Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında gündeme dair açılamalarda bulundu.
Devlet Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şunlar:
“İstanbul’la birlikte bazı şehirlerimize yaşanan aşırı yağış can ve mal kayıplarıyla birlikte çok sayıda vatandaşımızın yararlanmasına sebep olmuştur. Öncelikle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet yakınlarına ve sevenlerine başladığı diliyorum. Yağmur ve selden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum yaralı olanlara acil şifalar temenni ediyorum.
Canla başla afetle mücadele eden kurumlarımıza ve çalışanlarına şükranlarımı sunuyorum. Yağışın olağanüstü olduğu kabul edilmekle birlikte yaşanan tabloda altyapı ve imar disiplinin belirleyici olduğu ortadadır.”
İstanbul ve diğer illerdeki seller
Yaşanan felaket planlama risk yönetimi ve önleyici tedbirlerle afetlere hazırlıklı olmanın neden önemli olduğunu bir kez daha aşağı çıkarmıştır. Afetlerle mücadele bütün kamu kurumlarını yerel yönetimleri, bilim çevrelerini ve toplumu kapsayan stratejik bir kamu politikası olarak ele alınmalı. Riskli alanların dönüştürülmesi doğal afetlerin zararlarının en aza indirilebilmesi temeline dayanmalıdır.
Afetten etkilenen vatandaşlarımızın uğradıkları zararın karşılanacağı ve benzer hadiseler yaşanmasın diye gerekli tedbirlerin alınacağına inanıyorum. Allah ülkemizi ve milletimizi her türlü afet ve musibetten esirgesin diyorum.”
🗣️Devlet Bahçeli:
📌”İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden başlayarak birçok belediyeye uzanan ihale, imar, ruhsat, taşınmaz, iştirak, personel ve kamu harcamaları gibi alanlarda oluşan her türlü çıkar ilişkisi ceza hukukunu ilgilendiren bir problem olmanın yanında bir ahlak yoksulluğudur”
📌”Basın özgürlüğü suç işleme özgürlüğü değildir, olmamalıdır”https://t.co/rH02SiWwFY
— İlke TV (@ilketvcomtr) October 20, 2026
Fon soruşturması
“Muhterem dava arkadaşlarım, geçtiğimiz haftadan bu yana hem fon soruşturması hem de başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere belediyelerdeki yolsuzluklara ilişkin yargı süreçleri devam etmektedir. Sürdürülebilir büyüme ve fiyat istikrarını sağlamaya yönelik politikaların etkili olabilmesi, finansal sistemin sağlıklı bir şekilde işlemesine bağlıdır. Sermaye piyasalarının gelişimi, piyasaların yeterli derinliğe kavuşmasını, sermayenin tabana yayılmasını, aynı zamanda da tüm finansal piyasaların istikrar içinde işlemesi için gözetim ve denetim işlevinin eş güdüm içinde gerçekleştirilmesini gerektirmektedir. Fon soruşturmasına ilişkin gelişmelerden, Türkiye ekonomisinin istikrarını hedef alan bir kanunsuzlukla piyasa bozucu işlem, manipülasyon, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanmak suretiyle organize bir şekilde harama el uzatıldığı anlaşılmaktadır. Milletimizin helal tasarrufuna göz dikenlere hukuk zemininde en güçlü yaptırımlar kuşkusuz uygulanacaktır. Nitekim suçluların açığa çıkarılması ve mağduriyetin giderilmesi yönünde atılan önemli adımlardan, konuya ilişkin yasal düzenlemenin Meclis Genel Kurulu gündeminde bulunmasından ve meselenin tüm boyutlarıyla aydınlatılarak sorumluların hesap vermesini sağlayacak güçlü siyasi iradenin ortaya konulmasından memnuniyet duyduğumuzu belirtmek istiyorum.
Daha önce de vurguladığım gibi bunlar bir arınma, aklanma ve altında yatan nedenlere eğilme fırsatı olarak değerlendirilmelidir. Adalet, suçluyu cezalandırmak yanında masumu korumak, mağdurun hakkını gözetmektir. Cumhurbaşkanımızın isabetle, fahiş kazancın bedelinin ödetileceği ve devletin kimseyi mağdur etmeyeceğini söylemesi, adaletin tecellisine olan güveni artırmıştır. Bazı sorunlarımız olsa da Türkiye ekonomisi sağlam temeller üzerindedir. Partimiz, milletimizin hak ve hukukunu savunurken adaletli bir gelir dağılımını mümkün kılacak adımların da takipçisi olacak. Dar gelirli vatandaşlarımızın beklentilerinin karşılanması için gerekli hamleler mutlaka yapılacaktır.
