Kobani
Müslüm Yücel 24 Ocak 2026

Kobani

Sınır, Kürtlerin Kürtlere yasaklanmasıdır: Nusaybin’in karşısında Qamışlo, Cizre’nin karşısında Tirbê Spî, Mardin’in karşısında Amude, Kızıltepe’nin karşısında Dirbesiye, Ceylanpınar’ın karşısında Resulayn, Akçakkale’nin karşısında Talabyad, Suruç’un karşısında Kobani, yasaklanmıştır. Böylece Kürtler ailelerinden kopmuştur: Suriye ve Irak kesimi Arapça, İran kesimi Farsça, Türkiye kesimi Türkçe yaşamak zorunda kalmıştır. Devletler, ulus biçiminde bir araya gelirken, Kürtlerin ulusal ve siyasal dinamikleri de yok edilir. Buna rağmen Suriye, Kürtlerin bir kapısı olur.

Birinci Dünya Savaşı’ndan (1914) sonra birçok Kürt ailesi topraklarını bırakmak zorunda kalır; gittikleri yer Suriye’dir. Denilebilir ki göçmen çadırlarının en büyüğü Suriye’de açılır. II. Dünya Savaşı ile (1939- 1945) birlikte Kürtler üç ana akımla yüz yüze gelir; Fransa, Amerika, İngiltere üzerinden liberalizm; Almanya ve İtalya üzerinden faşizm ve Sovyetler Birliği üzerinden komünizm…  Savaşın başlaması ile (1939) Türkiye, İngiltere ve Fransa ile “üçlü ittifak” olarak bilinen Karşılıklı Yardım Antlaşmasını  imzalar; böylece kendini güven altına alır. Amerika, İngiltere ve Fransa Kürtlerle igili kararsızdır ve bu halleri Kürtlerin güvenini sarsar. Kürtler, yüzlerini Sovyetler Birliği’ne döner. Sovyetler Birliği, Erivan Kongresi’nde (1934) Kürtlerin kendi kimliklerini vurgulamasını her ne kadar uluslararası emperyalizmin bir aracı, Kürtleri de emperayalizmin ajanı olarak yorumlasa da, II. Dünya Savaşı yıllarında Kürtlere karşı janus (iki yüzlü tanrı) planı işler; Mehabad Kürdistan Cumhuriyeti (1946) kurulur ve bir yıl sonra yıkılır.

Suriye’de ise savaşın bitmesi ve Fransa’nın (1946) bölgeden çekilmesi ile birlikte, Alman faşizminin etkisiyle, Arap milliyetçiliği (Arabizm) yayılır; faşizm ve liberalizmin basıncıyla Arapça, “milli lisan” ilan edilir, Kürtçe yasaklanır. Kürtçe okumak, yazmak suç, bunların öğrenilmesi ve öğretilmesi cezadır artık. Dahası Kürtçe ve Kürtler, İsrail karşıtlığıyla birleşip Arabizmin gelişmesi için kullanılır; 1956’da Cemal Abdülnasır’ın Süveyş Kanalı Krizi ile İsrail, Fransa ve İngiltere karşıtlığı, içte Kürt karşıtlığına döner; Birleşik Arap Cumhuriyeti kurulur (1958). Bardağı taşıran damla ise Kürtlerin yaşadığı yerlerde, 50’li yıllar boyunca aralıklarla petrolün bulunmasıydı. Bunun üzerine Suriye’de Kürtlere dönük bir temizlik harekatı  başladı (1958); orduda yer alan Kürt subaylar atıldı. Kürtçe müzik dinlemek bile yasak kapsamına alındı. Peşisıra baskılar gelişti; 1962’de Haseke’de nüfus sayımı yapıldı. Bu, sayımda amaç Suriye’ye sızmış olan “Türkiyeli Kürtleri” tespit etmekti. Böylece sakıncalı görülenler “vatandaşlıktan” çıkartıldı ve bölge hızla araplaştırıldı; Arap okullar, Arap dili tek dil oldu. Korku şuydu: 61’de Irak’ta ayaklanan Irak Kürtleri, gibi Suriye Kürtleri de ayaklanır mıydı?

