Minneapolis ICE’a karşı nasıl örgütlendi?

Minneapolis’te ICE’ın sert operasyonlarına karşı mahalle Signal ağları ve günlük devriyelerle büyüyen sivil savunma, Sunrise Movement’ın “lojistik destek hatlarını kesme” stratejisiyle şirketleri de hedef alıyor. Sunrise Direktörü Aru Shiney-Ajay, Hilton örneğinde olduğu gibi “destek sütunlarını” zayıflatarak direnişi savunmadan taarruza taşıdıklarını anlatıyor.

Minneapolis ICE’a karşı nasıl örgütlendi?
  • Yayınlanma: 28 Ocak 2026 10:54
  • Güncellenme: 28 Ocak 2026 11:02

Göçmen bürosunun (ICE) Minneapolis’teki sert müdahalelerine karşı halk, sivil savunma ağları ve şirketlere yönelik “stratejik iş birliğini kesme” kampanyalarıyla yanıt veriyor. İklim değişikliği konusunda siyasi eylemi savunan bir Amerikan siyasi eylem örgütü olan Sunrise Movement  Direktörü Aru Shiney-Ajay Jacobin’den Eric Blanc’ın sorularını yanıtlayarak, Hilton gibi devlere nasıl geri adım attırdıklarını anlatıyor.

Hilton, geçtiğimiz haftalarda ICE görevlilerinin rezervasyonlarını iptal etmiş, ardından özür dilemiş ve iptal maillerinin örgütlenen çalışanları tarafından atıldığını iddia etmişti.

-Son iki aydır Minneapolis’te protestocu olmak nasıl bir duygu?

Sanki bir savaş bölgesinde yaşıyormuşuz gibi. Başta bunu söylemekten çekiniyordum ama her birkaç saatte bir Signal üzerinden ICE (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) ile ilgili bir mesaj alıyorum; üstelik bu olaylar genellikle bana yürüme mesafesinde gerçekleşiyor. İki hafta önce bir arkadaşımın kafasına ICE ajanları silah dayadı; arabalarından sürüklenerek çıkarılan ve gözaltına alınan arkadaşlarım var. Sokakta yürürken her an birinin sizi kapıp kaçırabileceği hissiyle yaşıyorsunuz. Öyle bir noktaya geldi ki, ICE ile olan bir etkileşimi sadece telefona kaydetmek bile vurulma riskini göze almak demek. Bu, taşınması çok ağır bir korku seviyesi.

Öte yandan, hayatımda gördüğüm en örgütlü toplulukla karşı karşıyayım. Minneapolis’te öyle bir yoğunluğa ulaştık ki, her mahalledeki nüfusun en az %4’ü mahalle düzeyindeki Signal gruplarında aktif. St. Paul’de Hmong kökenlilerin yoğun olduğu Frogtown mahallesinde her gün kurduğumuz acil müdahale grubu, sabah saat 11 olmadan bin kişilik üye sınırına dayanıyor. Yani sadece bir mahallede, herhangi bir anda devriye gezen bin kişi var.

-Ortaya çıkan bu toplumsal birlik duygusundan biraz daha bahseder misin?

Hayatım burada geçti ama kendimi hiç bu kadar Minnesotalı hissetmemiştim. Artık sokakta yürürken biliyorum ki, başım sıkışırsa yardımıma koşacak yüzlerce insan var; aynı şekilde ben de onlar için oradayım.

Göz yaşartıcı gaza maruz kalan birini yerden kaldırıp yüzündeki gazı karla temizlediğiniz o yoğun protesto anları var; ama bir de her gün hissedilen o dayanışma duygusu var. Herkes yanında düdük taşıyor. Bir düdük sesi duyduğunuzda insanlar anında o yöne akın etmeye başlıyor. Arkanızın bu kadar sağlam olduğunu hissetmek inanılmaz bir duygu. Şehirce dev bir takım gibiyiz.

Irk ve sınıf ayrımı gözetmeksizin bir dayanışma kası inşa ediyoruz. Bu, solun sıkça konuştuğu bir şeydir ama böylesini hiç tecrübe etmemiştim. Üstelik bunlar profesyonel aktivistler değil, hayatında bir gün bile örgütlenme yapmamış ama bir şeylerin yanlış gittiğini görüp harekete geçmek isteyen sıradan insanlar.

-Korku ve insanların bu korkuyu nasıl aştığına dair neler söylersin?

Her şey küçük adımlarla başlıyor, sonra o küçük şeyler daha riskli hale geliyor ama siz artık geri adım atmak istemiyorsunuz. İlk başta herkese telefonla kayıt yapma eğitimi veriyorduk. Monarca Unidos adlı göçmen grubu, yaklaşık 24.000 kişiye “hukuki gözlemci” rolü için eğitim verdi.
İnsanlar buna hazırdı, sonra bu iş riskli bir hal aldı. Ama insanlar bu kimliği çoktan benimsemişti: “Burada durup kayıt yapabilirim.” Bir başka örnek: Dışarı çıkamayan göçmenlere market alışverişi götürmek başta “düşük riskli” bir işti. Ancak geçen hafta ICE ajanları, market poşeti taşıyan beyazları takip etmeye başladı; bunun onları göçmenlere götüreceğini düşünüyorlar.

Şimdi bu gönüllülere şu eğitimi veriyoruz: Eğer ICE sizi yakalarsa, adres listesini asla dijital ortamda tutmayın. Fiziksel bir kağıda yazın ve yakalanırsanız o kağıdı yiyin. İşte bu tür şeyler cesareti tetikliyor. Yaptığımız şey çok temel: İnsanlara yemek götürmek ve telefonla kayıt yapmak. Bunlara izin verilmediğinde, temel haklarınızın ihlal edildiğini anlıyorsunuz ve bu da bir cesaret dalgası yaratıyor.

