Kürtlerin herkese, her şeye tahammül sınırları çok yüksek ama kendinden olanlara karşı öyle değil. Ancak zora düştüklerinde birbirlerinin değerini anlıyorlar; IŞİD saldırılarının yoğunlaştığı 2014-2015 yıllarında ya da son dönemlerde Suriye’de yaşananlar sırasında olduğu gibi.
Son yaşanan kırılmalardan sonra görünen o ki halk tarafından ulusal birliğin önünde sorun teşkil ettiği düşünülen siyasi hareketler, hızla taban kaybedecek. Kitleler sağduyularına dayanarak; sahadaki gelişmeler üzerinden, partilerin söylem ve eylemlerini analiz ederek buna karar verecekler. Top artık halkta. Genel anlamda Kürt siyasetini “tepeden belirleme dönemi” bitti; tabanın taleplerinin belirleyici olacağı dönemin önü açıldı. Çünkü önce referandum ve Kerkük, sonra Hendek olayları ve nihayet Suriye ile Rojava’da yaşanan süreçler, Kürtlerin genelinde ciddi bir hayal ve güven kırıklığına sebep oldu. İnsanlar “Hep sonradan gelir aklım başıma” ruh halinden, keza “O bizi sattı, bu bizi satmadı” gibi anlamsız söylemlerden bıktı.
Bu durumun farkında olmayanların yaptığı hiçbir hesap kitabın stratejik olarak tutma şansı yok. Bir başka deyişle, gelinen noktada Kürt siyasi hareketleri halkın gözünde çok ciddi bir teorik ve pratik bunalım içerisinde algılanıyor. Zorlu günlerde ortaya çıkan birlik ruhu, yukarıda yaptığım tespitin doğruluğuna ilişkin bir kafa karışıklığı yaratmasın. İçinde bulunulan “teorik bataklık, çırpındıkça daha da batmaya müsait.” Çözüm; sakin ve ikna edici bir şekilde pratikteki zorlukları objektif bir bakışla atlatmaya, anlamaya çalışıp sonrasında Kürtlerin bölgesel anlamda genel çıkarlarını esas alan; sağlam bir temele dayalı, anlaşılabilir ve sahada karşılığı olan teoriler üzerinden ilerlemek.
Kürtler için de Türkiye için de bölge ülkeleri için de rasyonel olan budur. Bunun dışında Kürtlerin toplumsal aklını hiçe sayıp onları zamanın ruhuna ve bölgenin şartlarına uygun olmayan birtakım ideolojilere hapsedebileceğini düşünen “üst akıl” kaybeder ve sorun devam eder. Herkes eşit haklardan, karşılıklı onurdan, haysiyetten bahsediyor; fakat pratikte Kürtleri çelişkilerle dolu ve sahada işe yaramadığı görülen teoriler için deneme tahtası olarak görmek, insanlarda hiç de pozitif ve iyi niyetli bir yaklaşım olarak algılanmıyor.
Nasıl ki Türkiye’nin genel hassasiyetlerini dikkate almayan Kürt hareketleri büyük zorluklara maruz kalıyorsa, aynı şekilde Kürtlerin genel hassasiyetlerini dikkate almayan yaklaşımlar da sonuç getirmiyor. Herhangi bir örgütün ne istediğinden çok, genel anlamda “Kürtler ne istiyor?” sorusuna cevap bulmak gerekiyor. Çünkü geldiğimiz noktada Kürtlerin ezici çoğunluğunun haletiruhiyesine topyekûn cevap olan bir Kürt siyasi yapısı yok. Tekrarda hikmet vardır: Kürtler bütün siyasi yapılarına karşı ciddi bir güven kaybı yaşıyor. Deve kuşu siyaseti izleyip bunu görmezden gelenler kendilerini kandırır.
Zor dönemlerdeki birlik ruhuna kimse “sadece kendi siyaseti adına” sahip çıkmasın. Oluşan bu son durum; ödenen bedeller, hak ve hukuk üzerinden şekillenmiş bir birlik ruhudur. Kürtler arasındaki bu birlik ruhunu bozabilecek ilk hatayı kim yaparsa o kaybeder. Türkiye için bölgesel anlamda en doğru olan, “bir kez daha kandırılmış” Kürtler ile yola devam etmeye çalışmak değil; Kürtler ne istiyor sorusuna cevap bulup onunla yüzleşerek yola devam etmektir. Kürtlerin istedikleri Türkiye için ulusal güvenliği tehdit etmiyor. Orta vadede çıkabilecek asıl tehdit, bölgesel anlamda Kürtlerin taleplerini görmezden gelmek olur.
Gelelim gördüğümde beni çok şaşırtan şu açıklamaya: “Örgüt ya Öcalan’ın liderliğine bağlı kalacak ya da tasfiye olacak.” (M. Uçum)
Bu açıklama son zamanların en düşündürücü açıklaması. Teklif mi, tehdit mi belli değil. Eğer teklif ise Kürt halkı açısından “içinin doldurulması” gerekecek. Çünkü örgütü tehdit edebilirsiniz ama Kürtlere ancak teklifte bulunabilirsiniz. Örgütün kabul edeceği her teklifin halkta karşılık bulacağını düşünüyorsanız yanılırsınız. Çünkü insanlar, daha düne kadar “kökü kazınacak” denilen bir örgütün bugün varlığını sürdürebilmesi için “teklifte bulunulmasının” altında ister istemez bir “bit yeniği” arıyorlar.
Sonuçta örgüt kurulduğu günden itibaren zaten liderini dinlemiyor mu? Ya da ne zamandan beri dinlememe gibi bir risk ortaya çıktı? Suriye’de son yaşananlar ve oradaki durumun geleceği, bu açıklamanın arka planında yatan gerçekliklerle ne derece bağlı? Madem “Liderinizi dinleyin” açıklaması sadece örgüt mensuplarına gizli saklı iletilen bir şey değil, kamuoyuna açık yapıldı; o zaman insanların bu soruları sorması gayet doğal.
“Misak-ı Millî’ye giden yolda liderinin sözünden çıkmayacak örgüt” ile yürümek gibi bir plan mı devreye sokulmak isteniyor sorusu akıllara geliyor. Eğer böyle bir plan varsa… Ne diyelim, her işte bir hayır vardır. Sadece yukarıda belirtmeye çalıştığım, Kürtlerin gelinen noktadaki haletiruhiyesini dikkate almayan, sadece örgütler üzerinden hayata geçirilmeye çalışılan hiçbir plan ve proje tutmaz.




