Nakba’dan sürgüne: Edebiyatın hafızası
Kıvanç Eliaçık 20 Mayıs 2026

Nakba’dan sürgüne: Edebiyatın hafızası

Filistin edebiyatının modern karakteri 20. yüzyılın başında şekillenmeye başladı. İngiliz Mandası, Siyonist işgal, toprak kaybı ve Arap kimliğini savunma ihtiyacı Filistin edebiyatının ilk büyük konuları oldu. Önce şiir öne çıktı… İbrahim Tukan, Abdülkerim el-Kermi, Ebu Selma gibi şairler Filistin’in toprağını, halkını ve özgürlük arzusunu yazdı.

Yayıncılık, arşivcilik, şehir hayatı ve okur çevreleri sürekli kesintiye uğradığı için roman ve öykü daha geç gelişti. Buna rağmen Halil Beydes, İshak Musa el-Hüseyni, Cebra İbrahim Cebra gibi isimler erken dönemde anlatı türlerinin yolunu açtı. Cebra’nın 1946 yılında Kudüs’te yayımlanan kitabı “Uzun Bir Gecede Çığlıklar” modern Filistin romanının başlangıcı olarak kabul edilir.

Filistin edebiyatı; toprak kaybı, sürgün, geri dönüş arzusu ve ulusal kimlik gibi temel temalar etrafında şekillenir. Yoksulluk, işgal, kamp yaşantısı ve kadınların gündelik direnci roman ve öykülerin ana damarlarını oluşturur. Tek bir merkezde doğmayan bu edebiyat; Kudüs’ten Gazze’ye, Beyrut’tan Şam’a, Avrupa’dan ABD’ye uzanan geniş bir coğrafyada, farklı kollar halinde gelişmiştir. İşgal altında veya sürgünde hayatta kalma mücadelesi veren Filistinlilerin diliyle kaleme alınmıştır. Filistin edebiyatı halkı gibi parçalıdır. Ama bu parçaların ortak noktası vardır: Filistin kimliğini korumak.

Filistin edebiyatının en büyük kırılması 1948 Nakba’sıdır. Nakba yalnızca yüz binlerce Filistinlinin evlerinden sürülmesi değildir. Aynı zamanda bir toplumun, kültürün ve gündelik hayatın parçalanmasıdır. Köyler boşaltıldı, aileler dağıldı, halk kamplara ve sürgüne savruldu. Evlerin anahtarları, tapular, aile fotoğrafları, köy adları ve sözlü edebiyat birer hafıza nesnesine dönüştü.

Nakba’dan sonra Filistin romanı ve öyküsünde ev, anahtar, zeytin ağacı, kamp, yol, sınır ve geri dönüş sık sık karşımıza çıkar. Bunlar bir halkın kaybettiği dünyayı hatırlama biçimidir.

Gassan Kanafani bu dönüşümün en güçlü yazarlarından biridir. Güneşteki Adamlar adlı kısa romanında üç Filistinli, daha iyi bir hayat umuduyla Kuveyt’e gitmeye çalışır. Bir su tankerinin içinde saklanırlar. Bu hikâye, Nakba’dan sonra vatansız bırakılan, emeğini satmak için sınırları aşmaya çalışan insanların trajedisini anlatır. Daha doğrusu anlatmaktan çok gösterir…

Romanın sonundaki “Neden duvarlara vurmadınız?” sorusu, Arap edebiyatının en sarsıcı sorularından biridir. Bu soru teslimiyete ve ihanete yöneltilmiş bir sorudur… Güneşteki Adamlar işgal ve sürgün kıskacındaki halkın en gürültülü sessizliğidir.

Kanafani’nin Hayfa’ya Dönüş adlı novellası Nakba’nın başka bir yüzünü gösterir. Yıllar önce Hayfa’dan ayrılmak zorunda kalan bir çift, eski evlerine döner. Ev artık başkasının evidir. Geride bırakmak zorunda kaldıkları çocukları da başka bir kimlikle büyümüştür. Bu öykü, geri dönüş fikrinin ne kadar acı ve karmaşık olduğunu gösterir.