Bu arada 1963’te Arabizm ve sosyalizmin yüksek sesle dillendirildiği Baas Partisi yönetimi ele geçirdi. Suriye’de yeni bir dönem başladı. Baas, varlığını İsrail karşıtlığı ile sürdürür; 1967’de İsrail’e savaş ilan edilir ve Altı Gün Savaşı adı verilen savaşta Suriye yenilir, Golan Tepeleri’ni kaybeder. Bu sırada Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda çalışan Hafız Esad adı subaylar arasında sıkça geçer. Esad, 1970’te iktidardır.

Esad’ın başa gelmesiyle iki şey yapılır: İlki, önemli kadroları Nusayrilerle donatması; ikincisi, Arap kimliğini koruma adına Arap Kuşağı’nı sürdürme olmuştur. Arap kimliğini yayma amacıyla Haziran 1970’te 40 tane model köy oluşturulmuş ve toplam 7 bin Arap bu köylere yerleştirilmiş, buna bağlı olarak Kürtçe yer adları değiştirilmiştir. Uygulama 1976 yılına kadar sürmüştür.

Ve Kobani.

Kobani, ki buraya Araplar,  Ayn-el Arab (Arap Pınarı-Arap gözü) derler. Sınırla birlikte Kobani, Suriye tarafında kalır. Kobani’nin nüfusu (1979’da) 20 bin civarındadır ve buraya bağlı yaklaşık 321 köy, 3 kasaba vardır. Kobani, Suruç’a 14, Fırat nehrine 30, Halep’e 160, Urfa’ya 100 kilometre mesafededir. Kobani’de Kürtler dışında Ermeniler ve memur olarak Araplar vardır. Ermeniler Gumrige’de yaşar. Buradan bakıldığı zaman küçük ama pek çok kültürü bir arada barındıran bir belde vardır karşımızda.12 Eylül 1980’den sonra pek çok parti yöneticisi Suriye’ye geçmek için Kobani’ye gelir. Kimi parti yöneticileri burada bir süre kalır, ama sonra kamp bulma, burada parti faaliyetlerini yürütme, yerini pasaport bulmaya bıkakır. Kamp arayanlar kamp bulur, pasaport arayanlar pasaport.

Kobani, savaş alanıdır ve bunun kısa tarihçesinin önsözünde Arap Baharı vardır; 2010 yılında başlayan “baharla” birlikte Arabizm demokrasi, özgürlük, insan hakları adı altında ama çokça İslam’a yapılan vurgularla kendin egemenlik alanını (22 devletten 23’üncü devlete doğru) genişletmek istemiştir. Baharın sonucunda diktatörler yıkılmıştır belki ama bunun en ağır faturası Kürt, Ermeni ve Süryanilere kesilmiştir. Cezaevlerinden beraatrı verilen yüzlerce tecavüzcü tahliye edilmiştir. Kobani’de ve Şengal’de Kürtler katledilmiş, onlarca Kürt kızı çetelerin eliyle Arap ileri gelenlerine satılmıştır. Kürt kurum ve kuruluşları toplam sayısı 1500 olan bu kızlardan yalnızca 200 tanesini geri alabilmiştir.

Kobani direnmiştir, savaşın özneleri büyük oranda kadınlar olmuştur. Boyunlarına tahta kaşık asan (kolye gibi) ve “ölsek de akşam yemeğimizi peygamberle yiyeceğiz” diyen; bunu söylerken, her türlü katliam ve tecavüzü meşru gören çetelere karşı kadınlar büyük bir direniş göstermişlerdir. Esir olmamak ve namusunu çetelere vermemek için kimi kadınlar intihar etmiş, kimileri de göğüslerini korselerle kapatıp silahı kendine rehber etmiştir.