3 Ekim 2026 tarihli yazılı açıklamada ifade ettiğim gibi, cümle halkın emek ve alın terinin hülasası olan devlet mülkünü omuzlarda taşımak büyük bir sorumluluktur. Devlet mülküne tasallut edenin adalet ve terbiyesi ise devlet ahlakındadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden başlayarak birçok belediyeye uzanan ihale, imar, ruhsat, taşınmaz, iştirak, personel ve kamu harcamaları gibi alanlarda oluşan her türlü çıkar ilişkisi, ceza hukukunu ilgilendiren bir problem olmanın yanında bir ahlak yoksulluğudur. Yargılama süreçleri devam ederken siyasi polemiklerle kişisel gündem oluşturmak yerine, yöneltilen iddialara hukuki zeminde cevap vermek ilgililerin hayrına olacaktır. Mahkemeler, siyasi gösterilerin değil, savunma hakkının esas alındığı yerlerdir. Milletimiz gelişmeleri yakından takip etmekte ve adaletin bir an evvel tecellisini beklemektedir.”
‘Basın özgürlüğü su işleme özgürlüğü değildir, olmamalıdır’
“Soruşturmalar kapsamındaki bir başka konu da basın özgürlüğü tartışmalarına yöneliktir. Özgür basının demokratik toplumların vazgeçilmez unsurlarından biri olduğuna, medyanın kamuoyunu bilgilendirme görevini özgürce yerine getirmesi gerektiğine inanıyoruz. Bununla beraber özgürlük kadar sorumluluğun, reyting kadar da hukukun kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Basın özgürlüğü suç işleme özgürlüğü değildir, olmamalıdır. Nitekim medya kuruluşları da diğer bütün kurumlar gibi hukuk karşısında sorumluluk taşımaktadır. Asıl olan, basın özgürlüğünü savunurken hukuka aykırı eylemlere göz yuman bir hukuksuzluğa düşmemektir. Çünkü basın özgürlüğü demokrasinin güvencesiyse hukuka bağlılık ve etik sorumluluk da bu özgürlüğün temel dayanaklarıdır.
Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve diplomatik başarılarla öne çıktığı, Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerinin kuvveden fiile dönüştüğü, kanunsuzlukların üzerine gidildiği bir ortamda huzur ve güven iklimini sabote etmeye yönelik hiçbir girişim kabul edilemezdir. Sosyal medya üzerinden oluşturulmaya çalışılan algıya, FETÖ hesaplarından yapılan kışkırtıcılığa itibar edilmemeli, resmî açıklamalar doğrultusunda hareket edilmelidir. Türkiye’nin güvensizlik temelinde yönlendirilmiş toplumsal tepkilerle karşı karşıya bırakılması girişimlerinin mutlaka önüne geçilmelidir.
Değerli milletvekilleri, âlim olan Allah’ın âlemleri kuşatan kürsüsü, insanlığa huzur ve bereketi muştulayan, dünyaya düzen ve adaleti veren ilim kapısıdır. İlim kapısı, insanı akli ve ruhi hasletleriyle büyüten, nefsini vicdanıyla törpüleyen, hırsına sağduyusuyla bent olan kemalet makamına açılır. İlim yolunda dergâhına eğri olan odunu bile sokmayan Yunus Emre, “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmez isen, bu nice okumaktır?” mısralarıyla insanı kâmil olmanın yolunun evvela kendini bilmekten geçtiğini ifade etmiştir. Kendini bilmek, kibir aynasını kırarak Rabbin karşısında acizliğini bilmek, sözü ölçüp tartmak, kalemi ise hattı, tarikati ve endazesinde tutabilmektir. Kendini bilmek, ilim ummanında hikmet pusulasıyla yönünü tayin edebilmek, ihlas ile Hakk’a teslim olabilmektir. Kendini bilmek, vav hâlinde geldiği fani âlemde kelamı elif gibi dosdoğru söylemek, hakikat karşısında mim gibi eğilebilmektir. Tanrı Dağları’yla başlayan Türk’ün kutlu yürüyüşü, Horasan’da ilmin kapısından geçerek erenlik makamına erişmiş, Söğüt’e kök salarak İslam medeniyetinin en mütekâmil çağını yaşamış ve yaşatmıştır.
