Kodlarını kırmayan, enkazın altında kalır

Kodlarını kırmayan, enkazın altında kalır
  • Yayınlanma: 24 Mayıs 2026 12:28

Kemal Kılıçdaroğlu’nun “CHP’yi kuruluş kodlarına döndüreceğiz” vaadi, siyasetin tozlu raflarından indirilmiş bir restorasyon projesinden ziyade toplumsal hafızayı reddeden tehlikeli bir tarihsel geri dönüş çağrısıdır. “Devlet kuran parti” söyleminin kutsallığına sığınan bu “fabrika ayarlarına dönüş” arzusu; aslında birinci yüzyılın travmalarını, ikinci yüzyılda çok daha sofistike ve tahammülsüz yöntemlerle hortlatma riskini taşıyan bir işaret fişeğidir.

Peki, “kuruluşun kodları” denildiğinde kastedilen o tekçi zihniyetin birinci yüzyılda yarattığı enkaz nedir ve bu enkazın üzerine hangi “yeni” maske giydirilmeye çalışılıyor?

Tekçi aklın pratiği: Birinci yüzyılın icraatları

“Kuruluşun kodları” anayasal bir metin olmaktan öte farklılıkları bir “asayiş sorunu”, inançları ise “yönetilmesi gereken bir güvenlik tehdidi” olarak kodlayan otoriter bir devlet aklıdır.

Kürt meselesini Dersim parantezine hapsedenler; Koçgiri’den Ağrı’ya, Zilan’dan Şeyh Sait’e uzanan o “deney sahasını” görmezden gelirler. Umum müfettişliklerin baskıcı yönetimi, bu kodların ilk ve en çıplak pratiğidir; hedef ise Kürt kimliğini Türkleştirme veya tamamen yok etme misyonudur.

Aleviler için bu “kodlar”, inançlarının “modernleşme” kılıfıyla evcilleştirilmesinden başka bir şey değildir. Kendi kültürel varlıklarına devletin “terbiye edici” bir müdahaleyle yaklaşması, sistemin genetik mirasıdır.

1942’nin tek parti iktidarı, Varlık Vergisi ile gayrimüslimleri sadece ekonomik değil, varoluşsal olarak da hedef almıştır. “Makbul vatandaş” tanımının, ekonomik milliyetçilik kisvesi altında nasıl ırkçı bir tasfiye mekanizmasına dönüştüğünü gösteren bu uygulama, CHP’nin devlet aklındaki “öteki” fobisinin utanç vesikasıdır.

İkinci yüzyıla taşınan hayaletler

Bugün bu “kodlara dönüş” vaadi, birinci yüzyılın utançlarıyla yüzleşmek bir yana o baskı rejimini “kutsal” ilan etmektedir. Soru basittir: Cumhuriyetin ilk yüz yılındaki kıyım ve inkârları, bir “restorasyon” maskesiyle ikinci yüzyıla mı taşıyacaksınız?
“Kodlara dönmek” tarihsel yüzleşmeyi dışladığı sürece sadece eski bir vesayet rejimine duyulan gizli bir özlemdir. Bu bir nostalji değil; Türkiye’nin çoğulcu demokrasiye geçişini engelleyen, yeninin önünü eskiyle kapatan bir “zihniyet darbesi”dir.

Demokratik meşruiyetin iflası

Kılıçdaroğlu’nun kendi parti içindeki yönetimi, bu “kodlara dönüş” söyleminin en büyük çelişkisidir. Tüzük oyunları, delege mühendislikleri ve kapalı kapılar ardında tahkim edilmiş bir koltuk sevdası… Şimdi aynı lider hem “kuruluşun kodlarından” bahsediyor hem de ahlaki üstünlük taslıyor. Bu; kendi içindeki demokratik meşruiyetini yitirmiş bir yapının, geçmişin otoriter mirasına sığınarak varlığını sürdürme gayretidir.

Özellikle Selahattin Demirtaş’ın dokunulmazlığının kaldırılması sürecinde sergilenen o meşhur “devletin bekası” refleksi, kodlarınızın gerçek yüzünü ifşa etmiştir. Bir tarafta demokrasi naraları atıp diğer tarafta muhalefeti “devletin ali çıkarları” için hizaya çekenler, aslında sadece kendi vesayetlerini korumaktadırlar.

Kodlar değil, yüzleşme

Eğer CHP bu coğrafyaya bir şey katmak istiyorsa “kodlarına dönmeyi” değil, “kodlarını kırmayı” denemelidir. Alevilerin, Kürtlerin, gayrimüslimlerin ve ötelenen tüm kesimlerin yaşadığı felaketler, “devleti kuran partinin” dokunulmazlık zırhı ardında gizlenemez.

İkinci yüzyıl, geçmişin hayaletlerinin “kod” adı altında kutsandığı bir dönem değil; o hayaletlerin açtığı yaraların sarıldığı bir özgürleşme dönemi olmalıdır. Aksi takdirde birinci yüzyılın trajedilerini “Bizim kodlarımızdır.” diyerek kutsayanlar, ikinci yüzyılda da aynı karanlığı yeniden inşa etmeye mahkumdurlar.

Sizce, bugün “kuruluş kodlarını” kutsayan bu retorik, geçmişin karanlığını geleceğe taşımak için kurulan bir “meşruiyet tuzağı” değil midir?