• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Kürt Dil Konferansı’nda 2. gün: ‘Çocukların anadiliyle büyümesini sağlamalıyız’

Kürt Dil Konferansı’nda 2. gün: ‘Çocukların anadiliyle büyümesini sağlamalıyız’

Kürt Dil Konferansı’nın ikinci gününde gerçekleştirilen oturumlarda “otoasimilasyon” tehlikesine dikkat çekilerek, dilin geleceğe nasıl taşınabileceğine dair stratejiler ve çözüm önerileri tartışıldı.

Kürt Dil Konferansı’nda 2. gün: ‘Çocukların anadiliyle büyümesini sağlamalıyız’
Kürt Dil Konferansı’nda 2. gün: ‘Çocukların anadiliyle büyümesini sağlamalıyız’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 28 Haziran 2026 13:11

Demokratik Dil Kurumları’nın, “Statüden eğitime kadar müzakere için yeni bir çerçeve” sloganıyla düzenlediği Kürt Dil Konferansı, ikinci gününde Diyarbakır ÇandAmed Kongre Merkezi’nde devam etti.

Çok sayıda siyasi parti ile sivil toplum kuruluşu temsilcisinin katıldığı konferans salonuna, “Dil sevgisi yurt sevgisidir, yurt sevgisi varoluş sevgisidir” anlamına gelen Kürtçe pankart asıldı.

“Kürt dilinin sürekliliği ve geleceği” başlığı altında gerçekleştirilen ilk oturumun moderatörlüğünü Kürtçe eğitmeni Nuh Bozkur üstlenirken; Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mardin Milletvekili Beritan Güneş, Yazar İsmet Konak ve yazılım geliştiricisi Karwan Aref konuşmacı olarak yer aldı.

Dil yasaklarının çocuklar üzerindeki etkisi

“Bir dili yeni nesillere aktarmanın en etkili yöntemleri nelerdir?” başlıklı bir sunum yapan Beritan Güneş, bir dil özgürleşmeden o halkın tarihinin yarım kalacağına dikkat çekerek dil yasaklarının çocuklar üzerindeki psikolojik etkilerini anlattı. Anadilinde eğitim görmeyen ve dil noktasında ayrımcılığa uğrayan çocukların zamanla kendi dillerini konuşmaktan çekindiğini belirten Güneş, okula başlayan çocukların anadiliyle iletişim kurmayı unutabildiğini kaydetti.

Dil yasaklarından en çok çocukların etkilendiğini vurgulayan Güneş, “Dil yasaklamaları çocukların dille olan bağını koparıyor. Bu zihinsel ve hassas bir mesele. Kimse toplum ile dilin arasını açmamalı, herkes dili korumalıdır. Asimile edilen dillerde bir çekingenlik ve utanma duygusu gelişebiliyor. Bunun kırılması için dilin prestij kazanması önemli bir yer tutuyor. Tarihte bilinçli olarak dilinin prestijini artırmak için çalışmalar yürüten ve başarılı olan toplum örnekleri mevcuttur. Dil, toplumun ortak yaşam dili haline gelirse yaşar” diye konuştu.

‘Zarokistan model olabilir’

Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan toplulukların dillerini korumak için yürüttüğü çalışmalardan ve geliştirdiği kurumsal modellerden örnekler sıralayan Beritan Güneş, şunları ekledi:

“Dilin yaşaması için ne yapmamız gerekiyor? Kürt dilinin prestijinin artırılması için planlamalarımızı yapmalıyız. Diğer toplumlar bu tür planlamalarla sonuç almış. Öncelikli olarak çocukların anadiliyle büyümesini sağlamalıyız. Bilimsel veriler, iki dille büyüyen çocukların akademik başarılarının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Çok dilli büyüyen çocuklar; akademi, sosyal yaşam ve toplum ilişkilerinde çok daha başarılı oluyorlar. Bu noktada ailelerle yürütülen farkındalık çalışmalarını artırmamız gerekiyor. Çok dilli kreş modeli olan ‘Zarokistan’ bu anlamda iyi bir model teşkil edebilir. Bu modelin yaygınlaşması için çalışmalıyız.”

‘Otoasimilasyon gerçeğini yaşıyoruz’

Yazar İsmet Konak ise “Kürtçenin toplumsal alanda yaygınlaşması nasıl harekete geçirilebilir?” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi. Bölgenin son iki yüz yıldır yoğun asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya kaldığını belirten Konak, geçmişten bu yana yürütülen politikalara karşı büyük bir direnç gösterildiğini ancak asimilasyonun tamamen başarısız olduğunu söylemenin de gerçeği yansıtmayacağını ifade etti.