Bu noktada tarihî aktörlerin tarihin akışı içerisinde yerli yerine oturtulmasını, tarihî olayların romantik duygulardan azade, ibret ve kazanım hâline dönüştürülmesi millî bir mesuliyettir. Bu mesuliyet, zararlı fikirler ve miyop gözlüklerle tarihe bakmamak, çoğu zaman popülist siyasetin ideolojik tartışmalarla karaladığı tarih defterinde hakikatin izini sürmektir. Aksi takdirde parçalanmış benlikler, şizofrenik kimlikler ve bölünmüş toplum ile karşı karşıya kalmak kaçınılmaz olacaktır.”
‘Türk Barışı’nın coşkun akan ırmağı Milliyetçi Hareket Partisi’dir’
“Kıymetli milletvekilleri, değerli milletvekilleri, kıymetli misafirler, Milliyetçi Hareket Partisi, tarihin omuzlarına yüklediği bu mesuliyet şuuru ile Türk milliyetçiliği meşalesini taşımaktadır. Çağları aşan Dede Korkut destanında Salur Kazan’ın obası ve otağı fitne ve zulmetin pençesine düştüğünde, “Kurt yüzü mübarektir, onunla danışayım.” diyerek yeniden birliğe ve dirliğe eriştiği millî hafızamızda canlılığını korumaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi, kurulduğu günden bugüne Türk ve Türkiye düşmanlarına karşı vatanını, kimliğini ve töresini koruyan kurt yüzlülerin, şehadetle yürüyen Yusuf yüzlülerin yegâne ortağıdır. Yüksek tarih ve mekân şuurunun, millî mesuliyet duygusunun kutlu davamızda temerküz ve teberrük etmesinin hesab-ı mucibesi, Anadolu’yu Türk-İslam davasıyla mayalayan Ahi Evran’ın “Hak ile sabır dileyip bize gelen bizdendir, akıl ve ahlak ile çalışıp bize geçen bizdendir.” sözüne duyduğumuz derin itimat ve güçlü sadakattir. 20. yüzyıla egemenliğin bila kaydı şart millete ait olduğu millî ve üniter devlet teklifini sunarak bu teklifi cumhuriyetle taçlandıran Türk milliyetçiliği, günümüzde Milliyetçi Hareket Partisi feraset ve riyasetinin de kalkınmış bir devlet, müreffeh bir millet ve devletle milleti aynı ülkede birleştiren medeniyet teklifiyle Türklüğün afakını kuşatmaktadır.”
‘Yol çetin, hava sislidir’
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün satırlarımızda yazılı olan o veciz ifadesiyle temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Cumhuriyetimizin 21. yüzyıldaki kutlu hedeflerinden biri de Türklüğün büyük bir medeni vasfının Anadolu topraklarından bütün cihana yayılacağı hamleyi gerçekleştirmektir. Çatışmaları sulha, ayrışmaları birliklere dönüştürecek Türk Barışı’nın coşkun akan ırmağı Milliyetçi Hareket Partisi’dir. Bu ırmağın ulaştığı menzil ise Türk ve Türkiye Yüzyılı vizyonuyla geniş ve derin Türk ummanıdır. Milliyetçi Hareket’in kadroları bunu gerçekleştirecek müktesebata haizdir. Türk milleti de Milliyetçi Hareket Partisi müktesebatı ile yürümeye hazırdır. Lakin yol çetin, hava sislidir.
‘Siz neyin ve nerenin milliyetçisisiniz?’
