adına bazı isimlerin konuştuğunu gördünüz.

Lider Apo bu çağrıya olumlu yanıt verdi. Ve bu şekilde barış için yeni bir süreci ilerletmek istiyoruz. Bunu yapıyoruz. Mücadele yöntemlerimizi değiştiriyoruz.

Şimdiye kadar başlıca mücadele yöntemimiz silahlı mücadeleydi. Bakın, silahlı mücadeleden hiçbir şey bilmeyen birçok insan şimdi, “Neden bundan vazgeçtiniz?” diyor.

Savaşın ne olduğunu biliyor musunuz? Bu işi yıllardır yapıyoruz. Şimdi stratejiyi değiştirmenin ve demokratik siyaset stratejisini benimsemenin gerekliliğini görüyoruz.

Bununla birlikte, elbette, savunma hakkı da geliyor. Hiç şüphe yok ki, saldırılar olduğunda herkesin kendini savunma hakkı vardır. İşte biz de bu değişikliği yaptık.

Bu çok önemli. Kürtler için önemli. Bölge için önemli. Yeni yöntemler, yeni bir çizgi uygulamak istiyoruz.”

Türkiye’deki çözüm sürecinin gidişatına ilişkin görüşlerini de paylaşan Karayılan, diyalog aşamasında Türkiye hükümetinin henüz “güven inşa edemediğini” söyledi.

‘Süreç iki yıldır devam ediyor, ikna edici bir adım atılmadı’

Barış çabalarına ilişkin “olumlu da düşünmüyorum, olumsuz da düşünmüyorum” diyen Karayılan şöyle devam etti:

“Bu süreci bir mücadele süreci olarak anlıyoruz. Yeni bir yol açmak, barış ve çözümler için bir yol açmak istiyoruz. Ve sizin de gösterdiğiniz gibi, bu süreç yaklaşık iki yıldır devam ediyor. Ancak şimdiye kadar Türk devleti tarafından, inanç uyandıracak veya ikna edici olacak hiçbir adım atılmadı. İmralı’daki şartların biraz gevşediği doğru. Heyetler geldi. Bu tür şeyler oldu. Lider Apo ile Türk devlet heyeti arasında görüşmeler yapılıyor. Ve bizim hareketimiz ile Türk devlet heyeti arasında da dışarıda görüşmeler oluyor. Diyaloglar ve görüşmeler var. Ancak Türk devleti henüz güven inşa edemedi.”

‘Çerçeve yasa yetersiz, konuya güvenlik perspektifinden yaklaşıyor’

TBMM’den 467 oyla geçen çerçeve yasa hakkında da konuşan Karayılan, yasayı ‘güvenlik perspektifine yaslanan, yetersiz’ bir yasa olarak gördüğünü söyledi:

“Komisyon çok çalıştı ve bir rapor hazırladı. Rapor tam olarak yeterli olmasa da, bazı hususları içeriyordu. Bu temeller üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çerçeve yasa hazırlandı. 464 milletvekilinin onayıyla, oldukça yüksek bir oranda kabul edildi. Türkiye’de daha önce hiçbir yasa bu kadar yüksek bir oyla kabul edilmemişti. Ancak yasa çok yetersiz. Yeterli değil. Yasa konuya güvenlik perspektifinden yaklaşıyor. Ama bu siyasi bir mesele. Yasa en siyasi olanı kapsamıyor. Gerilla silahsızlanması için bir çerçeve çiziyor. Bu yönü de içeriyor. Ama gerilla silahsızlanması Kürt sorununu çözmüyor.

‘Öcalan’ın süreci yönetmesini ve kamuoyuyla konuşabilmesini istiyoruz’

Yani biz bunu şöyle görüyoruz: Bu ilk adım. Ancak sürecin ilerlemesi için fesih kongremizin kararına ihtiyacımız var. PKK’nın 12. kongresi, yani son kongresi. Ne karar aldık? Lider Apo’nun silahsızlanmayı yönetmesi gerektiğine karar verdik. Lider Apo çalışabilmeli, özgür olmalı. Süreci o yönetmeli. Ayrıca, bu örgüt içinde sorumlulukları olan bir kişi olarak, gerillalara silahsızlanıp gitmelerini söyleyemeyeceğimi de söyledim. Lider Apo hapiste. Bunu ben söylemiyorum. Bunu Lider Apo söyleyebilir. Apo, silahsızlanma ve barış sürecinde çalışan heyetin bir parçası olmak istiyor. Bu söyleniyor. Süreci şu anda Lider Apo yürütüyor. Türk devleti değil, biz de değil.