Konak, “Geldiğimiz noktada bir asimilasyon gerçeği var; dolayısıyla önce sorunu kabul etmeliyiz ki tedavi yöntemleri geliştirebilelim. Ben Tunceliliyim. Tunceli, bu politikalardan en çok etkilenen kentlerden biridir diyebiliriz; çünkü artık yaşlılar bile kendi aralarında Türkçe konuşuyor. Tunceli’de bazı yerel kelimeleri soruyorum, ‘bilmiyorum’ diyorlar; oysa bu kelimeler hafızada var. Örneğin ‘Xizani’ (yoksulluk/çocuklar) kelimesini kimse hatırlamıyor, fakat üzerinde durunca 30 yıl öncesine kadar günlük dilde konuşulduğunu öğreniyorum. Kelimeler var ama konuşulmadığı için unutuluyor. Bugün maalesef ‘otoasimilasyon’ (kendi kendini asimile etme) sürecini yaşıyoruz. Asimilasyona karşı toplumsal refleksler bazen zayıf kalıyor” ifadelerini kullandı.

‘Siyasette ve günlük yaşamda anadil kullanımı şart olmalı’

Otoasimilasyonun dört temel aşamadan oluştuğunu söyleyen Konak, bu aşamaları şöyle sıraladı:

“Birincisi, anne ve babaların çocuklarıyla kendi dillerinde konuşmaması; ikincisi, okula giden çocukların evdeki dilden rahatsız olması ve ebeveynlerin Kurmancî ya da Kırmanckî (Zazaca) konuşmak istemeyen çocuklara karşı hemen pes etmesi; üçüncüsü, sokakta oynayan çocukların tamamen Türkçe konuşması; son olarak da yaşamın hiçbir alanında Kürtçenin baskın olarak kullanılmaması.”

Otoasimilasyona karşı çözüm önerilerini de sunan Konak, “Cizre’ye gittik ve sokakları gözlemledim; çocuklar kendi aralarında rahatça Kürtçe konuşuyorlardı. Peki, çocuklar Diyarbakır’da ya da Dersim’e Türkçe konuşurken neden Cizre’de Kürtçe konuşuyor? Bunun sosyolojik sebeplerini iyi araştırmak gerekiyor. Diyarbakır’da maalesef kültürel bağlardan bir kopma ve gevşeme söz konusu. Bir diğer mesele ise siyasetçilerimizin tutumudur. Birçok parti yöneticisi ve siyasetçi, toplumsal panellerde ya da diğer partileri ziyaretlerinde kendi anadillerini kullanmalı, gerekirse tercüman desteği almalıdır. Bunu bir yöntem olarak benimsemeliyiz. Toplum, bu dillerin kurumsal düzeyde var olduğunu görmelidir. Siyasetçilerimiz Avrupa’daki panellere gidiyor, dinleyiciler Türkçe bilmediği halde orada Türkçe konuşuluyor. Kendi dilinizle konuşun; bu durum asimilasyonun içimizde ne kadar derin bir yer kapladığını gösteriyor” şeklinde konuştu.

Pazarlarda ve esnaf ilişkilerinde de dilin koruyucu bir enstrüman olarak kullanılabileceğini ifade eden Konak, “Geçmişte Doğubayazıt’ta Türkçenin hakim kılınması için dönemin mülki idarecileri resmi kurumlarda yerel dillerin konuşulmasını yasaklamıştı ve bu idari kararlar toplumu dönüştürdü. Biz de tam tersine, bu yöntemi sivil alanda, pazarlarda ve ticarette kendi dilimizi korumak için bir teşvik aracı olarak kullanabiliriz. Toplum olarak dil bilincini korumalı ve birlikte hareket etmeliyiz” dedi.

Eğitim sisteminde dijitalleşmenin rolü

“Eğitim sisteminde dijital alanın etkisi ve rolü” başlığı altında konuşan Karwan Aref ise dijital alandaki teknik deneyimlerini ve projelerini aktardı. Aref, “Kabul etmek gerekir ki günümüzde çocuklar doğar doğmaz dijital bir dünyanın içine gözlerini açıyorlar. Bu gerçekliğe karşı stratejilerimizin olması şart. Teknolojiyi yok sayarak ilerleyemeyiz. Dijital dünyanın getirdiği yeniliklere denk eğitim politikaları, toplumsal projeler üretmeliyiz. Çocukların dünyasına doğrudan ulaşabilecek modern mekanizmalar oluşturmak zorundayız” dedi.

Bu bağlamda Qosera (Dağın üstü) adını verdikleri dijital bir platform üzerinde çalıştıklarını belirten Aref, “Okuma kültürünün dijital siyaseti ve altyapısı üzerine kapsamlı bir platform kuruyoruz. Tabii ki bunun için yetkin eğitmenlere, pedagojik içerikler üretmeye ve bu içerikleri sahaya taşımaya ihtiyaç var. Pratik adımları hızlandırmalıyız. Dil meselesi çocuklarımızın geleceği ve varlığımızı savunma meselesidir. Dijitalleşmek sadece cihaz kullanmak demek değildir; yepyeni bir dünyaya açılıyoruz ve bu dünyaya anadilimizle hazır olmalıyız” şeklinde konuştu.

Konferansın ilk oturumu, katılımcıların sorularının yanıtlanmasının ardından sona erdi. Etkinlik, program dahilindeki diğer panellerle devam ediyor. (MA)