“12 Eylül darbesinden sonra Türk milliyetçiliği fikrine ve Milliyetçi Hareket Partisi’ne operasyon çekmeye çalışanlar, bugün de devşirme kavramlar ve nevzuhur odaklarla Türk milliyetçiliğinin temiz kuyularını zehirlemeye çalışmaktadır. Beşinci kol faaliyetleri ve ideolojik manipülasyonlar, Türk milliyetçiliğine yönelik sinsi saldırıların yegâne amacıdır. İkinci yüzyılında köksüz bir cumhuriyet hedefleyenlerin, milliyetçi ülkücü hareketi figüran olarak görenlerin sureti milliyetçi, fikri ve siyaseti gayrisahihdir. Türk milliyetçiliğini etnik şovenizme ve ırkçılığa mahkûm ederek Türk gençliğinin saf duygularını istismar edenlerin gizli ajandasında MHP düşmanlığı vardır. MHP düşmanlığının sergilendiği gölge oyununda Türk milliyetçisi iddiasıyla konuşanlar, yazanlar ve çizenler, siyasi ihtiraslarını, fikrî buhranlarını ve şahsi ihtiraslarını kelamlarını ve kalemlerini satarak tatmin etmektedir. Türk gençliğinin millî hassasiyetlerini tenha köşelerde pazarlık konusu yapanlar, sefil oyunları aşikâr olduğunda Türk gençliğinin öfkesinden nasibini elbet alacaklardır. Buradan soruyorum. Siyasi ikballeri için kendisine oturacak masa arayanlar, milliyetçiliğin mukaddesatını ise oturdukları masalarda meze yapanlar, siz neyin ve nerenin milliyetçisisiniz? Kökü dışarıda mahfillerin mutfağında hazırlanan söylemlerle Türk milliyetçiliğinin huzur ve güven iklimini kirletenler, siz hangi ağızların kelamısınız?”
Milliyetçilik evvel emirde duruş ve şahsiyet meselesidir. Nice münevverlerin ilim ve düşüncesi, ülküdaşlarımızın emek ve gözyaşı ile yeşerttiği Türk milliyetçiliğinin bereketli topraklarına kaçak yapı kurmaya çalışanlar, siz hangi fitne senaryosunun gönüllü kalemlerisiniz?”
Ülkücülere çağrı
“Tarihin coğrafyada Türk akışını bilmeyen cahillere tekrardan hatırlatalım. Türk milliyetçiliği, Türklüğü arkaik ve etnik asabiyete hapsetmek değil, onu güçlü millet şuuru ve yüksek medeniyet ufkuyla yükseltme davasıdır. Kelamı Türkçe söylemek, kalemi Türkçe yazmak, istikbale Türkçe bakmaktır. Türk milliyetçiliği, Yesevi Dergâhı’nda okunan duaya Gül Baba Türbesi’nden amin diyebilmektir. Kaşgar’da söylenen Türkiye, Akmescit’te eşlik edecek kültür kaynağı, Buhara’daki Türk estetiğini Mostar’a taşıyacak medeniyet vizyonudur. Tevatür tarihçiliğiyle coğrafyaya at gözlüğüyle bakanlar, milliyetçilik namına bir hikâye yazamazlar. Millî mukaddesatına sırt çevirenlerin, yabancı kavramlarla düşünenlerin, sloganlarla konuşanların, millî mukadderatı sokakların karanlığında arayanların düşünce ikliminde evvela popülizm, sonrasında vandalizm, en son olarak da faşizm peydah olur. Bunun için diyoruz ki Türk milliyetçiliğinin kurumsal kalesi Milliyetçi Hareket Partisi’dir. Milliyetçilik bayrağı da huzurlu ve bağımsız bir şekilde Milliyetçi Hareket Partisi’nin burçlarında dalgalanmaktadır. Kendisini Türk milliyetçisi addeden ülküdaşlarıma diyorum ki orada burada vaktinizi heba etmeyin. Geleceğimizi şekillendirdiğimiz bir dönemde yanlış yönde saf tutmayın. Gelin bir olalım, diri olalım, lider ülke Türkiye ülkümüzü hep birlikte gerçeğe dönüştürelim.
Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin önünde büyük fırsatlar olduğu kadar önemli sınamalar da bulunmaktadır. O sebeple milletçe günübirlik tartışmaların ötesine geçen, aklı, ahlakı, devlet tecrübesini ve millî iradeyi birleştiren kapsamlı bir gelecek vizyonuna uygun hareket etmek mecburiyetimiz vardır. Stratejik hedefimiz, lider ülke ve süper güç Türkiye’nin inşasıdır. Tüm unsurlarıyla buna uygun bir kapasite oluşturmak ise ortak sorumluluğumuzdur. Kutadgu Bilig’deki üç ayak üzerine olan hiçbir şey bir tarafa meyletmez. Her üçü düz durdukça taht sallanmaz. İfadeleri devlet anlayışımızın temelini özetlemektedir. Bugün bu dengeyi yasama, yürütme ve yargı üzerinden kurmak, hukukun üstünlüğü, güçlü kurumsal kapasite, toplumsal dayanışma ve ekonomik istikrarla bağdaştırmak zorunluluktur. Bu husus, milliyetçilik anlayışımızın bize yüklediği Türkiye sorumluluğunun bir parçasıdır. Milliyetçiliği geçmişliğin hatıralarına indirgeyip bugünü ihmal eden bir anlayış olarak değil, geleneği geleceğin imkânlarıyla buluşturan bir medeniyet davası olarak değerlendiriyoruz. Köklerimize bağlı kalırken bilime, teknolojiye ve evrensel bilgi birikimine açık olmayı, millî kimliğimizi korurken dünyayı anlamayı, tarihimizden güç alırken geleceğin rekabet koşullarına hazırlanmayı öngörüyoruz.”