Yerle bir edilen kentten ve diğer kentlerden sadece Türkiye içlerine doğru (Irak, Ürdün ve İsrail) resmi rakamlara göre toplam 660 bin kişi göç etmiştir. Göç eden kimselerin bir kısmı kamplarda tutulmuş, bir kısmı kentlerin içlerine doğru sızmışlardır. Kamplarda tutulan insanlar ekmek ve su ile adeta terbiye edilmektedirler. Kentlere sızanlar ise dilencilikten, ucuz iş gücüne kadar pek çok “işkolunda” çalışmaya başlamışlardır. Kamplarda yaşayan kimseler her türlü iğrençliğe mahsur kalmışlardır. Bunun en pis örneği muta nikahıdır. Kimi insanlar kendilerine ikinci eş olarak genç kızları almış, bir iki ay beraber kaldıktan sonra üç kez boş ol diyerek kadını kapı önüne koymuşlardır. Herşeyi gören, duyan Tanrı ise bu arada elleri ile yüzünü kapatmıştır.

Bütün bunların yanında görkemli bir Kobani istismarı da vardır. Kobani direnişin sembolü olduğu için dilenciler çocuklarını mermi gibi her sokağa sürmektedir; küçük çocuklar Kobani ile ilgili kimi Kürtçe şarkılar söyleyerek dilenmeye başlamıştır. Benzer istismar kültür sanat cephesi içinde geçerlidir; Kobani diyerek söze başlayan ama bir süre sonra Kobani’yle kitap satışını dengeleyen bir ahlak yasası da alttan alta işlemektedir. Şair ve yazarların işi susmaktır ama savaşın artık geniş bir ekonomi olduğu zamanımızda yazıcı konuşmak/ görülmek ve yok olan eserini satmak derdindedir. Kobani, Şengal’le birlikte 21’inci yüzyılda, insan vicdanını temsil eder.

2011’de Kobani, özerk yönetimin kurumsallaşmasıyla rahat bir nefes almıştır ancak HTŞ adlı çetenin başa geçmesiyle Kobani, diğer Kürt bölgeleriyle birlikte yeniden hedef tahtasına konulmuştur… Yeni yıldan bu tarafa Kobani, kuşatılmış, diğer Kürt bölgeleriyle yavaş yavaş ilişkisi kesilmiştir.

Son dokuz gündür Türkiye, İsrail ve Amerikan’ın desteklediği Colani’nin şebekesi ve diğer yandan kışla birlikte tam bir ablukaya alınmıştır.  Burada insanlık bitmiştir. Askeri durum feci bir haldedir… Colani’nin milis, çete ve askeri gücü M4 hattı civarını tutmuşlardır, burada yer yer çatışmalar vardır… Kimi Arap güçlerinin HTŞ’ye geçmesiyle durum daha bir vahim hale gelmiştir; YPG, yer yer dirense de, ablukanın dört yanlı olması, coğrafi olarak hareketsizlik ablukayı daha bir derinleştirmektedir… Türkiye sınırında da son iki gündür bir hareketlilik vardır. Colani hükümeti, güvenlik ve istikrardan söz ediyor, Kürtlerin haklarını koruyacağını iddia ediyor ama sahada siviller ağır bedeller ödüyor.

Tekrar etmekte yarar var: Suruç gibi meyve ve sebzesi bol olan bir yere 14 kilometre mesafede olan şehir açlıkla yüz yüzedir;  Fırat’a 30 kilometre mesafede olan şehir, susuzlukla yüzyüzedir, bir kadın, kar suyunu erittiklerini söylüyor; petrol bölgesi olmasına rağmen altı gündür halk soğukla yüz yüzedir; burada çok büyük bir insani kriz yaşanmaktadır, insanlık katledilmektedir, yalnız mermiyle değildir bu kıyım; açlık ve soğukla da kıyıma destek  olmaktadır; dört bir yandan bir kuşatma vardır; elektrik yoktur, su yolları kapatılmıştır; su pompalarıyla elde edilen su, kış şartları yüzünden sonuç vermemektedir, yetersizdir;  kentte giriş çıkışlar engellenmiştir; internet, telefon görüşleri yapılamaktadır. Kent açlık sınırındadır, kentte tek fırın dahi, mazot ve odun yokluğundan dolayı çalışmamaktadır. Un varsa da ekmek yapılamaktadır…

İnsanlığın yerle bir olduğu yer ise 4 çocuğun soğuktan donarak ölmesidir…  Bundan daha bir beteri yoktur… İnsanları kışta bırakan insanlar, bu vahşeti görmelidir…

 

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.