Almanya’da çağdaş şiirin nabzını tutan en saygın seçkilerden biri kabul edilen Lyrik-Empfehlungen 2026 açıklandı. Listeye bu yıl Kürt şair Yıldız Çakar’ın çift dilli şiir kitabı Mohra Reş / Dunkles Siegel de girdi.
İlke TV’nin sorularını yanıtlayan Çakar, seçkinin kendi şiir yolculuğundan çok Kürtçe edebiyatın görünürlüğü açısından anlam taşıdığını vurguladı.
Çeviri sürecinin yalnızca teknik bir aktarım olmadığını belirten şair, “Çeviri, bir kültürü başka bir coğrafyada yaşatmak demek” ifadelerini kullandı.
Kürt edebiyatının henüz dünya ölçeğinde yeterince görünür olmadığını söyleyen Çakar, mevcut bireysel çabaların ne tam bir tanınma ne de kabul anlamına geldiğini belirtti. Şair, Kürt edebiyatının daha geniş bir dolaşıma girmesi için çeviri olanaklarının ve kurumsal desteklerin artması gerektiğini vurguladı.
Deutsche Akademie für Sprache und Dichtung, Lyrik Kabinett Stiftung ve Haus für Poesie öncülüğünde hazırlanan seçki, her yıl Mart ayında açıklanarak güncel şiiri geniş okur kitleleriyle buluşturmayı amaçlıyor.
Berlin’de yayımlanan kitap, Kürtçe ve Almancayı aynı sayfada buluşturarak sürgün, kimlik ve hafıza temalarını işliyor. Çevirmenler Isabella Bêrîvan ve Mario Pschera’nın katkıları, Tobias Roth’un uyarlamasıyla birleşerek eseri Almanca okur için de erişilebilir kılıyor.
Seçici kurul tarafından modern şiirin dikkat çekici örnekleri arasında gösterilen eserin yazarı Çakar, sorularımızı yanıtladı.
“Mohra Reş / Dunkles Siegel”, bir Kürt kadın şairin sesinin Almancada ilk kez yankı bulmasıyla ayrı bir anlam taşıyor. Bu sesin Almanya’da 2026 Şiir Önerileri listesinde karşılık bulmasını, kendi şiir yolculuğunuzda nasıl bir yere koyuyorsunuz?”
Daha çok romanlarımla tanınsam da aslında şiir yolculuğum daha uzun bir yol. Yaklaşık 30 yıldır bu yolda yürüyorum. Kimi zaman duraksadıysam da umut ve direnişle devam ettiğim bir yol oldu. Mohra Reş’in Almanya’da 2026 Şiir Önerileri listesine girmesinin Kürtçe şiirin hem kendi orijinal dilinde hem de çeviride görünür olmasının önünü açmasını önemli buluyorum. Çünkü jüride bulunan kişiler Alman Dil ve Edebiyat Akademisi, Şiir evi, Alman Edebiyat Fonu, Alman Kütüphaneler Birliğinin ve Şiir Vakfının temsilcileriydi. Bu kurumlar Almanya’nın dil ve edebiyat alanındaki en güçlü kurumları. Kendi şiir yolculuğumda pek bir değişiklik olmasa da Kürtçe edebiyatın görünürlüğü, konuşulması ve tartışılması açısından önemli.
“Çeviri, bir kültürü başka bir yerde yaşatmanın yolu”
“Kürtçeden Almancaya uzanan bu şiir yolculuğunda, dil sizin için bir sınır mıydı, yoksa yeni anlam katmanları açan bir imkâna mı dönüştü?”
Dil sınırları varmış gibi olan fakat aslında sınırsız olandır. Çünkü yaşamla paraleldir. Sürekli kendini yeniler, çoğaltır, üretir -tabi bunlar yoksa kendini yok da edendir. Kürtçe yazan biri olarak çocukluğumdan bugüne kadar hep dezavantajlıyım. Kendi çabamla öğrendiğim, kendim tercih ederek yaptığım edebiyatın başka dillere çevrilmesinin, bırakın bir yeni anlam katmanı açan imkânı, çevrildiği dilde de kendini önce dil olduğunu kanıtlaması gerekiyor. Bir şiir kitabının çeviri süreci galiba bir kitapla ancak özetlenebilir ki bunda hiç mübalağa yapmıyorum. Ha, evet, yine de soruna şu şekilde cevap vereyim: Hem İngilizce hem de Almanca çeviri süreçlerine katıldım. Anlam ve diller arası köprüde çeviri o kadar önemli ki bir kültürü dünyanın başka bir yerine taşıyor ve orada onu yaşatıyor ya da yaşamasına izin veriyorsunuz. Çeviri, anlam katmanını açan bir imkândan çok daha fazlası.
Mohra Reş’in çeviri süreci bir şiir kitabına göre çok uzun sürdü. Ve ayrıca Berivan Isabella’dan sonra ben, Tobias Roth ve Mario Pschera ile beraber günlerce sadece anlamsal değil, sesi, melodisi üzerinde de çalıştık. Bu konuda Tobias Roth‘un emeği çok büyüktür.
“Mitoloji dedikleri şey, bizde yaşamın ta kendisi”
“Kürt edebiyatı, uzun yıllar sesi kısılmış, görünürlüğü gölgede kalmış bir alan olarak varlığını sürdürdü. Bu başarıyı, şiirin nihayet duyulan sesi olarak bir ‘tanınma’ mı, yoksa gecikmiş bir kabulün yankısı olarak mı değerlendiriyorsunuz?”
Her ikisi de değil. Kürt edebiyatı henüz dünyaya tam olarak açılmış değil. Henüz Kürt edebiyatının çeviri araçları, aracı kurumları yok. Bundan dolayı bireysel çabalar ne tam olarak bir tanınma ne de tam olarak bir kabul olabilir. Ne zamanki dünyanın herhangi bir yerinde Kürtçeden çevrilmiş romanlar veya şiirler bulunabilirse, o zaman bir “tanınmadan” veya “kabulden” söz edebiliriz ki aslında ben bu “kabul” kelimesini de sorunlu bulduğumu söylemeliyim. Yaşayarak deneyimlediklerimden sonra engelenme, görmeme, yokmuş gibi yapma boyutu günümüz ile alakalı değil çok daha derin ve çok daha tarihsel olduğunu düşünüyorum.
Ayrıca başımızdan geçen her türlü “imkânsız” gibi görünen olayları anlattığımız bu şiir ve hikâyelerde sürekli bizi mistik, mitolojik olarak değerlendiren bir bakış açısı var ki, bizimle beraber Karacadağ’dan Mardin Ovası’na kadar yürüseler bilecekler ki mitoloji dedikleri şey onlara sadece anlatı iken bizde yaşamın ta kendisi.