Süreç
“Terörsüz Türkiye hedefi, bu büyük gelecek tasavvurunun en önemli başlıklarından birisidir. Bu süreçte kararlılık kadar akıl, güvenlik kadar hukuk, devlet otoritesi kadar toplumsal mutabakat ve güven de önemlidir. Sınırlarımızın ötesinde varlığını sürdüren silahlı yapılar, komşu ülkelerin istikrarını bozduğu ölçüde Türkiye’nin güvenliğini de tehdit etmektedir. Bu nedenle terörsüz Türkiye hedefini terörsüz bölge vizyonundan ayrı düşünemeyiz. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin hedefi, güvenliğini sağlamış, millî birliğini güçlendirmiş bir ülke olarak teknoloji üreten, yüksek katma değerli sanayisini geliştiren, tarımda verimliliği artıran, enerjide dışa bağımlılığını azaltan ve gençlerine yeni fırsatlar sunan bir güç hâline gelmektir. Bu amaçla tüm kurumlarımızla birlikte üniversitelerimizin de bu hedefe odaklanması şarttır. Üniversitelerimizin, ülkemizin köklü sorunlarına ve milletimizin daha fazla refah beklentisine cevap verecek bilimsel çalışmalarını ülke yönetimine katkı sağlayacak bir yapıya dönüştürmesi gerekmektedir.”
Fransa’daki protestolar
“Üniversite, bir milletin düşünme kabiliyetini geliştiren, ekonomik üretim kapasitesini yükselten, toplumsal sorunlarını anlamlandıran ve insan gücü yetiştirerek geleceğe ilişkin stratejilerini bilimsel bilgiyle şekillendiren temel kurumlardan birisidir. O sebeple üniversiteleşme ve yükseköğretime erişim alanındaki gelişmeyi ve genişlemeyi, daha nitelikli hâle getirme hamlesiyle desteklemek zorundayız. İlim dünyasında rekabetin, fikir egemenliğimizin ve kültürel bağımsızlığımızın kaleleri olan üniversitelerimiz, “Türkçe bilim dili değildir.” diyen müstemleke zihniyetlerin, kültürel emperyalizmin yerli aparatlarının arka bahçesine dönüşmemelidir. Eleştiri, düşünce ve sorgulama elbette üniversitelerin ilmî merakının temel motivasyonudur. Lakin eleştirel düşünce, Türkiye düşmanlığının, Türk diline ve kültürüne yönelik hazımsızlığın paravanı değildir, olamaz. Üniversitelerimiz bilimin merkezi olduğu kadar hikmetin kapısı, özgür düşünceyi vicdan terazisinde tartan irfan yuvasıdır. Unutmayalım ki hikmetsiz bilgi atıldır. İrfanla beslenmemiş bilim ise batıldır. Üniversitelere yapılan yatırım, gençliğe, geleceğe, ülkemizin aklına, üretim ve teknik kapasitesine yapılan yatırımdır. Türk ve Türkiye Yüzyılı’nı inşa edecek irade ve cesaret, Büyük Atatürk’ün “Türk, övün, çalış, güven.” parolasının birinci muhatabı Türk gençliğidir. Türk gençliği, Mehmet Akif’in sözleriyle, “Yerleri yırtan sel olup taşmalı, dağ demeyip taş demeyip aşmalı.” Bizim gözümüzde her öğrenci Türk genci, korunması gereken bir emanet, her evladımız tek başına bir millî servettir. O sebeple gençlerimizi karanlık hesaplarına alet etmeyi planlayanların oyunlarını bozmalıyız. Gençlerimiz ne Fransa’da başlayan ve neredeyse tüm Avrupa’ya yayılan kaos ve kargaşa üretmeye dönük eylemlere ne de öz benliğinden uzaklaştırılmaya çalışıldığı karanlık senaryolara heves etmeli, tahriklere kapılmalıdır. Vatanın bütün ümidinin onların anlayış, bilgi ve enerjisinde olduğunu unutmadan, bilimin ışığında Türk istiklali ve istikbali için kendilerini yetiştirmeye odaklanmalıdır.”