Kanafani’de mesele yalnızca ulusal bir hak arayışı değildir. Toprağından koparılan köylü, kampta yoksullaştırılan mülteci ve emeğini satmak için sınırı geçen işçi aynı düzenin kurbanlarıdır. Bu yüzden onun edebiyatı sosyalist ve anti-emperyalist bir okuma için eşsiz bir zemin sunar. Kanafani’nin sayfalarında sömürgecilik, sınıfsal sömürüden ayrı değildir.

Emil Habibi ise içeride kalan Filistinlinin yazarıdır. Sürgünde değildir; ama kendi yurdunda yabancılaştırılmıştır. Said’in Gizli Hayatı, Filistin edebiyatında kara mizahın en güçlü örneklerinden biridir. Habibi, işgal altındaki hayatın saçmalığını, korkusunu ve aşağılanmasını mizahla anlatır. Filistin edebiyatı yalnızca ağıt yakmaz; acının içinden sert bir gülümseme de çıkarır.

1967 yenilgisi, yani Naksa, Filistin edebiyatında ikinci büyük kırılmadır. Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’ün işgaliyle yeni bir dönem başlar. Arap devletlerinden beklenen kurtuluş fikri zayıflar. Filistinliler kendi örgütlü mücadelelerine daha fazla yönelir. Bu dönemde roman ve öykülerde yalnızca kayıp ve sürgün değil; bilinçlenme, kamp hayatı ve mücadele fikri daha açık hale gelir.

Filistin ulusal kurtuluş hareketi ile edebiyat arasındaki bağ da burada güçlenir. 1960’lardan sonra birçok yazar gazeteci, tanık, sürgün ve siyasal mücadelenin parçasıdır. Kanafani bunun en açık örneklerinden biridir. Ama iyi Filistin edebiyatı bildiri gibi davranmaz. Ulusal kurtuluş fikrini insan hikâyeleriyle anlatır.

Öykü türü Filistin deneyimine çok yakındır. Çünkü Filistin hayatı çoğu zaman parçalıdır. Bir kontrol noktası, bir kamp sokağı, bir bekleyiş, bir kapı önü, bir haber, bir kayıp… Öykü, bu kısa anlarda büyük tarihi yakalayabilir.

Semira Azzâm bu alanda önemli ama yeterince bilinmeyen bir isimdir. Küçük Şeyler ve Büyük Gölge gibi kitaplarında kadınların, ailelerin, sürgünün ve gündelik hayatın içindeki kırılmaları anlatır. Azzâm, Filistin trajedisini büyük politik cümlelerle değil, insan ilişkilerindeki sessiz acılarla gösterir.

Kadın yazarlar Filistin edebiyatına önemli bir damar açmıştır. Çünkü işgal ve sürgün yalnızca cephede ya da kampta yaşanmaz. Evde, aile içinde, kadın bedeninde, annelikte, emekte ve gündelik hayatta da yaşanır. Sahar Halife’nin romanlarında Filistin mücadelesi ile kadınların özgürleşme mücadelesi yan yana yürür. Dikenli İncirler ve Ayçiçeği bu açıdan önemli eserlerdir. Adania Şibli ise Küçük Bir Ayrıntı’da işgal şiddetini sessiz ama sarsıcı bir dille anlatır.

Mahmud Şukeyr kısa, yoğun ve sade öyküleriyle bilinir. Onun metinlerinde dil ekonomiktir; ama bu sadelik Filistin gündeliğinin ağırlığını taşır. Gazze’de yazılan öykülerde ise kuşatma belirleyici bir temadır. Biliyorum Bir Gün Bir Ülkemiz Olacak’ın yazarı Atıf Ebu Seyf gibi isimler Gazze’deki hayatı haber dilinin dışına çıkararak içeriden anlatır.

Sürgündeki Filistinliler için edebiyat başka bir anlam taşır. Filistin’den uzakta doğan kuşaklar için romanlar ve öyküler, hiç görülmemiş bir memleketle bağ kurmanın yoludur. Dedesinin köyünü hiç görmemiş bir çocuk, o köyü bir romanda tanır.

