Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Kürt meselesinin çözümüne yönelik yürütülen sürecin klasik bir çözüm süreci müzakeresi değil, devlet inisiyatifiyle şekillenen bir geçiş süreci olduğunu belirtti. Abdullah Öcalan’ın statüsü, yeni anayasa tartışmaları ve DEM Parti çevresindeki yeniden yapılanma başlıklarını değerlendiren Uçum, MGK’nin sürece ilişkin kararının 2026 yılı tamamlanmadan alınması ve ilan edilmesi gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Anadolu Ajansı’nda yayımlanan analizinde, Kürt meselesinin çözümüne yönelik yürütülen sürecin mevcut aşamasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Sürecin klasik bir “çözüm süreci” müzakeresi olmadığını belirten Uçum, bunun devlet inisiyatifiyle şekillenen bir “geçiş süreci” niteliği taşıdığını ifade etti. Sürecin bazı başlıklar üzerinden aksatılmaya çalışıldığını söyleyen Uçum, Abdullah Öcalan’ın statüsüne ilişkin tartışmalara da değindi.
Uçum’dan Öcalan’ın statüsü ve İmralı’daki çalışma alanı açıklaması
İmralı’da Öcalan için oluşturulan çalışma alanının, süreçte üstlendiği rolü yerine getirebilmesi amacıyla sağlandığını belirten Uçum, ilerleyen aşamalarda açık görüşme imkanlarının çeşitlendirilmesini de bu rolün gereği olarak değerlendirdi.
Öcalan’ın serbest bırakılması gibi başlıkların öne çıkarılmasını süreci aksatabilecek yapay tartışmalar olarak nitelendiren Uçum, analizinde şu ifadeleri kullandı:
“İmralı’da cezaevi binasına bağlı bir ünite olarak yapılan mekan, Öcalan’ın rolüne ve görevine uygun çalışma ortamı oluşturmak içindir. Vakti geldiğinde Öcalan’ın açık görüşme çeşitliliğinin sağlanması da aynı şekilde devletle ve toplumla bütünleşme perspektifine yönelik yapması gereken işlerin bir gereği olacaktır. Hal böyleyken Öcalan’a üzerine düşeni uygun şekilde yapması için sağlanan imkanları bir tür serbest bırakma veya imtiyaz sağlama gibi değerlendirmek, sürecin rutin dışı özelliğini göz ardı eden ve iyi niyetli olmayan bir bakıştır.”
Diyalog sürecinin muhataplarını sıraladı
Diyalog sürecinin muhataplarını da tanımlayan Uçum, bu kapsamda “Abdullah Öcalan, ona bağlı yöneticiler ve diğer kadrolar, bağlantılı oluşumlar ile yasal süreçteki temsilciler” ifadelerini kullandı.
Sürece ilişkin görüş ve perspektif belirleyen bazı kesimlerin irade olarak etkisiz olduğunu söyleyen Uçum, değerlendirmesinde diyalog sürecinin aktörleri ile sürece dair görüş bildiren çevreler arasında ayrım yaptı.
Uçum: “Yeni anayasa diyalog sürecinin şartı olamaz”
Uçum’un analizinde yeni anayasa sürecine ilişkin takvim ve yaklaşım da yer aldı. Etnik ve kimlik siyasetine dayalı bir anayasa anlayışının gündemde olmadığını belirten Uçum, diyalog sürecinin aktörlerinin millet adına anayasa müzakerecisi gibi davranamayacağını ve anayasa reformunun pazarlık kozu olarak kullanılamayacağını ifade etti.
Yeni anayasa ve demokrasi konusundaki yaklaşımların diyalog sürecinin şartı olarak gündeme getirilmesine karşı çıkan Uçum, Meclis’in 2028 seçimlerine kadar kalan döneminde yeni anayasanın temel yaklaşımları konusunda uzlaşma zemini oluşturulabileceğini belirtti.
Uçum, analizinde şu değerlendirmeye yer verdi:
“Demokrasinin ilerlemesi ve yeni anayasa ancak Terörsüz Türkiye’ye geçişin tamamlanmasıyla, etnik ve kimlik siyasetlerinin geride bırakılmasıyla, bu konulara ilişkin sorunların pratikte bittiği gibi zihinlerde de bitmesiyle milletin tamamının işi olarak ele alınacak ve hayata geçecektir. Hiç kimse yeni anayasanın etnik ve kimlik siyasetleri üzerinden müzakere edileceği beklentisine girmesin. Yeni anayasada etnik ve kimlik siyasetlerine ilişkin yaklaşımlar olacağı vehmine kapılmasın.”
DEM Parti çevresindeki yeniden yapılanma tartışmalarını değerlendirdi
Uçum, DEM Parti çevresindeki yeniden yapılanma tartışmalarının ve siyasi aktörler arasındaki pozisyon mücadelelerinin süreci olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Sürecin tamamlanmasının ardından demokratik katılım alanının genişleyeceğini ifade eden Uçum, etnik ve kimlik siyaseti üzerinden yürütülen tartışmaların yeni anayasa müzakerelerinin merkezine taşınmasına karşı çıktı.
DEM Parti çevresindeki olası yeniden yapılanmaların pozisyon ve statü mücadelelerini tetikleyebileceğini belirten Uçum, analizinde şu ifadeleri kullandı:
“DEM’in yeniden yapılanma süreci veya Demokratik Cumhuriyet Hareketi ya da Yurtsever Sol Demokrasi adları altında yeniden bir yapılanmaya girilmesi, pozisyon ve statü savaşlarını tetikliyor olabilir. Bunlar, elbette kendi konularıdır. Nasıl yöneteceklerine kendileri karar verir ancak bu iç çekişmelerin süreç açısından sorun üreten diller kurulmasına, özellikle etnik siyasete savrulmaya sebebiyet verdiği de bir gerçektir. Yine yapıcı demokratik muhalefet yerine yanlış bağlamlarda ve yavan yaklaşımlarla ‘Kim devletin genel ve özel uygulamalarına daha fazla itiraz ediyor’ yarışına giriliyor. Türkiye’ye yönelik ve süreci de baltalamak isteyen Batıcı ve neoliberal ideolojik saldırıların destekçiliğini yapanlara rastlanıyor.”
MGK kararının 2026 bitmeden ilan edilmesini istedi
Uçum, analizinin sonunda tartışmaların Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararının alınması ve ilan edilmesi sürecini aksattığını belirtti. Sürecin ilerlemesi açısından söz konusu kararın önemli bir eşik olacağını ifade eden Uçum, 2026 yılı sona ermeden kararın alınması ve kamuoyuna duyurulması için çaba gösterilmesi çağrısında bulundu.
Uçum, konuya ilişkin değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:
“Ok yaydan çıktı ve hedefe varacaktır. Herkes, 2026 yılı tamamlanmadan tespit ve teyide ilişkin MGK kararının alınması ve ilan edilmesi için en yüksek çabayı göstermelidir. MGK kararının ilanı, sürecin ilerlemesinde çok önemli bir eşiğin aşılması manasına gelecektir.”