🗣️Devlet Bahçeli:
“Gençlerimiz ne Fransa’da başlayan ve neredeyse tüm Avrupa’ya yayılan kaos ve kargaşa üretmeye dönük eylemlere ne de öz benliğinden uzaklaştırılmaya çalışılan karanlık senaryolara heves etmemeli”
https://t.co/UfB6fim9yJ https://t.co/UrQFXdetKa
— İlke TV (@ilketvcomtr) October 20, 2026
‘Suriye ve Irak’ta yaşanan bazı olumlu gelişmeler, ümit vericidir’
“Sayın milletvekilleri, kıymetli misafirler, İsrail-Lübnan hattından İran-Yemen eksenine, Hürmüz Boğazı’ndan Bâbülmendep Boğazı’na uzanan istikrarsızlık sarmalının bölgesel ve küresel güvenliği tehdit ettiği mevcut kaos ortamında Suriye ve Irak’ta yaşanan bazı olumlu gelişmeler, bölgenin barış ve huzuru açısından ümit vericidir. Bağdat yönetiminin silahlı yapıların tasfiyesine yönelik girişimleri, Irak Devleti’nin egemenlik sahasının tamamında meşru gücünü yeniden tesis etme iradesinin bir yansıması olmuştur. SDG ve YPG’nin askerî varlığının sona erdirilerek Suriye Devleti’nin kurumlarına entegrasyonu yönünde atılan somut adımlar ise ülkenin toprak bütünlüğü ve siyasi birliği bakımından yeni bir dönemin kapısını aralamıştır. Komşu ülkelerimizde yaşanan bu gelişmeler göstermektedir ki önemli mesafe kat eden Terörsüz Türkiye hedefimiz bölgesel bir boyut da kazanmaktadır.
Diğer taraftan İran İçişleri Bakanı’nın eylül ayında gerçekleştirdiği Ankara ziyareti esnasında, “PJAK ve tüm kolları varlıklarını sona erdirmeli, silahlarını bırakmalıdır.” açıklamasının gereğinin de yerine gelmesiyle bölgesel barış için bir adım daha atılmış olacaktır.”
‘Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs’ta provokasyonlar da devam etmektedir’
“Terörsüz bölge, bir coğrafyada bir arada yaşamaktan başka seçeneği olmayan Türk’ün de, Arap’ın da, Kürt’ün de, cümle halkların da huzuru, barışı, refahı ve mutluluğu için tarihî ve vicdanî mesuliyettir. İnşallah bu hedeflere ulaşacağız. Terörü yerle yeksan edecek, huzuru arşa çıkartacağız.
Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölgeye odaklandığımız bir dönemde Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs’ta provokasyonlar da devam etmektedir. Türkiye’nin güvenlik doktrininde Mavi Vatan’ın stratejik merkezi olan Kıbrıs’ta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti temsilcileri ile Rum tarafının temaslarını dikkatle takip ediyoruz. Rum basınına yansıyan ve yalanlanmayan Kapalı Maraş’ın Birleşmiş Milletler yönetimine verilmesi ve Gazimağusa Limanı’nın Avrupa Komisyonu gözetiminde işletilmesine yönelik iddialar, Kıbrıs Türklüğü’nün egemenlik hakları konusunda vahim bir tablo sunmaktadır. Birleşik Kıbrıs Federasyonu ham bir hayaldir ve Türk egemenliğinin de felaketidir. Rum yönetiminin İsrail’in Kıbrıs karakolu olma misyonunu üstlendiği bu dönemde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan kardeşlerimizi uyanık olmaya davet ediyorum. Ve diyorum ki Kıbrıs asırlardan beri Türktür, ebediyen Türk kalacaktır.”
