İstanbul 14’üncü Asliye Hukuk Mahkemesi, Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 23’üncü maddesinde yer alan “Evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır” hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle yapılan başvuru geri çevrilirken; buna göre “Evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır. Kocası ölen kadın yeniden evlenmedikçe ölen kocasının aile kütüğünde kalır. Ancak dilerse babasının kütüğüne dönebilir” hükmü Anayasa’ya uygun bulundu.
AYM üyelerinin çoğunluğu, düzenlemeyi “İdari bir kütük prosedürü” olarak değerlendirirken; karşı oy kullanan üyeler ve kadın hakları savunucuları ise kararı eleştirdi.
Karara tepki gösteren Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) İstanbul Temsilcisi Şirin Yalıncakoğlu, bu tür uygulamaların kadınları belli bir kalıba koyma çabası olduğunu belirtti.
Şirin Yalıncakoğlu, Medeni Kanun’da tanımlanan “soyadı ve soy kütüğü” zorunluluğunun kadınların kamusal alanda çalışması ve verdiği varoluş mücadelesi için kendi soyadını kullanmak istemesi ardından kaldırıldığını hatırlattı. Soy kütüğünü taşıma konusunda kararın daha önce kadına bırakıldığına değinen Şirin Yalıncakoğlu, verilen böylesi bir kararın altında yatan nedeni “Aile yılı ve aile 10 yılı” olarak yorumladı. Bu kararın anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğuna söyleyen Şirin Yalıncakoğlu, kararı veren üyelerin en az yarısının bu duruma karşı çıktığını da sözlerine ekledi.
Eşitlik karşıtı bir tutum
Kadınların birey olduğunu ve özlük haklarını kendilerinin talep ettiği şekilde belirlemesi gerektiğini söyleyen Şirin Yalıncakoğlu, “Dolayısıyla şu anki durumun eşitlik karşıtı bir tutum olduğunu, yeniden ‘evin reisi erkektir’ sistemine dönme aşamasında olduğunu söyleyebiliriz. Böyle bir çaba zaten son yıllarda var. Anayasanın bu kararı iptal etmemesinin nedenini de biliyoruz. İktidarın kadını ailenin içinde bir birey gibi görmemesi, özgür bireyler olarak kabul etmemesiyle doğru orantılıdır. Anayasa Mahkemesi üyelerinin de aynı bakış açısıyla düşündükleri için ve iktidarla ters düşmemek adına böyle bir karar verdiğini düşünüyoruz. Ülkemizde en üst mercilerde olan Anayasa Mahkemesi, eğer kadınların veya başkalarının hak kaybına uğramasına neden olacaksa varoluşunu sorgulamalıdır. Çünkü bu ülkede gidilecek başka yol yoktur” diye konuştu.
‘Kadını ataerkil yapıya mecbur bırakmaktır’
Bu tür karar ve düzenlemeleri “kadınları belli bir kalıba sokma çabası” olarak ifade eden Şirin Yalıncakoğlu, “Anayasa Mahkemesi bu kararla ne yazık ki iktidarın bu çabasına alet oldu. Bundan bir an önce dönülmeli. Zaten bunun kabulü mümkün değil. Kadını kamusal alanda, eğitim, siyaset alanında ve evlendiği erkeğin soyadını veya onun kütüğüne kaydolma zorunluluğu kadını kendi köklerinden koparmaktan başka bir şey değil. Bu, kadını ataerkil yapıya mecbur bırakmak anlamına gelir. Ama kadınlar bunu hiçbir zaman kabul etmedi. Bunun karşısında durmaya da devam edecektir” dedi.
‘Önce kadını hayatta tutmak lazım’
Şirin Yalıncakoğlu, kadınların ana gündeminin böylesi kararların aksine her gün erkekler tarafından şiddete uğrarken ve katledilirken bunu önleyecek kanun ve düzenlemeler olduğunun altını çizerek, “6284 sayılı kanunun etkin uygulanması varken bunun uygulamayıp İstanbul Sözleşmesi gibi toplumun her kesimini, şiddetten, her türlü hak kaybından koruyacak bir sözleşmeden geri adım atılmışken ve kadınlar her gün hayatını kaybederken; şüpheli kadın ölüm sayıları kadın cinayeti sayısı önüne geçmiş. Bunlar önlenemezken kadınların soyadı kütüğünün teknik bir konuymuş gibi konuşulması bir göz boyamadır. Eğer eşitlikçi bakış açısı, kadın erkek eşitliği veya toplumsal cinsiyet eşitliği üzerinde bakacak olursak önce kadını hayatta tutmak lazım” diye kaydetti.
Eğitim ve fırsat eşitliğinin sağlanmadığı bir ülkede önceliğin kadınların soyadının veya kütüğünün hangi erkeğe ait olduğunun önemsiz olduğunu söyleyen Şirin Yalıncakoğlu, “Şu an kimliğimizden çok cinsiyetimize yönelen şiddetin durdurulması gerektiğini söylüyoruz. Bu pozitif bir ayrımcılık gibi görünebilir. Fakat kadının kendi benliğiyle ve kimliğiyle hayatta kalma mücadelesinde herhangi bir yaptırım ve destek uygulamayan hükümet ve Anayasa Mahkemesi bu yaptıkları uygulamayla ‘Soyadı veya kütüğünü koruyoruz, eşitlikçi bakış açısıyla hareket ediyoruz’ söylemlerini kadınlara yutturamaz. Önce kadının beden dokunulmazlığı, ekonomik güvencesi, seçme seçilme hakkının korunması gerekiyor. Öbür türlü bu dolaşan söylemler oyalamadan başka bir şey değildir” dedi.
‘İstanbul Sözleşmesi’ne dönülsün’
İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmesi başta olmak üzere mevcut tüm yasaların etkin uygulaması gerektiğinin altını çizen Şirin Yalıncakoğlu, “Toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmalı. Kadın özgürlüğünün yoluna ket vuran ‘Aile 10 yılı’ gibi kadını ev-hane içinde kalması gereken bireyler gibi gören anlayıştan derhal vazgeçilmeli. Erken yaşta okulu bırakmak zorunda bırakılan tüm kız çocukları daha medeni, çağdaş eğitim sistemi ile hayata atılmalı ve fırsat eşitliği sağlanmalı. TBMM’ye bugüne kadar yaptıklarının üzerine söyleyebileceğimiz şey derhal İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğe konması gerektiğidir. Biricik yaşamlarımızı koruma ve mücadelemizi bütün kadınlarla birleşerek vermeliyiz. Kadın örgütlerinin var oluşu da zaten bu yüzdendir. Hükümet farklı yöntemler geliştiriyor. Kadınların hayatını daha iyileştireceğini iddia ediyor ki gördüğümüz manzara bu değil” diye belirtti.
Tüm kadınları bu uygulamalar karşısında ses çıkarmaya çağıran Şirin Yalıncakoğlu, “Örgütlü mücadele edelim” dedi.
(MA)