Lider Apo bunu yönetiyor. Lider Apo’nun konumu nedir? Barış ve siyasallaşma koordinatörü. Bunu yasallaştırmamız gerekiyor. Kanun haline getirmemiz gerekiyor. Lider Apo’nun statüsünü netleştirmemiz gerekiyor. Lider Apo, barış ve siyasallaşma sürecinin baş muhatabı, ana müzakerecisi ve koordinatörüdür. Bu açıkça belirtilmelidir.

Devlet bunu henüz yapmadı. Engellerden biri de bu. Şimdi durum böyle. Bu önemli bir sorun. Hem Lider Apo’nun süreci bizzat yönetmesini, hem de kamuoyuyla konuşabilmesini istiyoruz. Tıpkı sizin medya mensupları olarak buraya geldiğiniz gibi, o da gidip konuşabilmeli. Siyasetçiler ve aydınlarla görüşmeli. Kürt meselesinin Türk kamuoyu tarafından anlaşılmasını istiyoruz. Türk devleti, hükümet, bunu kendisi yapmıyor. Bu görevi. Örneğin, hükümet hala Lider Apo’yu terörist lider olarak görüyor.

Bazen medyaları onu böyle nitelendiriyor. Bu bizim için kabul edilemez. Lider Apo iki yıldır bu süreci yönetiyor. Bu süreç Türkiye’nin elini güçlendirdi.

Türkiye bu süreci desteklediğini ve onayladığını söylüyor. O halde Sezar’ın hakkı Sezar’a aittir.

Lider Apo hâlâ hapisteyken bu işe yaramaz. Özgür olması gerekiyor ki bu süreci yönetebilsin. Şu an bu konuda hiçbir adım atılmadı ve biz de onları bekliyoruz.

Yani, statüsünün netleştirilmesi ve rol oynayabilmesi, dışarıdakilerle, medyayla, politikacılarla bağlantı kurabilmesi gerekiyor. Fiziksel olarak özgür olabilmesi gerekiyor.

Eğer bu gerçekleşirse, işler ilerleyecektir. Ayrıca, öncelikle Türk devletinin yetkililerinin hepsi ‘Kürtler ve Türkler kardeştir’ diyor. Doğru. Ve Kürtler ile Türkler arasında barışı sağlamalıyız.

‘Kabul ettiğiniz şeyi kanunlaştırın’

Kürtlerden bahsediyorlar, Kürtlerin varlığını kabul ediyorlar, bu iyi bir şey. Biz diyoruz ki: Kabul ettiğiniz bu şeyi kanunlaştırın, yazın. Kanunla resmileştirilmeli. Bu, yapılan kanunda yok. Dolayısıyla kanuna dahil edilmeli. Bu iki konu bizim için öncelikli konular.

Türk devleti bu konularda adımlar atarsa, bu süreç başarıyla ilerleyecektir.

Özellikle, öncelikle Lider Apo’nun rolünü ve misyonunu belirlemek, statüsünü yasallaştırmak ve tanımak gerekiyor. Bu olmadan süreç ilerleyemez.

‘Metina’yı bizden zorla almadılar, diyalog sonucunda geri çekildik’

PKK’nin silah bırakma sürecine ilişkin konuşan Karayılan, Irak’ın kuzeyindeki Metina’nın Baze bölgesinde bulunan dört barınma alanını boşalttıklarını açıkladı:

Metina’ya baktığımızda, diyalog sonucunda geri çekildik. Metina’yı bizden zorla alamadılar. Bu apaçık ve tarihi bir gerçek. Kimse bunu inkar etmemeli. Eğer inkar edilirse, geri çekilme videolarını göstereceğiz.

Onlarca araçla güçlerimizi geri çektik. Gerçek şu ki, bizi yenemediler. Biz de onları Kürdistan’dan çıkaramadık. Bu da bir gerçek. Bu yüzden ittifaklar ve özgürlük çağına girmek istediğimizi söylüyoruz. Türk devletiyle ittifak kurmak istiyoruz.

Halk olarak birlikte çalışıyoruz ve bir ittifak kurduk. Türk devletinin Kürtleri kendi içine kabul etmesini istiyoruz. Ve Türkiye sınırları dışındaki Kürtleri düşman olarak görmemesini, onlardan korkmamasını istiyoruz. Türk devletinin Kürtlerden korkmamasını ve Kürtlere, bize saldırmayı bırakmasını istiyoruz. Barış istiyoruz.

Devlete diyoruz ki: Kürtlere karşı düşmanlığa son vermelisiniz. Kendi yetkilileri halkların kardeşliğinden bahsediyor. Kardeşliğin gerçekten işe yaraması için, tarihten gelen bu tarihi çabalar ve mücadele, düşmanlık ve savaş değil, dostluk ve barış dönemi açmak istiyoruz. Bu mücadele gerektirir. Başarılı olup olmayacağını zaman gösterecek.

Röportajın tamamına buradan ulaşabilirsiniz.