• Ana Sayfa
  • Ekoloji
  • Madra Dağı’ndaki TÜMAD altın madeninde kapasite artışına tepki: İki havza zehirlenebilir

Madra Dağı’ndaki TÜMAD altın madeninde kapasite artışına tepki: İki havza zehirlenebilir

ÇED sürecinde alanın yaklaşık 1.300 hektara çıkarılmak istendiğini belirten yaşam savunucuları, projenin su havzaları, ormanlar ve Kozak Yaylası başta olmak üzere bölgenin ekolojik bütünlüğünü tehdit ettiğini vurguladı.

Madra Dağı’ndaki TÜMAD altın madeninde kapasite artışına tepki: İki havza zehirlenebilir
Madra Dağı’ndaki TÜMAD altın madeninde kapasite artışına tepki: İki havza zehirlenebilir
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 26 Şubat 2026 17:20
  • Güncellenme: 26 Şubat 2026 17:21

TÜMAD Madencilik A.Ş.’nin Madra Dağı’ndaki Altın ve Gümüş Madeni için planladığı kapasite artışına çevre platformları ve köy dernekleri tepki gösterdi. ÇED sürecinde alanın yaklaşık 1.300 hektara çıkarılmak istendiğini belirten yaşam savunucuları, projenin su havzaları, ormanlar ve Kozak Yaylası başta olmak üzere bölgenin ekolojik bütünlüğünü tehdit ettiğini vurguladı.

TÜMAD Madencilik A.Ş. tarafından 2019’da açılışı yapılan, İvrindi ile Burhaniye ilçeleri yakınlarında bulunan ve Kazdağları ekosisteminin güney uzantısı olan Balıkesir’deki Madra Dağı’nda faaliyetlerini sürdüren Altın ve Gümüş Madeni Projesi’nin kapasitesinin artırılması kararı alındı.

Çevre koruma platformları ve köy dernekleri, konuya ilişkin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nda düzenlenen İnceleme Değerlendirme Komisyonu (İDK) toplantısına katıldı.

Toplantının ardından bakanlık önünde açıklama yapan platform ve dernekler, 7 Mayıs 2025’te Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) toplantısı ile tartışmaya açılan kapasite artışına itiraz ettiklerini belirtti.

Açıklama sırasında “TÜMAD Madra’dan defol” sloganları atıldı, “TÜMAD defol Kaz Dağları ve Madra Dağları halkındır halkın kalacak” pankartı açıldı. Eyleme Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekili İbrahim Akın da katıldı.

Bölgenin ekolojik bütünlüğüne zarar veriliyor

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan, 27 Mayıs 2025’te yapılan ÇED toplantısına katılan bölge sakinleriyle birlikte kapasite artışına itiraz ettiklerini söyledi. Doğan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndaki İDK toplantısında da itirazlarını ilettiklerini belirterek, “Proje hakkında kurumların görüşleri alındı. Bizler de toplantıya katıldık ve projeye olan itirazlarımızı belirttik. Kapasite artışı projesi kapsamında, 835,53 hektar olan ÇED alanı 452,44 hektar artış ile toplam 1.287,97 hektara çıkarılmak isteniyor. Bin 300 hektara yaklaşan orman arazisi siyanürlü maden sahasına dönüştürülecek. Ocak sahası 134 hektardan 353 hektara, yığın liç alanı 83 hektardan 257 hektara, yıllık üretim kapasitesi 7 milyon 760 bin tondan 15 milyon 500 bin tona çıkarılıyor. Mevcut ÇED olumlu kararına esas yığın liç tesisi kapasitesi 75,3 milyon tondur. Bu kapasitenin Mart 2025 itibarıyla 39,1 milyon tonluk kısmı fiilen kullanılmıştır. Kapasite ve alan artışıyla birlikte toplam yığın liç tesis kapasitesi 155,3 milyon tona çıkarılacaktır” dedi.

Mevcut projenin karaçam ormanları ile tarım alanları ve meralara zarar verdiğini belirten Doğan, “Kapasite artışı ile bu yıkım daha da artacak. Proje, 9 bin 50 hektarlık ruhsat alanı ile oldukça geniş bir coğrafyanın; İvrindi’nin, Burhaniye’nin, Madra Dağı’nın, Kozak Yaylası’nın, Madra Barajı’nın biyoçeşitliliğini ve su rejimini tehdit ediyor. Türkiye’nin en büyük altın madeni işletmelerinden biri olan TÜMAD İvrindi Altın ve Gümüş Madeni Projesi, Madra’nın yeraltı su varlıklarını kullanıp kirletiyor. Kapasite artışı projesi de Edremit Körfezi’ni, Kozak Yaylası’nı ve Midilli’ye kadar olan geniş bir bölgeyi daha fazla etkileyecektir” ifadelerini kullandı.

