Bir kenti kuşatıp bebeklerin ölmesini seyretmek barbarlıktır.
Buna başka bir ad bulmaya çalışmak, gerçeği hafifletmekten başka işe yaramaz.
Kobani’de olan bu.
Silahla değil ama yolların kapatılmasıyla öldürülen çocuklar var.
Elektriği kesilmiş hastanelerde, oksijensiz kalan yenidoğanlar var.
Mama yok, temiz su yok, ilaç yok.
Soğuk var. Sessizlik var.
Bu sessizlik, her geçen saat biraz daha ağırlaşıyor, başka bir bebeğin hayatına mal oluyor.
Bunu “insani bir kriz” başlığıyla da geçiştiremeyiz. Çünkü kriz dediğiniz şey kendiliğinden olur.
Kobani’de olan ise bilinçli bir kuşatmanın sonucu.
Yani karar vericilerin tercihlerinin ve göz yummanın sonucu.
Kürt Kızılayı çağrı yaptı:
“Hayatını kaybeden 5 çocuk, uluslararası toplumun sorumluluğundadır. Yolları açın, kurtarılabilecek hayatları kurtaralım.”
Bu hem bir çağrı hem bir ithamdır.
Muhatabı bellidir.
Tek başına bir kentte yüz binlerce insan,
Cihatçı silahlı grupların kuşatması altında.
Kürt olduğu için bebeklerin ölmesi normal mi?
Hayır
Gazze’de Filistinli bebeklerin ölmesi normal miydi?
Hayır.
Asla.
Burada hangi süslü kelimelerle gizlemeye çalışsak da oyalanmanın faturası donarak ya da açlıktan ölen bir bebek olacak.
İnsani koridor talebi bir rica değil.
Bu en temel insanlık yükümlülüğüdür.
Hala yollar kapalıysa, yardım geçemiyorsa, bebekler soğuktan ölüyorsa, kelimelerin kifayeti yoktur.
Bu seyir hali masum değildir.
Tam da bu yüzden;
Barbarlık karşısında ne yapacağımıza karar vermeliyiz.
Hem siyasetin hem toplumun karar vermesi gerek.
Bir kez daha “endişeyle izliyoruz” demek, bir kez daha raporlar yazıp gerçek bir müdahalede bulunmamak, bir kez daha çocuk ölümlerini istatistiğe çevirmek mi?
Yoksa yolları açıp, kurtarılabilecek hayatları kurtarmak mı?
Tarih bazen çok sade sorular sorar.
Kobani bugün o sorulardan biridir.
Kobani’nin yeni bir Gazze olmasının utancını taşımaya hazır mıyız?
Kobani’de bebekleri soğuktan donarak ölürken mi “yeni Suriye’nin asli parçası” olacak Kürtler?
Siyasetçiler, liderler değişir.
Bebekleri öldürerek halkları yönetmeye, egemen olmaya talip olanlar da dahil buna.
Onlar gittiğinde birbirimizin yüzüne bakabilecek miyiz?