-23 Ocak’ta “okul yok, alışveriş yok, iş yok” sloganıyla bir genel grev çağrısı yapıldı. Nasıl geçti?

Gurur vericiydi. Kalabalığın içinde yürürken ağlamaklı olduğum anlar oldu. Birçok insan, özellikle de göçmenler için bu ilk protestoydu. Kuaförlerden şoförlere kadar pek çok kişi işe gitmedi. Küçük işletmelerin kapalı olduğunu gördüm. Ekonomiyi tamamen durdurmak için daha yolumuz var ama sıradan insanların toplumun işleyişi üzerinde söz sahibi olduğu fikrini yaymak bile çok değerliydi.

-Sunrise Movement’ın otellere yönelik çalışmasından bahseder misin?

Minneapolis genelinde harika acil müdahale ağları var ama Sunrise olarak bir de “saldırı” bileşenine ihtiyacımız olduğunu düşündük. ICE’ı nasıl durduracağız?
Kullandığımız çerçeve “destek sütunları” üzerine kurulu. ICE’ın şehrimizde hareket etmesini ve çalışmasını sağlayan somut unsurlar neler? Kiralık araç şirketleri ve otelleri ana sütunlar olarak belirledik. Bu kurumlara şiddet içermeyen yöntemlerle nasıl müdahale edebileceğimizi düşündük.
Aralık başında otel kampanyasına başladık. ICE ajanlarının nerede kaldığını tespit edecek bir altyapı kurduk ve gecenin yarısı otellerin önünde gürültü eylemleri yapmaya başladık. Mantık basit: Eğer otelin önünde gürültü yaparsanız, ICE ajanları orada kalmak istemez, otel de onları ağırlamak istemez. Eğer yeterince otel ICE’ı reddederse, kalacak yer bulamazlar.
Bu strateji meyvelerini verdi. Bir otel ICE’ı ağırlamayı reddetti, bu ulusal çapta haber oldu. Diğer bazı oteller ICE’ı çıkarmak zorunda kaldı çünkü gürültü eylemleri yüzünden personel ve diğer müşteriler rahatsız oluyordu. Şimdi bunu ulusal düzeye taşımak istiyoruz.

-Bu şirketlerdeki çalışanların rolünü nasıl görüyorsun?

Çalışanların örgütlenmesi kilit nokta. Birçok otelde göçmenler çalışıyor ve onlar da ICE’ı orada istemiyor. Bize ICE’ın ne zaman geleceğini haber veriyorlar ya da özellikle gürültü eylemi yapmamızı istiyorlar. Şunu net olarak söylüyoruz: Öfkemiz otel çalışanlarına değil, onlar suçlu değil. Mülke zarar da vermiyoruz. İşçilerle, özellikle sendikalı olanlarla stratejik bir ortaklık kurma fırsatımız var.

-Bu, protesto etmekten veya boykot çağrısı yapmaktan neden farklı?

Ben bunu bir “kaldıraç ve güç” meselesi olarak görüyorum. Sıradan insanların nerede gücü var? O kolları çekmemiz lazım. İşleyen bir demokraside kamuoyunu ikna etmeye çalışırsınız. Ama şu an yaşadığımız şey bir demokrasi değil. Kamuoyunun kararlar üzerindeki etkisi para ve siyasi oyunlar nedeniyle kopmuş durumda.

Sadece Trump’ın ne kadar kötü olduğunu anlatarak bir sonraki seçimi bekleyemeyiz. Rejimin lojistik olarak işleyişini sağlayan mekanizmalara bakmalıyız: Bu insanlar nerede yiyor, nerede uyuyor, paraları nereden akıyor? Oteller, hepimizin kullandığı ve üzerinde nüfuz sahibi olduğumuz yerler. Bu yüzden onları hedef seçtik. Sıradan insanları işin içine katmazsak kazanamayız.

– “Kazanılabilirlik” faktörü neden bu kadar önemli?

Çünkü en büyük engel korku değil, şüphecilik. İnsanlar bir şeyleri değiştirebileceklerine inanmıyorlar. Bu yüzden iddialı ama kazanılabilir hedefler seçmeliyiz. İnsanlara gerçekten gücümüzün olduğunu kanıtlamalıyız. Hilton, Enterprise ve Home Depot gibi şirketleri seçmemizin nedeni bu; bu şirketlerin iş modelleri, bizim uygulayacağımız baskıya karşı çok hassas. Amazon veya Palantir gibi devlerle başlamak yerine, insanların günlük hayatta etkileşime girdiği ve geri adım attırabileceği hedeflerle ivme kazanıyoruz.

-Sendikalar ve sivil toplum kuruluşları bu sürece nasıl dahil olabilir?

Birçok kurum ne yapacağını bilemiyor. Tavsiyem net: Stratejik bir hedef seçin ve tüm gücünüzle üzerine gidin. Sadece e-posta listeniz varsa, insanlara her gün Hilton’dan rezervasyon yapıp iptal etmelerini söyleyin; bu bile dijital bir baskı aracıdır.
Sendikalar için de bu bir işçi sağlığı ve güvenliği meselesidir. Minneapolis’te bir siyahsanız, vatandaş olsanız da olmasanız da güvende değilsiniz. Lojistik işçileri, kamyon şoförleri ICE merkezlerine giden gıdayı durdurabilir. Eğer sendikalar demokrasiyi ve işçiyi korumakta ciddilerse, bu lojistik desteği kesmek için işçi merkezli bir yaklaşım geliştirmeliler. İnsanlar bir şeyler yapmaya aç ve Minneapolis’teki bu ruhun tüm ülkeye yayılacağına inanıyorum.