Doğan, 4 bin 758 sayfalık ÇED raporunda “en çarpıcı” başlıklardan birinin maden sahasının Kozak Yaylası ile teması olduğunu söyledi. Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün görüş yazısına göre maden ruhsat sahasının bir kısmının İzmir il sınırları içinde kalan “Kozak Yaylası-sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” içerisinde kaldığını belirten Doğan, “TÜMAD ayrıca Kaz Dağları Milli Parkı’na kuş uçuşu 29,6 kilometre mesafededir; bu durum da bölgenin ekolojik bütünlüğüne zarar vermektedir” dedi.

İki farklı havzayı aynı anda zehirleme potansiyeline sahip

TÜMAD’ın projenin 57 litre/saniye olan su ihtiyacının karşılanması için başta Burhaniye ilçesi içme suyu kaynaklarını kullanmak istediğine dikkat çeken Doğan, “Düdüklü Suyu kaynağı olmak üzere 6 adet su kaynağını kullanmaktadır. Şirketin bölgenin içme ve kullanma suyu kaynağı olan Madra Barajı’ndan da su kullanmak istediği bilinmektedir” dedi.

Bölgede madenin etkilenme alanı içinde yerleşim yerleri ile 4 makro havza (Susurluk, Kuzey Ege, Gediz ve Marmara), 4 mikro havza ve çok sayıda çeşme bulunduğunu belirten Doğan, “Madenin konumu hidrolojik açıdan oldukça kritiktir. ÇED raporuna göre saha, Kuzey Ege Havzası ile Susurluk Havzası’nı birbirinden ayıran su bölüm hattı üzerinde kuruludur. Yani maden alanında yaşanacak bir sızıntı veya kirlilik, iki farklı havzayı aynı anda zehirleme potansiyeline sahiptir” diye konuştu.

Madra Deresi, Kocaçay ve Karadere’nin projenin doğrudan etki alanında olduğunu belirten Doğan, “Bugün burada yapılan İDK toplantısında verilecek karar, bir şirketin kapasite artışı için değil; Madra Dağı’nın suyunun, ormanının ve kurdunun, kuşunun yaşam hakkı için verilecek bir karardır. Bakanlık’tan projenin ÇED sürecini sonlandırarak olumsuz görüş vermesini istiyoruz” dedi.

Akın: Ülkeye düşmanlıktır

DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın ise 7554 sayılı yasanın Meclis’ten geçmesinin ardından Türkiye’nin her yerine ruhsat verildiğini belirterek, “Şimdiye kadar birçok yerde ruhsatlar verilmişti. Şu anda ülkemizin en önemli doğal varlıklarından birisi olan Kazdağları ve aynı zamanda bağlı bulunan bütün ormanlarımız korkunç bir şekilde talan edilmeye çalışılıyor. Bununla ilgili her türlü açıklamayı yapıyoruz ve muhalefet olarak da önümüzdeki süreçte 7554 sayılı yasanın yarattığı tahribatı durdurmak için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapacağız ve bir an önce yürütmeyi durdurmasını ve bu talanın önüne geçilmesini istiyoruz” dedi.

Maden şirketlerinin Türkiye coğrafyasının “neredeyse yüzde 75-80’ini” ruhsatlandırdığını söyleyen Akın, “En çok da Çanakkale, Balıkesir ve İzmir’in birçok bölgesinde bu gerçekleşiyor. Bunun önüne geçmek için bütün sürdürdüğümüz mücadeleye rağmen, şirketlerin neredeyse ihtiyacını karşılamak üzere görevlendirilmiş bir sistemle karşı karşıyayız. Bunun dünyanın hiçbir yerinde böyle olmaz. Bu ülkeye yönelik açık bir düşmanlık politikasıyla ve bir talan siyasetiyle karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.

ÇED değerlendirmeleri bilimsel mi?

Akın, ÇED süreçlerine ilişkin eleştirilerini de dile getirerek, “Toplumsal maliyet hesabı yapılmıyor. Bakanlıkların ihtiyaç duyduğu şekilde raporlar hazırlanıyor; ÇED’lerin yanlış ve bilimsel olmadığı yönünde ciddi sorunlar var. Birçok yerde ‘ÇED gerekli değildir’ kararlarıyla adrese teslim ruhsatlar veriliyor. ÇED ile ilgili yapılan araştırmalar ve değerlendirmeler de doğru ve bilimsel olarak yapılmıyor. Bunun önüne geçmeye çalışıyoruz” dedi.

Akın, “Buraya gelen yurttaşlarımıza ayaklarına, yüreklerine sağlık diyorum. Mücadele etmeye devam edeceğiz ve engel olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.