İsrail ve Suudi Arabistan
“Öte yandan İsrail, bölgesel güvenlik ve istikrarı tehdit eden kışkırtıcı ve yayılmacı politikalarıyla katliamını sürdürmektedir. Bu saldırıların son bulması için uluslararası toplumun caydırıcı ve kararlı bir tutum sergilemesi gerektiğini tekraren vurguluyorum. Yemen kaynaklı istikrarsızlığın ve Suudi Arabistan’da masum sivilleri hedef alan hususi saldırıların sona erdirilmesi için çok taraflı diplomasi mekanizmalarının etkin biçimde işletilmesi gerektiğini hatırlatıyor, Türkiye’nin barış ve istikrarı önceleyen diplomatik yaklaşımını takdirle karşıladığımızı ifade etmek istiyorum. Türkiye, Türk dünyasıyla ekonomik, siyasi, kültürel ve bilimsel bağlarımızı güçlendiren, Avrupa ile ilişkilerimizi karşılıklı çıkarlar temelinde yürüten, Orta Doğu, Kafkasya, Balkanlar ve Afrika’da barış ve kalkınmaya katkı sağlayan çok yönlü dış politikasıyla güvenilen ve itibar edilen bir ülkedir.
Türk Devletleri Teşkilatı, bölgemizde ve küresel seviyede barışa, huzura ve adalete zemin hazırlayacak önemli bir aktördür. Vücut bulacak Türk kuşağı, Türk devletleri ve toplulukları arasındaki diyalog ve iş birliği bağlarını güçlendirerek Türk ve Türkiye Yüzyılı’nı sarıp sarmalayacak. Bağımsızlık ve egemenlik çerçevesinde fırsat ve imkânlar değerlendirilerek Türk devletleri çağın kudretli aktörleri hâline gelecektir. Türk Devletleri Teşkilatı’nın 29-30 Ekim 2026 tarihlerinde ülkemizin ev sahipliğinde düzenlenecek 13. Zirvesi’yle Türk dünyasının kalbi Ankara’da atacaktır. Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümünü tüm Türk dünyası olarak hep birlikte kutlayacak, böylece birlik ve beraberliğimizi dosta düşmana bir kez daha ilan edeceğiz. Değerli milletvekilleri, Türk milletini tarihin yeniden öznesi yapmak, Türk irfanını ilim ve teknikle kuşatmak, vatanımızı barış ve huzur iklimine dönüştürmek için harcadığımız yoğun mesai, gösterdiğimiz gayret meyvelerini vermektedir. Türkiye’yi büyütürken anlamsız gerilimlere ve sebepsiz kutuplaşmalara karşı hep birlikte Türkiye olmak için çalışıyoruz. Türk siyasetine ilkeli, seviyeli ve aklı hep Türkiye olan anlayışını yerleştirmek gayesindeyiz.
Cumhur İttifakı olarak milletimizin her ferdine elimizi uzatıp huzur, güven ve refah dolu bir geleceğin mimarı olacağız. Türkiye’nin yükselmesi için ama, fakat demeden omuz omuza vereceğiz. Ekonomik ve sosyal politikaları, insanımızın onurlu bir yaşam sürme hakkını dikkate alarak şekillendireceğiz. Devletimizin kuruluş ilkelerinin ve Cumhuriyetimizin temel niteliklerinin tavizsiz teminatı olmayı sürdüreceğiz. Bagajı kirli heybesinde Türkiye için bir zerre dahi bulunmayanların bizi anlamasını beklemeyecek, hak bildiğimiz yolda ilerleyeceğiz. Vatan şairi Namık Kemal’in “Bize gayret yakışır, merhamet Allah’ındır. Hukuk-ı âti ne fakirin ne de şeyhin şahındır.” anlayışıyla büyük ülkülerimiz istikametinde yol almaya devam edeceğiz.
Kıymetli arkadaşlarım, 2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ve 2025 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi ile Sayıştay raporları Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmuştur. Öngörülebilirliği artıran, üretim kapasitesini genişleten, sosyal devlet ilkesini güçlendiren bir bütçe olarak tanımlanan 2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’nin milletimize, ülkemize, devlet ve toplum hayatımıza hayırlı olmasını diliyorum. Siz değerli milletvekillerimizin komisyon görüşmelerini yakından takip ederek görüş ve düşüncelerini açıklamalarını, anlamsız münakaşalardan kaçınarak Cumhur İttifakı’nın siyasi doğasına uygun hareket etmelerini ve bütçe sürecine pozitif katkıda bulunmalarını bekliyorum.”