Yakın dönem Filistin anlatısında İbrahim Nasrallah’ın Beyaz Atlar Zamanı romanı da özel bir yerde durur. Roman, Filistin’in modern tarihini yalnızca büyük siyasi olaylarla değil, kuşaklar boyunca değişen köy hayatı, aile bağları ve direniş duygusuyla anlatır. Susan Abulhawa’nın Filistin Sabahları ise diaspora edebiyatının güçlü örneklerinden biridir. Nakba’dan mülteci kamplarına, sürgünden kimlik arayışına uzanan bu roman, Filistin’den uzakta doğan kuşakların hafızayla kurduğu bağı görünür kılar. Lübnanlı yazar İlyas Huri’nin Güneşin Kapısı romanı da bu hatta anılmayı hak eder. Huri Filistinli değildir; ancak Filistinli mültecilerin anlatılarından beslenen bu büyük roman, kampların kolektif hafızasını edebiyatın merkezine taşır. Böylece Filistin edebiyatı yalnızca Filistin’de yazılan metinlerden ibaret kalmaz; sürgünde, kampta ve diasporada çoğalan bir hafıza alanına dönüşür.

Oslo sonrası dönemde Filistin edebiyatının dili bir kez daha değişir. Büyük zafer vaatleri zayıflar. Hayal kırıklığı, öfke, parçalanmışlık ve iç eleştiri öne çıkar. Çünkü Oslo, birçok Filistinli için özgürlükten çok yarım kalmışlık anlamına gelir. Toprak parçalanmaya devam eder, yerleşimler büyür, kontrol noktaları çoğalır. Bu dönemde roman ve öykü yalnızca İsrail işgalini değil, Filistin siyasetinin çıkmazlarını, bürokrasiyi, sınıfsal eşitsizlikleri ve umutsuzluğu da anlatır.

Filistin müziğinde şarkıların, sinemasında filmlerin yaptığını; edebiyatta roman ve öykü yapar: Kaybı kayda geçirir, sürgünü anlatır, direnişi kelimelerle güçlendirir.

Bir halkın toprağı işgal edilebilir, şehirleri bölünebilir, evleri yıkılabilir. Kitapları yasaklanabilir, yazarları öldürülebilir. Ama o halkın hikâyesi yok edilemez.

Yazıda bahsi geçen kitaplar

Adania Şibli, Küçük Bir Ayrıntı, 2017, Can Yayınları.

Cebra İbrahim Cebra, Uzun Bir Gecede Çığlıklar, 1946

Emil Habibi, Said’in Gizli Hayatı, 1974

Gassan Kanafani, Güneşteki Adamlar, 1963 (Metis Yayınları)

Gassan Kanafani, Hayfa’ya Dönüş, 1969 (Otonom Yayıncılık)

İbrahim Nasrallah, Beyaz Atlar Zamanı, 2007 (Bilgi Yayınevi)

İlyas Huri, Güneşin Kapısı, 1998, (Hece Yayınları)

Sahar Halife, Ayçiçeği, 1980

Sahar Halife, Dikenli İncirler, 1976

Semira Azzâm, Büyük Gölge, 1956, 

Semira Azzâm, Küçük Şeyler, 1954, (Farabi Kitap)

Susan Abulhawa, Filistin Sabahları, 2006 (Everest Yayınları)

Atıf Ebu Seyf, Biliyorum Bir Gün Bir Ülkemiz Olacak, 2024 (Pınar Yayınları)

* Filistin edebiyatı hakkında daha detaylı bilgi edinmek isteyenlere, akademisyen ve çevirmen Mehmet Hakkı Suçin’in çalışmalarını tavsiye edebilirim. Arap edebiyatının Türkçeye kazandırılmasında paha biçilemez katkıları olan Suçin’in, ‘Filistin’in Kültürel Direnişi’ başlıklı etkinlikte yaptığı sunumu izlemek için buraya tıklayabilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=1s8XnUT7CVs

 

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.